Her halkın tarihinde bir dönüm noktası vardır. Kimi halklar zaferle büyür, kimi halklar yenilgiden yeniden doğar. Kürtler ise yüzyıllar boyunca defalarca kırılmış, ama her kırılıştan sonra yeniden ayağa kalkmayı öğrenmiş bir halktır.
Bu anlatı bir mağduriyet edebiyatı değildir. Bu, tarihle yüzleşme ve hafızayı diri tutma çabasıdır.
Malazgirt’ten itibaren Kürtler, Anadolu’nun doğusunda kurulan yeni düzenin en önemli dayanaklarından biri oldu. Aynı dine inanmanın ve ortak düşmana karşı savaşmanın kardeşliği kuracağına inanıldı. Kürt beyleri sınırları korudu, ordulara asker verdi, yollar açtı. Uzun yıllar boyunca bu ortaklık sürdü. Ancak zamanla merkezîleşme politikaları güç kazandıkça, Kürt beylikleri birer birer ortadan kaldırıldı. Botan’dan Hakkâri’ye kadar uzanan eski düzen tasfiye edildi.
Osmanlı Devleti son yüzyılına girdiğinde, doğu vilayetleri yine savaşların yükünü taşıyordu. Birinci Dünya Savaşı yalnızca devletlerin savaşı değildi; aynı zamanda Anadolu ve Mezopotamya’nın halklarını derinden sarsan büyük bir felaketti.
1915 yılında Ermeni halkı kitlesel tehcir ve katliamlarla karşı karşıya kaldı. Aynı dönemde Doğu Anadolu’nun Kürt nüfusu da savaşın, zorunlu göçlerin, kıtlığın, salgınların ve askerî seferberliğin ağır sonuçlarını yaşadı. Binlerce aile dağıldı, köyler boşaldı, kuşaklar koparıldı.
Sarıkamış Harekâtı ise bu trajedinin en acı sayfalarından biri olarak tarihe geçti. Yetersiz hazırlık, ağır kış koşulları ve kötü lojistik nedeniyle on binlerce asker yaşamını yitirdi. Bu askerler arasında Doğu vilayetlerinden silah altına alınmış yüz binlerce Kürt genci de bulunuyordu. Kürt toplumunun hafızasında Sarıkamış, yalnızca askerî bir yenilgi değil; genç bir kuşağın karlar altında ve günlerce cephelerde kayboluşunun simgesidir.
Cumhuriyet’in kuruluşuyla birlikte Kürtler, yeni devletin vatandaşları olarak eşit haklar bekledi. Ancak izleyen yıllarda uygulanan dil yasakları, kürdün tamamıyla yok sayılması ve inkar edilmesi buna karşılık Kürdün hak talepleri sonucu isyanların sert biçimde bastırılması, zorunlu iskân politikaları ve kültürel inkâr, Kürt toplumunda derin bir kırılma yarattı. Kürt kimliği uzun yıllar resmî söylemde reddedildi; dil, kültür ve tarih kamusal alandan dışlandı. Bugün bile bu dışlanma her alanda sürdürülmektedir.
Bu nedenle bugün Kürtlerin hafızasında “kardeşlik” sözü yalnızca bir ideal değil, aynı zamanda geçmiş deneyimlerin süzgecinden geçirilen bir kavramdır. Bir halk, yaşadığı acıları unutarak geleceğini kuramaz. Hafıza, intikamın değil; hakikatin temelidir.
Kürtler bugün yalnızca var olmak için değil; kendi toprağında özgürce yaşayabilmek; dillerini, kültürlerini, tarihlerini ve kimliklerini gelecek kuşaklara aktarabilmek için mücadele ettiklerini ifade etmektedir. Bu mücadele, geçmişte yaşanan kırılmaların unutulmaması kadar, geleceğin daha adil ve eşit kurulabilmesi umudunu da taşır.
Çünkü bir halkın en büyük yenilgisi, yalnızca toprağını kaybetmesi değildir. Asıl yenilgi, hafızasını kaybetmesidir. Hafızasını koruyan halk ise, ne kadar ağır bedeller ödemiş olursa olsun, yeniden ayağa kalkmanın yolunu bulabilir.
Bu yazıdaki görüşler tamamen yazarın şahsına münhasırdır; RûpelNews'in yayın politikasıyla bağdaşabilir veya farklılık gösterebilir. Kurumumuz içerikten sorumluluk kabul etmez.
