Abdurrahim Semavi: Kürtler için asıl çözüm süreci henüz başlamadı
Araştırmacı yazar Abdurrahim Semavi, çözüm sürecinin henüz başlamadığını belirterek, “Asıl süreç PKK’nin silah bırakması ve fesih kararının tamamlanmasından sonra başlayacak” dedi.
RûpelNews - RûpelNews’ten Cesim İlhan’a konuşan araştırmacı yazar Abdurrahim Semavi, çözüm sürecine ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu.
Süreci yakından takip eden ve zaman zaman kulis bilgileriyle gündeme gelen Semavi, PKK’nin attığı adımların henüz tamamlanmadığını, bu nedenle Kürtlerle ilgili gerçek çözüm sürecinin başlamadığını ifade etti.
Önümüzdeki dönemde hem Türkiye’de hem de Suriye’de Kürtlerin statüsüne ilişkin önemli değişimlerin yaşanabileceğini belirten Semavi, yasal ve anayasal düzenlemelerin gündeme geleceğini söyledi.
Rojava’da mevcut yapının dönüşeceğini ifade eden Semavi, DSG’nin tasfiye edileceğini ve Kürtlere özel bir statü yerine Kürtlere anayasal olarak hakların tanınacağını ifade etti. Semavi ayrıca, Kürtlerin Suriye yönetimine entegre olacağını ve Mazlum Abdi’nin cumhurbaşkanı yardımcılığı gibi bir pozisyonda yer alabileceğini belirtti.
Bölgesel gelişmelere de dikkat çeken Semavi, Orta Doğu’da yeni bir siyasi yapılanmanın şekillenebileceğini ve bunun Kürtlerin geleceğini doğrudan etkileyeceğini dile getirdi.
İlhan: Türkiye’nin Abdullah Öcalan ile yürüttüğü çözüm süreci ne durumda? Bu süreç Kürtleri kapsıyor mu?
Semavi: Çözüm süreci, PKK’nin silah bırakması ve fesih kararının tamamen gerçekleşmesinden sonra başlayacak. Asıl Kürtlerle ilgili süreç henüz başlamış değil.
Şu anda devletin de kullandığı tabirle “Terörsüz Türkiye” hedefi öncelikli. Bu hedefe ulaşıldıktan sonra, yani silahların tamamen bırakılması ve örgütün feshedilmesi sonrasında, Kürtlerle ilgili asıl süreç başlayacak.
İlhan: Hangi adımlar bunlar?
Semavi: Silah bırakma sürecinin tamamlanması ve örgütün feshedilmesi gerekiyor. Bununla birlikte, eve dönüş yasası benzeri düzenlemelerin çıkarılması da önemli. Bu adımların ardından çözüm süreci gerçek anlamda başlayacaktır.
İlhan: Bu çok uzun sürmez mi?
Semavi: Planlanan, bu sürecin yaklaşık bir buçuk-iki ay içerisinde tamamlanmasıdır. Haziran ayı itibarıyla devletin, Kürtlerin talep ve beklentilerine yönelik hukuki, yasal ve anayasal zeminde adımlar atması ve süreci başlatması öngörülüyor.
İlhan: Yani Kürtlerle ilgili çözüm süreci hâlâ başlamadı mı diyorsunuz?
Semavi: Elbette başlamadı. PKK adım attı, bunu inkâr edemeyiz. Ancak bu adımların tamamlanması, yani nihayete ermesi gerekiyor. Örneğin 11 Temmuz’da 30 PKK’linin silahlarını yakmasının ardından, 12 Temmuz’da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın manifesto niteliğinde bir açıklaması oldu.
Erdoğan, Türk, Kürt ve Arap ittifakını inşa etmek istediklerini söyledi. Rojava’daki Kürtlerin de sorununun kendilerinin sorunu olduğunu ifade etti. Şam’dan Erbil’e, Diyarbakır’a kadar geniş bir çerçevede bir birlik vurgusu yaptı. Bu söylemlerin ardından yasal ve anayasal zeminde adımların atılması bekleniyor. Ancak bu adımlar, silah bırakma ve fesih süreci tamamlandıktan sonra hız kazanacaktır.
İlhan: Devletin Kürtlerle ilgili yasal adım atacağına inanıyor musunuz?
Semavi: Benim inanıp inanmamak gibi bir lüksüm yok. Bu tür meseleler stratejik ve diplomatik akılla değerlendirilir. Kürtler öncelikle devlete inanmaktan önce kendilerine inanmalıdır. Şiddet dilini terk ederek ortak akılla hareket edilmesi gerekir. Benim kişisel görüşlerim tüm Kürtlerin kaderini belirlemez. Böyle bir hakkım yok. Bu, kolektif bir değerlendirme gerektiren bir meseledir.
“Gecikmenin nedenleri var”
İlhan: Kürtler arasında “Devlet oyalıyor” görüşü var. Buna ne diyorsunuz?
