ÖZEL- Miroğlu: Diyarbakır Cezaevi etnik hınç ve öfkenin mekanıydı

13 Nisan 2026 20:48

"Posta Kutusu 213 Diyarbakır" belgeselinin senarist ve yönetmeni Orhan Miroğlu, “Bir Türkleştirme projesi gibi olan Diyarbakır Cezaevi etnik hınç ve öfkenin mekanıydı, Dersim gibi, tıpkı Şeyh Said gibi. Bunlar Türkiye’nin bir hafıza stokudur. Bu belgesel de bu hafıza stokunu eritmeyi hedefliyor yani bir yüzleşme, bir hafızaya davet ve bir keşfe yolculuk” dedi.

ÖZEL- Miroğlu: Diyarbakır Cezaevi etnik hınç ve öfkenin mekanıydı

RûpelNews - Türkiye’nin en karanlık dönemlerinden biri olan 12 Eylül 1980 askeri darbesi ile sembolleşen Diyarbakır Cezaevi, yeni bir belgesel ile bu kez sadece işkenceye uğrayanların değil aynı zamanda "sistemin içindekilerin" de gözünden anlatılıyor.

RûpelNews'ten Ercan Dağ'a konuşan belgeselin yönetmeni Orhan Miroğlu, "Posta Kutusu 213 Diyarbakır" belgeselinin daha önce hiç yayınlanmamış belge ve dönemin tanıklarıyla cezaevinde yaşanılanları farklı bir boyutla ele aldıklarını kaydetti.

Belgeseli yazıp yöneten eski AK Parti Milletvekili yazar Orhan Miroğlu, belgeselde dünyanın en kötü şöhretli 10 cezaevi arasında yer alan Diyarbakır Cezaevinde yaşanan işkenceleri belge ve tanıklarıyla anlatarak bunun bir ‘yüzleşme’ ve ‘hafızaya bir davet’ olduğunu ifade etti.

Miroğlu, “Belgeseli yapma amacım yüzleşmeyi sağlamak, çünkü Türkiye kendi hafıza stoklarını inkar ederek değil yüzleşerek eritmelidir” dedi.

“Diyarbakır Cezaevi bir askeri doktrinasyon merkeziydi”

Diyarbakır Cezaevi’nin askeri darbe zamanı özel bir misyon üstlendiğini vurgulayan Miroğlu, “burayı sadece bir işkence merkezi olarak görmedim burası bir askeri doktrinasyon merkeziydi” diyerek sözlerine şöyle devam etti:

“Burası aynı zamanda bir etnik hınç ve öfkenin mekanı gibiydi. Yani tutuklulara mesela gelir gelmez sorulan temel soru tutuklunun mensup olduğu örgüt falan ötesinde şuydu. ‘Türk müsün, Kürt müsün?’ Kürdüm diyen tutuklular çok amansız işkencelere tabip tutuluyorlardı. Cezaevinin bütün duvarları, koğuşların duvarları, koridorun duvarları böyle ırkçı, şovenist, sloganlarla dolu. Yani bir türkleştirme projesi gibi. Burada başka bir aşamada seyrediyordu. O aşamada etnik hınç ve öfkeye dayalı bir aşamaydı. Mesela Yüzbaşı Esat, hatırlıyorum cezaevinin her yerinden dinlenebilen konuşmalar yapardı. Ve derdi ki, ‘Size öyle bir program uygulayacağım ki buradan dışarı çıktığınız zaman kendinizi tanıyamayacaksınız.’

“Diyarbakır Cezaevi, Dersim, Şeyh Said hepsi Türkiye’nin hafıza stoku”

Belgesel ile, “Tarihe bir kayıt düştük” diyen Miroğlu Türkiye’nin geçmişte yaşanan acı olaylar ile yüzleşmeden ‘hafıza stoklarını’ eritemeyeceğini dile getirerek, “Yüzleşme olacağına dair umudum var, umudum olmazsa bu yaşta neden böyle şeylerle uğraşayım ki? Doğru bir yere gidebilmesi için Türkiye'nin hani Kürtlerle işte demokrasi mi yapacak barış mı yapacak her neyse PKK'nin silahlarını mı alacak ne yapacaksa bu geçmişle inkara başvurmadan yüzleşmek zorunda diyoruz. Belgeseli yapmadaki hareket noktam da budur. Dolayısıyla bu bir hafıza stokudur. Yani tıpkı Dersim gibi, tıpkı Şeyh Said gibi. 49'lar hadisesi, 27 Mayıs, Sivas toplama kampı hani nerede? Bunlar Türkiye'nin bir hafıza stokudur” dedi.

“Belgeselde cezaevinde görevli askerler konuşuyor”

“Belgeselde cezaevinde olanları orada görev yapmış askerlerden dinleyeceğiz” diyen Miroğlu, “O Ağrılı asker ile iki farklı tarihte, 2014'te yaptığım röportajlar ve bir de belgesel sürecinde, yani 2025-2024'te yaptığım röportajlardan faydalandım tabii. Orada seyirci bunu görecek. Şimdiye kadar pek de kullanılmamış bazı özel gazetecilerin arşivlerinden yararlandık. Ve tam da noktayı koyarken Diyarbakır Cezaevi'yle ilgili 70-80'e yakın fotoğraf bulduk. Mesela yüzbaşı Esat'ın meşhur köpeği var. Co’nun gerçek fotoğrafını bulduk. Bir köpek daha var yanında, bir asker. İkisinin de tasmasından tutmuş. O çok orijinal bir fotoğraf ve ilk defa belgeselde yer almış olacak. Yine Diyarbakır Cezaevinin etrafında mesela 7-8 tane tank var. Yani koruma amaçlı kurulmuş. Bir de bizi mahkemelere götürüp getiren karanlık bir araç var. Bunlar belgeselde ilk defa seyircinin görebileceği şeyler” dedi.

Belgesel Cannes Film Festvali'nde

100’e yakın uluslararası film festivaline gönderilmesi planlanan belgesel şimdiden Cannes Film Festivali’ne de gönderildi. Belgesel 13-14 Nisan’da Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde izleyicilerle buluşacak.