Alman üniversitelerinde İslamcılık tartışması
Almanya'nın önde gelen İslamcılık araştırmacılarından Susanne Schröter, Alman üniversitelerinde bilim özgürlüğünün giderek daraldığını, özellikle İslamcılık, antisemitizm ve postkolonyal teoriler üzerine eleştirel çalışmalar yürüten akademisyenler yoğun baskıyla karşı karşıya kaldığını belirtiyor.
RûpelNews - Uzun yıllar boyunca Frankfurt'taki Goethe Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren Küresel İslam Araştırmaları Merkezi'ni yöneten etnolog Prof. Dr. Susanne Schröter, Die Welt’e verdiği röportajda üniversitelerdeki akademik iklim hakkında dikkat çekici değerlendirmelerde bulundu.
Schröter, bazı konuların artık üniversitelerde özgürce tartışılamadığını belirterek, özellikle İslamcılık, antisemitizm ve postkolonyal düşünce akımları üzerine eleştirel araştırmalar yapan akademisyenlerin kolaylıkla "İslam karşıtı", "ırkçı" veya "sağcı" olarak damgalanabildiğini ifade etti. Bu durumun birçok araştırmacının belirli konulardan uzak durmasına yol açtığını kaydeden Schröter, genç akademisyenlerin kariyerlerine zarar gelmesinden çekindikleri için bazı araştırma alanlarını tercih etmediklerini söyledi.
"Asıl sorun öğrenciler değil"
Üniversitelerde yaşanan baskının temel kaynağının öğrenciler olmadığını belirten Schröter, asıl etkinin bazı akademisyenler ve akademik ağlardan geldiğini öne sürdü. Postkolonyal teorilerin belirli çevrelerde hâkim hale geldiğini savunan araştırmacı, üniversite yönetimlerinin de çoğu zaman bu çevrelerle çatışmaktan kaçındığını iddia etti.
Schröter, bu durumun zamanla bilimsel tartışma alanını daralttığını ve farklı görüşlerin ifade edilmesini zorlaştırdığını söyledi. Ona göre üniversitelerde bilim özgürlüğünden sıkça söz edilse de uygulamada araştırma alanları giderek daha fazla sınırlandırılıyor.
Kendisinin de hedef gösterildiğini söyledi
Röportajda kendi deneyimlerine de değinen Schröter, geçmişte çeşitli protestoların hedefi olduğunu anlattı. Hakkında bildiriler dağıtıldığını ve üniversiteden ayrılması yönünde kampanyalar yürütüldüğünü belirten akademisyen, "Müslüman karşıtı ırkçı" olmakla suçlandığını ifade etti.
Ancak Schröter, kariyeri boyunca farklı Müslüman ülkelerden çok sayıda öğrenci ve araştırmacıyla çalıştığını, kurumunda muhafazakâr ve dindar Müslüman kadınların da görev yaptığını belirterek eleştirilerinin İslam'a değil, siyasal İslam ve İslamcı hareketlere yönelik olduğunu vurguladı.
İsrail karşıtlığı ortak payda mı?
Schröter'in en dikkat çekici tezlerinden biri, bazı sol çevrelerle İslamcı gruplar arasında oluştuğunu savunduğu ideolojik yakınlaşma oldu. Bu ilişkinin ilk bakışta çelişkili görünse de ortak bir "Batı karşıtı" söylem etrafında şekillendiğini öne süren araştırmacı, özellikle İsrail karşıtlığının bu çevreleri bir araya getiren önemli bir unsur olduğunu söyledi.
Schröter'e göre postkolonyal teoriler içinde İsrail sıklıkla bir "sömürgeci devlet" olarak tanımlanıyor ve bu yaklaşım, farklı ideolojik çevreler arasında ortak bir zemin oluşturuyor. Araştırmacı, İsrail'e yönelik bu tutumun bazı durumlarda antisemitik söylemlere de kapı araladığını savundu.
“Akademisyenler ve öğrenciler çekiniyor”
Üniversitelerde birçok öğrencinin ve genç araştırmacının farklı görüşler dile getirmekten çekindiğini belirten Schröter, özellikle kariyerinin başındaki akademisyenlerin "yanlış soru sormakla" suçlanmaktan korktuklarını söyledi.
Bu durumun üniversitelerde uyum baskısını artırdığını ifade eden araştırmacı, eleştirel düşüncenin ve fikir çeşitliliğinin zarar gördüğünü savundu. Schröter'e göre bazı kişiler hakkında kullanılan "tartışmalı" etiketi de zamanla etkili bir dışlama aracına dönüşmüş durumda. Bu etiketin ardından söz konusu kişilerin konferanslara davet edilmediğini, çalışmalarına daha az atıf yapıldığını ve akademik tartışmalardan uzaklaştırıldığını ileri sürdü.
"Üniversiteler konusunda karamsarım"
Alman üniversitelerindeki mevcut gidişat konusunda iyimser olmadığını belirten Schröter, son yıllarda belirli ideolojik yapıların kurumsal olarak daha da güçlendiğini savundu. Ona göre akademik kadrolara benzer görüşlere sahip kişilerin atanması, zamanla kapalı ve kendi içinde yeniden üretilen bir sistem oluşturdu.
Buna karşın üniversite dışındaki medya platformlarında ve alternatif tartışma alanlarında daha çeşitli görüşlerin ortaya çıkmaya başladığını söyleyen Schröter, bunun toplumdaki tartışma ortamı açısından umut verici bir gelişme olduğunu ifade etti.
Schröter'in değerlendirmeleri Almanya'da son yıllarda sıkça gündeme gelen ifade özgürlüğü, akademik bağımsızlık, İslamcılık ve antisemitizm tartışmalarını yeniden alevlendirecek nitelikte görülüyor. Ancak söz konusu görüşlerin kamuoyunda ve akademi çevrelerinde farklı değerlendirmelere konu olduğu, bu konularda Almanya'da yoğun bir fikir ayrılığının bulunduğu da biliniyor.
