Araştırma: Radikalleri benzer duygular birleştiriyor
Sağ radikalizm, sol radikalizm ve dini fundamentalizm farklı ideolojilere dayanıyor olsa da bu görüşleri benimseyen insanların benzer sosyal ve psikolojik özellikler taşıdığı ortaya çıktı. Sosyolog Marc Helbling ve ekibinin Almanya, İngiltere ve Hollanda'da 6 bin kişiyle yaptığı araştırma, radikalleşmenin ortak dinamiklerine ışık tutuyor.
RûpelNews - Die Zeit’a konuşan sosyolog Marc Helbling'e göre farklı aşırılık biçimlerinin ortak noktası, kişilerin kendilerini sosyal, siyasi ve kültürel açıdan dışlanmış hissetmeleri. Bu kişiler çoğu zaman toplum içinde bir rol oynamadıklarına, seslerinin duyulmadığına ve hak ettikleri değeri görmediklerine inanıyor. Araştırmaya göre özellikle genç erkekler ve eğitim seviyesi görece düşük kişiler arasında radikal, fundamentalist veya ekstremist görüşlere yönelme ihtimali daha yüksek.
Araştırmada katılımcılara "Kendimi diğer insanlara göre dezavantajlı hissediyorum" veya "Gerçek dost bulmak giderek zorlaşıyor" gibi ifadeler yöneltildi. Ayrıca siyasi sisteme güven düzeyleri de ölçüldü. "Siyasetçiler yalnızca kendi çıkarları için çalışıyor" veya "Partilerin çoğu yolsuz" gibi ifadelere verilen yanıtlar, siyasi yabancılaşmanın göstergesi olarak değerlendirildi.
Almanya'da oranlar
Araştırmaya göre Almanya'da nüfusun yaklaşık yüzde 3'ü dini fundamentalist görüşlere sahip. Sağ radikallerin oranı yüzde 6'nın biraz üzerinde, sol radikallerin oranı ise yaklaşık yüzde 10. Demokratik sistemi tamamen reddeden ekstremistlerin oranı ise yüzde 3,5 civarında.
Helbling, radikalizm ile ekstremizm arasında önemli bir fark bulunduğunu belirtiyor. Ona göre radikaller belirli siyasi konularda aşırı görüşlere sahip olsa da demokratik seçimleri ve kurumları tamamen reddetmiyor. Ekstremistler ise demokrasi ve hukuk devletini ortadan kaldırmak istiyor.
Dini fundamentalizm ise yalnızca güçlü dini inanç anlamına gelmiyor. Helbling'e göre bir kişinin fundamentalist sayılabilmesi için dini çoğulculuğu reddetmesi ve yalnızca kendi yorumunu mutlak gerçek olarak görmesi gerekiyor.
Çevre belirleyici rol oynuyor
Araştırma, insanların neden sağcı, solcu ya da dini fundamentalist hale geldiğine doğrudan cevap vermese de Helbling'e göre en önemli unsur kişinin çevresi. Aile, arkadaşlar ve sosyal çevre, radikalleşmenin yönünü belirleyen temel faktörler arasında yer alıyor.
Sosyal medyanın da bu süreçte etkili olduğunu belirten Helbling, internet platformlarının benzer görüşlere sahip gruplarla temas kurmayı kolaylaştırdığını ve bu nedenle radikalleşme imkanlarını artırdığını söylüyor.
"Sorun dinin kendisi olmayabilir"
Fransa ve Almanya'da uzun süredir tartışılan "İslam mı radikalleşiyor, yoksa radikaller İslam'ı mı kullanıyor?" sorusuna da değinen Helbling, Müslümanların radikalleşmesini doğrudan dinle açıklamayı ikna edici bulmadığını ifade ediyor.
Sosyoloğa göre sosyal dışlanma, ekonomik koşullar ve bireyin içinde bulunduğu çevre gibi faktörler, dini unsurlardan daha büyük rol oynuyor.
Eğitim önemli ama tek başına yeterli değil
Araştırma, eğitim seviyesi düştükçe radikal görüşlere yatkınlığın arttığını ortaya koysa da Helbling, yüksek eğitimin tek başına çözüm olmadığını vurguluyor.
Ona göre hoşgörü, çoğulculuk ve farklılıklarla bir arada yaşama becerisi üniversite yıllarında değil, çok daha erken yaşlarda şekilleniyor. Aile ortamı ve ilkokul dönemi bu açıdan belirleyici rol oynuyor. Bu nedenle radikalleşmeyle mücadelede erken yaşlarda verilen eğitimin önemine dikkat çekiyor.
Siyasi şiddete destek oranları dikkat çekti
Araştırmada siyasi şiddetin meşru görülüp görülmediği de incelendi. Genel nüfus içinde siyasi şiddeti haklı bulanların oranı yüzde 4 ila 9 arasında değişirken, ekstremist gruplarda bu oran çok daha yüksek çıktı.
Buna göre siyasi bir rakibin öldürülmesini haklı görenlerin oranı ekstremistler arasında yüzde 48'e ulaşıyor. Sağ radikaller arasında bu oran yüzde 32, sol radikaller arasında yüzde 20. Dini fundamentalistler arasında ise yaklaşık yüzde 5 seviyesinde.
Helbling, araştırmanın kişilerin şiddeti bizzat uygulayıp uygulamayacağını değil, şiddeti ne ölçüde meşru gördüklerini ölçtüğünü hatırlatıyor.
"Önemsizlik hissi engellenmeli"
Araştırmacıya göre radikalleşmeyle mücadele yalnızca güvenlik politikalarıyla mümkün değil. İnsanların kendilerini toplumun bir parçası olarak hissetmeleri, sosyal izolasyonun azaltılması, eşitsizliklerin giderilmesi ve daha fazla kişinin siyasi süreçlere katılabilmesi gerekiyor.
Helbling, devlet kurumlarından gençlik çalışmalarına kadar birçok yapının bu konuda önemli rol oynadığını belirterek, radikalleşmenin temelinde çoğu zaman "önemsiz ve değersiz hissetme" duygusunun yattığını vurguluyor.
