Makale

MEHDİ ABİ’Yİ ANARKEN

Mehmet Tanboğa
Mehmet Tanboğa 01 Eylül 2026
MEHDİ ABİ’Yİ ANARKEN

Diyarbakır Askeri Cezaevi’nin o karanlık ve işkenceli yıllarında Mehdi Abi’yle birlikte kaldık. Aynı hücrelerde, aynı koğuşlarda, aynı koridorlarda yürüdük. Birlikte dayak yedik, birlikte işkence gördük. Aynı zulmün, aynı baskının ve aynı karanlığın içinden geçtik.

Ama Mehdi Abi’yi yalnızca birlikte hapis yattığım, birlikte işkence gördüğüm bir insan olarak hatırlamıyorum. Onu, en ağır koşullarda bile çevresindeki insanlara güç veren, moral veren, direnme duygusunu ayakta tutan bir insan olarak hatırlıyorum.

O yıllarda Diyarbakır Cezaevi’nde insanın yalnızca bedenine değil, iradesine ve onuruna da saldırıyorlardı. Ama bazı insanların varlığı, bütün bu saldırılara rağmen insana yeniden güç veriyordu. Mehdi Abi de böyle bir insandı. Duruşuyla, oturuşuyla, bakışıyla bile bize moral verirdi. Fazla konuşmasına gerek yoktu. Nasıl durduğu yeterdi.

Onunla aynı hücrede kaldığımız bir dönemi hiç unutmadım.

Aşağı yukarı bir hafta, belki on gün bize doğru dürüst yemek verilmemişti. Açlık artık dayanılmaz bir hâle gelmişti. Hücrede ne varsa ona bakıyorduk. Bir gün Mehdi Abi bize dönerek:

“Bakın, bir soğanımız var. Biraz sütümüz var, biraz da tahinimiz var. Ben size şimdi harika bir yemek yaparım.”

dedi.

Elindeki soğanı ince ince doğradı. Hücrede bulunan küçük tabak a süt ekledi, ardından tahini üzerine kattı ve hepsini karıştırmaya başladı.

Sonra birlikte yedik.

Bugün aradan bunca yıl geçmiş olmasına rağmen, Mehdi Abi’nin bize yaptığı o yemeğin tadını hâlâ unutmadım. İnanın, o tadı başka hiçbir yerde bulamadım. Belki de o yemeği unutulmaz yapan yalnızca soğan, süt ve tahin değildi. O yemeğin içinde dayanışma vardı, kardeşlik vardı, paylaşma vardı. En ağır koşullarda bile insan kalabilmenin, birbirine sahip çıkabilmenin anlamı vardı.

Açlığın, işkencenin ve zulmün ortasında Mehdi Abi bize yalnızca yemek yapmamıştı. Bize moral vermişti. “Biz hâlâ insanız, hâlâ birlikteyiz ve hâlâ direniyoruz” duygusunu yaşatmıştı.

Mehdi Abi’nin hayatındaki duruşun anlamını bugün daha iyi anlıyorum.

Belki de hepimizden fazla işkence gördü. Çünkü o, Diyarbakır gibi Kürdistan’ın en önemli kentlerinden birinde belediye başkanlığı yapmış, halk tarafından tanınan ve sevilen bir insandı. Askeri faşist yönetim, onun yalnızca bir tutuklu olarak varlığını değil, temsil ettiği toplumsal iradeyi de kabul etmek istemiyordu.

Çünkü Mehdi Abi’nin varlığı bile başlı başına bir moral kaynağıydı.

Cezaevinde insanları yalnızlaştırmak, birbirinden koparmak, iradelerini kırmak istiyorlardı. Fakat Mehdi Abi gibi insanların varlığı bu hesabı bozuyordu. Onun duruşu, gençlerin üzerinde doğrudan bir etki yaratıyordu. Bazen bir bakışı, bazen bir sözü, bazen hiçbir şey söylemeden sadece dimdik durması bile bize güç veriyordu.

Ben Mehdi Abi’yi böyle hatırlıyorum.

Birlikte kaldığım, birlikte dayak yediğim, birlikte işkenceden geçtiğim bir yoldaş olarak… Ama bundan daha önemlisi, en zor zamanda bile insanlara umut ve moral verebilen bir ağabey olarak.

Bugün onun hakkında konuşurken, o günlerin ruhunu ve gerçekliğini unutmamak gerekir. O günleri yaşamamış olanların bugünden bakarak yapacağı değerlendirmeler elbette olabilir. İnsanlar eleştirilebilir, siyasi görüşleri tartışılabilir, tercihleri sorgulanabilir. Fakat bütün bunlar, bir insanın tarihsel koşullar içindeki duruşunu ve yaşadığı bedeli yok sayma hakkı vermez.

Ben Mehdi Abi’yi tartışmaların ötesinde, önce bir insan olarak hatırlıyorum.

Diyarbakır Cezaevi’nin karanlığında yanımızda duran, bizimle birlikte işkence gören, açlığı bizimle paylaşan ve küçücük bir hücrede bir soğandan, biraz sütten ve biraz tahinden bize dünyanın en güzel yemeğini yapan Mehdi Abi’yi…

Ve yıllar geçmesine rağmen o yemeğin tadını hâlâ unutmadım.

Çünkü bazı tatlar damakta değil, hafızada kalır.

Mehdi Abi’nin bize bıraktığı da yalnızca bir yemek değildi.

Bir insanın en ağır koşullarda bile nasıl insan kalabileceğinin hatırasıydı.

Seni sevgiyle, saygıyla ve minnetle anıyorum Mehdi Abi.

Diyarbakır Cezaevi’nin o karanlığında birlikte yürüdüğümüz günleri, birlikte yediğimiz o küçücük yemeği ve senin bize verdiğin o büyük morali hiç unutmayacağım.

Bu yazıdaki görüşler tamamen yazarın şahsına münhasırdır; RûpelNews'in yayın politikasıyla bağdaşabilir veya farklılık gösterebilir. Kurumumuz içerikten sorumluluk kabul etmez.