Kürt halkına yönelik siyaset, uzun yıllar boyunca yalnızca güç kullanılarak değil, aynı zamanda söylemler aracılığıyla da şekillendirildi. Her dönemin kendi dili, kendi gerekçesi vardı; fakat değişmeyen bir gerçek vardı: Kürtlerden sabır istendi, fedakârlık istendi, beklemeleri istendi. Hak ise hep başka bir zamana ertelendi.
Bir dönem, “Biz ümmet kardeşiyiz.” denildi. Oysa kardeşlik, sadece aynı dine inanmakla değil, aynı haklara sahip olmakla anlam kazanır. Gerçek kardeşlikte biri efendi, diğeri misafir olmaz; biri konuşurken diğeri susmaya zorlanmaz. Eğer bir kardeş kendi diliyle eğitim göremiyor, kültürünü özgürce yaşayamıyor ve kimliğini sürekli savunmak zorunda kalıyorsa, orada kardeşlik söyleminin ne kadar hayata geçtiği sorgulanır.
İran’da ise farklı bir söylem öne çıktı: “Biz aynı soydanız, aynı milletiz.” Ortak kökene yapılan vurgu, Kürtlerin ayrı bir halk olarak kimliklerini koruma taleplerini ortadan kaldırmaz. Ortak geçmiş, farklı kimliklerin varlığını inkâr etmeyi gerektirmez. Tam tersine, ortak geçmiş ancak karşılıklı saygıyla anlam kazanır.
Türkiye’de ise yıllarca “Etle tırnak gibiyiz.” benzetmesi tekrarlandı. Ancak bu benzetmeye eleştirel yaklaşanlar şu soruyu sorar: Eğer etle tırnak gerçekten ayrılmazsa, neden uzayan hep tırnak diye görülüp kesilir? Neden bedel ödeyen, kimliğini ispatlamak zorunda kalan hep aynı taraftır? Bu benzetme, eşitliği değil, birçok kişinin gözünde güç ilişkisini simgeleyen bir metafora dönüşmüştür.
Geçmişte “Ben ne kadar Türksem o kadar Kürdüm.” denildi. Bugün ise farklı çevrelerde, “Kürt’ten Türk’ü çıkarırsan Kürt kalmaz; Türk’ten Kürt’ü çıkarırsan Türk kalmaz.” sözleri dile getiriliyor. Bu ifadeler, halklar arasındaki tarihsel etkileşime işaret edebilir. Ancak tarihsel etkileşim, hiçbir halkın kendi adıyla, kendi diliyle ve kendi kimliğiyle var olma hakkını gölgelememelidir.
Bir halkın dili yalnızca bir iletişim aracı değildir; hafızasıdır. Kültürü yalnızca folklor değildir; yaşam biçimidir. Tarihi yalnızca geçmiş değildir; geleceğe bırakılan mirastır. Bunlar zayıfladığında, bir halk sadece bazı haklarını değil, kendi kolektif hafızasının önemli parçalarını da kaybetme riskiyle karşı karşıya kalır.
Bu nedenle mesele, kardeşlik sözlerinin tekrar edilmesi değil; bu sözlerin eşit haklarla desteklenmesidir. Gerçek kardeşlik, bir tarafın sürekli sabretmesini istemek değildir. Gerçek kardeşlik; herkesin diline, kültürüne, tarihine ve kimliğine aynı saygının gösterildiği, hukukun herkes için eşit işlediği bir düzendir.
Çünkü eşitlik olmadan kardeşlik bir temenniden ibaret kalır. Adaletle desteklenmeyen birlik söylemleri ise zamanla güven vermekten çok, sorgulanan vaatlere dönüşür.
Bu yazıdaki görüşler tamamen yazarın şahsına münhasırdır; RûpelNews'in yayın politikasıyla bağdaşabilir veya farklılık gösterebilir. Kurumumuz içerikten sorumluluk kabul etmez.
