TBMM’de 'çözüm süreci raporu' kabul edildi
TBMM’de kabul edilen ortak rapor, çatışma sonrası yol haritasını ortaya koydu.
RûpelNews - Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun hazırladığı ortak rapor taslağı, komisyonda çarşamba günü yapılan oylamada 47 kabul, 2 ret ve 1 çekimser oyla kabul edildi.
Kamuoyunda 'çözüm süreci' olarak bilinen ve iktidar kanadının söylemiyle ise 'Terörsüz Türkiye süreci' olarak bilinen süreç kapsamında hazırlanan raporun oylamasında, Emek Partisi (EMEP) ve Türkiye İşçi Partisi (TİP) ret oyu verirken, CHP adına komisyonda bulunan Türkan Elçi çekimser kaldı.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) ise metni reddetmek yerine kapsamlı bir muhalefet şerhi yazarak kabul oyu verdi.
DEM Parti koyduğu şerh ile ortak rapor taslağında kullanılan "terör" merkezli tanımı reddederek meselenin güvenlik değil, kimlik ve hak-özgürlükler temelli siyasal bir sorun olduğunu savundu.
Komisyon raporu, yeni dönemi yalnızca güvenlik politikalarının değişmesi olarak değil, devletin genel yöneliminde bir dönüşüm olarak tanımladı.
Metinde “Terörsüz Türkiye hedefi… dönemsel bir söylem değil, devlet politikasıdır,” denilerek bu yaklaşımın geçici bir siyasi girişim değil kalıcı bir yönelim olduğu ifade edildi.
Aynı bölümde çatışmalı yılların siyasetin doğasını değiştirdiği belirtilerek “Terör eylemleri, sosyal bağları örselemiş ve siyaseti sadece güvenlik reflekslerine sıkıştırmıştı," denildi.
Rapora göre sürecin temel eşiği örgütün silah bırakmasının doğrulanması.
Metinde bu aşama “Kritik eşik, örgütün tüm unsurlarıyla silah bıraktığının devletin güvenlik birimlerince tespit ve teyit edilmesidir” ifadeleriyle tanımlandı. Bu doğrulamanın ardından hukuki ve idari düzenlemelerin devreye gireceği anlatıldı.
'Yasal düzenlemeler af olarak algılanmamalı'
Ancak raporda bu düzenlemelerin klasik bir af olarak görülmemesi gerektiği, "Yasal düzenlemeler, toplumda cezasızlık ve af algısı oluşturmamalıdır" ifadeleriyle vurgulandı.
Raporda, güvenlikten çıkışın yalnızca idari bir mesele olmayacağını, hukuk alanında değişiklikler gerektireceğini de belirtildi. Bu çerçevede "Şiddet içermeyen hiçbir fiil terör suçu olarak nitelendirilmemelidir" denilerek ifade özgürlüğü ile terör suçları arasındaki sınırın yeniden çizilmesi gerektiği ifade edildi.
Metnin devamında yargılamalar, infaz uygulamaları, toplantı ve gösteri hakkı ile yerel yönetim uygulamalarına ilişkin düzenleme önerilerine yer verildi. Böylece raporda, silah bırakma süreci yalnızca güvenlik alanının değil hukuk düzeninin de değişimi olarak kurgulanmış oldu.
Komisyon raporunda “Süreçte Görev Alanlara Yasal Güvence Sağlanması” başlığı altında, sürece katılan aktörlerin hukuki sorumlulukla karşılaşmaması için özel bir düzenleme önerildi.
'Demokratikleşme önerileri'
Komisyon raporunun “Demokratikleşme ile ilgili öneriler” bölümünde, Türkiye’nin demokratik standartlarının yükseltilmesine yönelik adımların Komisyonun başlıca görevlerinden biri olduğu ifade edildi.
Metinde, güvenli bir toplumsal ve siyasal ortamın demokrasinin eksiksiz işlemesi ve kurumsallaşmasının ön koşulu olduğu belirtilirken, demokrasinin “fikirlerin eşit koşullarda ve özgür bir ortamda serbestçe ifade edilebildiği bir kamusal alanın varlığını gerektirdiği” vurgulandı.