Semavi: Bu görüş birçok yerde karşıma çıkıyor. Kürtler çoğu zaman meseleye duygusal yaklaşıyor. Oysa akılcı ve diplomatik bir bakışla değerlendirildiğinde, Türk toplumunun da bu sürece hazırlanması gerektiğini görecekler. Devlet, Kürtlerle yeni bir süreç inşa ederken kendi toplumsal tabanını da hazırlamak zorundadır. Bu da sürecin doğal olarak zaman almasına neden oluyor. Örneğin MHP gibi bir partinin liderinin bu süreçte sorumluluk alması, kendi tabanını psikolojik ve sosyolojik olarak hazırlamasını da gerektirir.
Ayrıca gecikme sadece devletten kaynaklanmıyor. Öcalan’ın silah bırakma çağrısı Kandil’de tartışıldı, bu da süreci uzattı. Rojava’daki gelişmeler de zaman aldı. Tüm bunlar gecikmenin nedenleri arasında.
Dünyadaki benzer etnik ve çatışmalı süreçler genellikle 10-15 yıl sürmüştür. Ancak Türkiye’deki Kürt meselesinin daha hızlı çözüme ilerlediğini düşünüyorum. Çünkü Kürtler ve Türkler tarihsel, kültürel ve inançsal olarak birbirine daha yakın topluluklardır.
“Abdullah Öcalan tüm Kürtleri temsil etmez”
İlhan: Öcalan’ın entegrasyon vurgusu ve Kürt kimliğiyle ilgili söylemleri hakkında ne düşünüyorsunuz?
Semavi: Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, Abdullah Öcalan tüm Kürtleri temsil etmez. Kendisi de bunu ifade ediyor. Türkiye’de 30 milyonu aşkın Kürt nüfusunun yalnızca bir kısmı onun ideolojisine destek veriyor. Diğer Kürtlerin temsil alanları farklıdır.
Öcalan’ın söylemleri mutlak değildir. Ayrıca Türkiye’deki Kürt aydınlar bu söylemleri yeterince doğru yorumlayamıyor. Öcalan, demokratik entegrasyondan bahsederken, demokrasinin tüm etnik kimliklerin dil, kültür ve haklarını zaten güvence altına alması gerektiğini savunuyor.
Bu nedenle sürecin ilerleyen aşamalarında Kürt dili, eğitim hakkı ve benzeri taleplerin yasal ve anayasal zeminde karşılık bulacağını düşünüyorum.
İlhan: DEM Parti’nin tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Semavi: Açıkçası bu benim ilgi alanım değil. Kürtleri bir bütün olarak değerlendirmeyi daha doğru buluyorum. DEM Parti’nin bugüne kadarki siyasetini tasvip ettiğimi söyleyemem.
Parlamentodaki temsil yapısında da eleştirilerim var. Ayrıca bugüne kadar özgün ve bağımsız bir siyaset ortaya koyamadıklarını düşünüyorum. Ancak yeni süreçte farklı bir siyasi oluşum ve yeni stratejiler gündeme gelebilir.
İlhan: Rojava konusunda “Öcalan özerkliği reddetti” demiştiniz. Bu bir bilgi mi?
Semavi: Bu bir yorumdan ibaret değil, Öcalan’ın kendi açıklamalarıyla da desteklenen bir durumdur. Ben uzun yıllardır bu alanda çalışan biriyim. Bu tür değerlendirmeler yapmam doğaldır. Daha önce de PKK’nin feshedileceğini ve silah bırakacağını söylediğimde tartışma olmuştu. Ancak daha sonra Öcalan bunu açıkladı. Aynı şekilde bu konuda da daha net açıklamaları toplum doğrudan Öcalan’dan duyacaktır.
İlhan: Bunu biraz daha açıklar mısınız?
27 Şubat’ta Öcalan’ın yaptığı açıklamalar oldukça nettir. Erdoğan ve Bahçeli’nin ortaya koyduğu paradigmaya destek verdiğini ifade etmiştir. Bu da sürecin yönünü anlamak açısından önemli bir göstergedir.
“Kürdistan Bölgesi’nin sahip olduğu statü gibi bir yapı olmayacak”
İlhan: Paradigma nedir?
Semavi: Paradigmanın içinde özerk bir yapının oluşması yer almıyor. Beklenti, Kürtlerin anayasal ve yasal hukuk çerçevesinde yerini bulması yönünde. Ben de bunu dile getirdim.
Suriye’de oluşturulacak yeni anayasada Kürtlerin asli unsur olarak kabul edilmesi söz konusu. Nitekim Ahmed Şara’nın 13 Sayılı Kararnamesi de bu yönde bir adım olarak değerlendirildi. Kürtçenin eğitim dili olması da anayasal zeminde yer alacak bir diğer başlık. Ayrıca yerel yönetimlerin güçlendirilmesi gündemde. Ancak bu, bilinen anlamda Kürdistan Bölgesi’nin sahip olduğu statü gibi bir yapı olmayacak; daha farklı bir modelden söz ediyoruz.
