TR KU AR
FB X IG
✎ Makale

KÜRDÜN KANAYAN HAFIZASI VE BÖLÜNMÜŞ COĞRAFYASI

📅 17 Ağustos 2026

Tarih, bazen bir halkı yalnızca savaşlarla değil, birbirinden uzaklaştırarak da kanatır.

Biz Kürtlerin hikâyesi biraz da böyledir. Aynı dağların gölgesinde yaşayan, aynı türkülere ağlayan, aynı baharda Newroz ateşini yakan bir halk, modern çağın sınırlarıyla dört ayrı devletin içine bölündü. Coğrafya parçalandı, yollar kesildi, şehirler birbirine yabancılaştırıldı. Fakat hafıza, haritaların çizdiği sınırları hiçbir zaman bütünüyle kabul etmedi.

Bugün Qamişlo'da yaşanan bir acı Diyarbekir'de yüreği sızlatabiliyor, Mahabad'da filizlenen bir umut Hewlêr'de karşılık bulabiliyorsa bunun nedeni ortak kaderimizin siyasi sınırları aşan derinliğidir.

Bir halkı millet yapan yalnızca ortak dil de değildir;
Ortak hafızadır,
Ortak acıdır,
Ortak sevinçtir,
Ve en önemlisi: birbirini anlayabilme iradesidir.

İşte bu yüzden beni en çok yaralayan şey yalnızca dışarıdan gelen baskılar değil, içeride büyüyen ayrışmadır.

Dışarıdan gelen baskılar bir halkın bedenini yorar, içeride üretilen kutuplaşma ise ruhunu tüketir.

Son yıllarda Kürd siyasetinde sertleşen dil, farklı düşünenleri rakip olmaktan çıkarıp düşman hâline getirmeye başladı. Oysa siyaset, toplum adına konuşuyorsa önce toplumu dinlemeyi bilmelidir.

Hiçbir örgüt, hiçbir parti ve hiçbir lider bir halkın tamamı değildir.
Halklar, onları temsil ettiğini söyleyen bütün yapılardan daha büyüktür.

Her siyasi hareket tarihte bir iz bırakır, bu iz kimi zaman umut, kimi zaman tartışma konusu olur. Bunların tamamı konuşulabilir. Ancak eleştirinin ihanet, sorgulamanın düşmanlık sayıldığı yerde siyaset toplumu büyütmez onu daraltır.

Benim itirazım tam da buradadır.

Bir halkın geleceği tek ses üzerine kurulamaz. Çoğulculuk bir zayıflık değil, toplumsal olgunluğun en önemli göstergesidir. Sivil siyasetin herhangi bir vesayetin gölgesinde şekillenmesi de, farklı düşüncelerin bastırılması da uzun vadede topluma zarar verir. İnsanlar korkmadan konuşabilmeli, eleştirebilmeli ve farklı yollar önerebilmelidir.
Özgür irade yalnızca sandıkta değil, düşüncede de var olmalıdır.

Ne yazık ki biz bazen birbirimizi tanımadan yargılıyoruz.Yaşadığı şehre, benimsediği siyasi çizgiye ya da kullandığı dile bakarak birbirimize mesafe koyuyoruz.

Oysa Karayazı ile Qamişlo arasındaki mesafe kilometrelerle ölçülebilir ama iki annenin evladı için döktüğü gözyaşı arasında ise hiçbir fark, mesafe yoktur.

Diyarbekir'in taş sokaklarında yankılanan bir stran ile Hewlêr'in akşamlarında söylenen bir klam, aynı kültürel hafızanın farklı ezgileridir. Urmiye'nin yalnızlığı da Kobanê'nin direnci de Botan'ın sessizliği de aynı büyük hikâyenin parçalarıdır.

Biz birbirimizin alternatifi değiliz, birbirimizin devamıyız.

Bu yüzden ne toptan reddedişe inanıyorum ne de mutlak kabule.

Kutsanan her yapı zamanla eleştiriden uzaklaşır, bütünüyle reddedilen her emek ise tarihin hakkını teslim edemez.
Toplumların ihtiyacı putlar ya da düşmanlar değil, vicdanın rehberliğinde konuşabilme cesaretidir.

Benim için yurtseverlik bir örgüte ya da bir partiye körükörüne bağlılık değildir.

Yurtseverlik; toprağını sevmek kadar insanını da sevebilmektir anlayabilmektir. Kendi halkının acısını sahiplenirken, farklı düşünen evlatlarını da ötekileştirmemektir.

Bugün belki en büyük ihtiyacımız yeni sloganlar değil, yeni bir dildir.
İnsanları etiketlemeyen,
Eleştiriyi ihanet saymayan,
Aidiyeti itaate dönüştürmeyen,
Ve farklılıkları zenginlik olarak gören bir dil.
Çünkü kelimeler yalnızca cümle kurmaz, toplum da inşa eder.

Kürtlerin geleceği, birbirini susturanların değil, birbirini dinleyenlerin ellerinde yükselecektir.

Belki hiçbirimiz aynı siyasi görüşte olmayacağız. Ama aynı halkın onurunu korumanın, ortak hafızamızı yaşatmanın ve geleceği birlikte kurmanın mümkün olduğunu yeniden hatırlayacağız.

Belki o gün tarih, Kürtleri yalnızca acılarıyla değil, farklılıklarını zenginliğe dönüştürmeyi başarmış bir halk olarak da yazacaktır.

Bu yazıdaki görüşler tamamen yazarın şahsına münhasırdır; RûpelNews'in yayın politikasıyla bağdaşabilir veya farklılık gösterebilir. Kurumumuz içerikten sorumluluk kabul etmez.

Paylas:

1975 yılında Erzurum'un Karayazı ilçesinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini burada tamamladıktan sonra eğitimine Avrupa'da devam etti. Paris 8 Üniversitesi’nde Sosyal Bilimler ve Sosyoloji eğitimi aldı. Buradaki akademik iklim, düşünce dünyasının ve edebi dilinin felsefi bir derinlik kazanmasında etkili oldu. Şair ve yazar kimliğiyle Türkiye'deki sansür mekanizmalarıyla genç yaşta yüzleşti. 2002 yılında Peri Yayınları tarafından basılan "Tutsak Düşlerimin Güncesi" adlı ikinci şiir kitabı, yayımlanmasından kısa bir süre sonra İstanbul 3 No'lu DGM Savcılığı tarafından toplatıldı. Bu hukuki süreç ve ifade özgürlüğü kısıtlaması, Avrupa Birliği’nin "2002 Yılı Türkiye İlerleme Raporu" gibi uluslararası resmi belgelere de somut bir örnek olarak kaydedildi. Sosyolog kimliğini toplumsal sorumlulukla harmanlayan Yaşar, 2016 yılında Brüksel merkezli olarak kurulan bağımsız Kürt Aydın İnisiyatifi bünyesinde aktif olarak yer aldı. Çeşitli bağımsız dijital platformlarda yayımlanan makalelerinde; popüler kültürün ve yüzeysel anlatıların genç kuşaklar üzerindeki hafızasızlaştırıcı etkilerine yönelik güçlü sol-eleştirel tespitler sundu. Yazar, metinlerinde çağdaş "Diaspora Edebiyatı" ekolünün modern örneklerini vermektedir. Eserlerinde mekânsal yabancılaşma, sürgün psikolojisi ve ana dilini koruma mücadelesini estetik bir dille işleyen Azad Yaşar, çalışmalarını halen Fransa'nın başkenti Paris'te sürdürmektedir.

Tum Makaleleri →