Silah, şiddet ve teröre dayalı yöntemlerin siyasal tartışmayı işlevsiz hale getirdiği ve sorunların demokratik zeminde çözümünü zorlaştırdığı kaydedilerek, “hakaret, tehdit gibi suç unsuru içermeyen her türlü düşüncenin ifade edilebildiği; karşılıklı saygı ve hoşgörü çerçevesinde, zor ve hassas konuların dahi müzakere edilebildiği bir siyasal ortamın oluşturulması temel bir gereklilik olarak ortaya çıkmaktadır" denildi.
Ayrıca toplumsal bütünlüğün tek tip kimlikler üzerinden değil, ortak demokratik değerler zemininde çoğulculuğun korunmasıyla güçleneceği belirtilerek farklılıkların çatışma unsuru değil toplumsal çeşitliliğin doğal parçası olarak kabul edildiği demokratik bir perspektifin esas alındığı ifade edildi.
AİHM ve AYM kararlarına 'uyumluluk' önerisi
Raporda, siyasi partilerin sundukları görüşlerde "bütünleşme" ya da "entegrasyon" kanunu önerilerine yer verildiği ve eş zamanlı demokratikleşme adımlarıyla sağlıklı bir çözümün mümkün olabileceğine işaret edildiği aktarılırken, bu doğrultuda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarına uyumun güçlendirilmesi gerektiği vurgulandı.
Anayasa Mahkemesi kararlarının tüm kurumları bağladığı hatırlatılarak, Türkiye’nin AİHM kararlarını icra oranının yüksek olmasına rağmen hukuk devleti niteliğinin pekişmesi için "AİHM ve AYM kararlarına eksiksiz uyumu temin edecek mevcut mekanizmalar güçlendirilmeli; ayrıca etkili yeni mekanizmalar oluşturulmalıdır" denildi.
Yargılama ve infaz alanında ise infaz mevzuatının uluslararası sözleşmeler ve yüksek mahkeme içtihatları doğrultusunda yeniden ele alınması, hasta ve yaşlı tutuklular için infaz ertelemesi müessesesinin değerlendirilmesi ve tutuksuz yargılamanın esas alınması gerektiği ifade edildi.
Hak ve özgürlüklerin genişletilmesi başlığı altında, temel hakların kullanılmasının önündeki engellerin kaldırılması, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun yeniden düzenlenmesi ve Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu’nun etkinliğinin artırılması önerildi.
Metinde “şiddet içermeyen hiçbir fiil terör suçu olarak nitelendirilmemeli” ifadesine yer verilerek ifade özgürlüğünü güçlendirecek düzenlemeler gerektiği belirtildi.
Bu kapsamda Türk Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu’nun gözden geçirilmesi, basın ve ifade özgürlüğünü sınırlayan uygulamaların hukuki belirlilik çerçevesinde yeniden düzenlenmesi, yeni Siyasi Partiler Kanunu ve seçim kanunlarının uzlaşıyla hazırlanması ve Siyasi Etik Kanunu çıkarılması önerisi yapıldı.
Ortak taslak raporundaki önerilerin yerel yönetimler bölümünde ise idari vesayet yetkisinin demokratik toplum gereklerine uygun kullanılması ve belediye başkanının görevden alınması halinde seçim yapılmasına ilişkin mevzuatın düzenlenmesi gerektiği ifade edildi.
PKK lideri Abdullah Öcalan’ın süreçteki rolüne ilişkin de olarak şerh metninde "1993 yılından bugüne Kürt meselesinin demokratik çözümü konusunda stratejik bir çabanın sahibidir” denildi ve devamında “kurucu siyasal aktörlerden birisi” olduğu ifade edildi.
DEM Parti’nin şerhinde somut talepler de yer aldı. Metinde "Anadili hakkına yönelik kısıtlayıcı düzenlemelerin ortadan kaldırılması" gerektiği ifade edildi ve “çok dillilik ile barışılması gerekmektedir" denildi.