İlhan: Rojava için kanton ve özerklik önerisi Öcalan’a aitti…
Semavi: PKK’nin açılımına baktığınızda “Partiya Karkerên Kurdistan” ifadesi yer alıyor. Şimdi ne “karker” var ne de Kürdistan kaldı PKK'nin siyasetinde. Yani bugün ne o anlamda bir “Kürdistan” vurgusu ne de kuruluş dönemindeki paradigmalar aynı şekilde devam ediyor. Bu benim kişisel yorumum değil; örgütün kendi dönüşüm sürecinin bir sonucu. Kuruluşundan bugüne birçok paradigma değişikliği yaşandı.
İlhan: Suriye ve Rojava’da yaşanan süreçte, Kürtlerin savunmasız kaldığı yönünde yorumlar var. Siz ne düşünüyorsunuz?
Semavi: Bu tür teknik konulara girmek benim misyonum dahilinde değil. Bunlar daha çok geçici ve teknik sorunlardır. Zaman içinde çözüme kavuşacaktır.
İlhan: Yani sorunlar tamamen entegrasyonla mı çözülecek?
Semavi: Şu an için entegrasyon kavramı süreci açıklamak adına yeterli görünüyor. Ancak önümüzdeki 1-2 yıl içinde hem Orta Doğu’daki idari yapılar hem de Suriye ve Türkiye’deki Kürtlerin statüsü önemli ölçüde değişebilir.
“Yeni yapıda ‘Bağımsız Kürdistan Cumhuriyeti’ de yer alabilir”
İlhan: Nasıl bir yapılaşma olacak, bunu daha açık anlatır mısınız?
Semavi: Daha önceki röportajlarımda da ifade ettiğim gibi, Orta Doğu’da “Cumhuriyetler Birliği” benzeri büyük bir ittifakın oluşabileceğini düşünüyorum. Bunun 3 ila 5 yıl içerisinde şekillenmesi mümkün. Bu yapı içerisinde Bağımsız Kürdistan Cumhuriyeti’nin de yer alabileceğini öngörüyorum. Ancak bu tür teknik detayları şu aşamada tartışmaya açmak doğru değil. Bu konuların zamana bırakılması ve Kürtlerin ortak iradesinin oluşması gerekiyor. Orta Doğu’daki 60 milyonu aşkın Kürt’ün ortak bir siyasi akıl geliştirmesi önemli. Bu iradenin tek bir isim etrafında toplanması gibi bir durum söz konusu değildir.
İlhan: Şam yönetiminin, Rojava’da DSG’nin tasfiye edileceği yönündeki açıklamaları doğru mu?
Semavi: Evet, DSG’nin tamamen tasfiye edileceği yönünde bir süreç söz konusu. Ancak bazı haklar tanınacak. Bu haklar, özel bir statü şeklinde değil, daha çok teknik ve sınırlı imkanlar çerçevesinde olacaktır.
İlhan: Mazlum Abdi’nin Suriye Cumhurbaşkanı Yardımcısı olacağı yönünde bir iddianız vardı. Bu hâlâ geçerli mi?
Semavi: Evet. Önümüzdeki süreçte Kürtlerin yönetime ortak olması ve cumhurbaşkanı yardımcılığı pozisyonunun verilmesi gündemde. Bu görev için en güçlü isim Mazlum Abdi olarak görünüyor. Geçmişte olsa Salih Müslim’in adı da geçebilirdi, ancak o vefat etti. Şu an öne çıkan isim Mazlum Abdi.
İlhan: Bu, Türkiye’deki sisteme benzer bir model mi olacak?
Semavi: Türkiye’de zaten birçok üst düzey görevde Kürt isimleri bulunuyor. Ancak bu durum etnik kimlik temelinde tanımlanmış bir sistem değil. Irak’ta ise anayasal olarak cumhurbaşkanının Kürt olması gibi bir düzenleme var. Suriye’de de benzer şekilde cumhurbaşkanı yardımcılıklarından birinin Kürtlere ayrılması gündeme gelebilir.
İlhan: Eklemek istediğiniz bir kulis bilgisi var mı?
Semavi: Yakın zamanda bazı yasal düzenlemelerin çıkması bekleniyor. Bu düzenlemelerle birlikte en geç bir buçuk-iki ay içinde Selahattin Demirtaş’ın serbest bırakılması gündeme gelebilir. Abdullah Öcalan’ın da ev hapsi statüsüne geçmesi bekleniyor.
Ev hapsi statüsü, belirli güvenlik koşulları çerçevesinde daha esnek bir yaşam alanı sunar. Öcalan’ın belirli izinler dahilinde seyahat edebilmesi, görüşmeler yapabilmesi ve kamuoyuna daha açık bir şekilde iletişim kurabilmesi mümkün olabilir.
