Devletin Sessizliği, Siyasetin Çaresizliği
Zonguldak’ta ekmeğinin peşinde fındık toplamaya giden Kürt mevsimlik işçilerin maruz kaldığı saldırı, basit bir “köy kavgası” ya da sıradan bir asayiş olayı olarak geçiştirilemez. Ortada kadınları, çocukları ve emekçileriyle birlikte çalışmaya giden insanların can güvenliği meselesi vardır. Üstelik saldırıya ilişkin görüntülerde Kürt işçilere yönelik ırkçı ifadelerin yer aldığı da kamuoyuna yansımıştır.
Bu olayın en vahim taraflarından biri de devletin refleksidir. Bir toplumun bir kesimi kendisini tehdit altında hissediyorsa devletin görevi, meseleyi “münferit anlaşmazlık” diyerek küçültmek değil, bütün boyutlarıyla araştırmak ve yurttaşının güvenliğini sağlamaktır. Hukuk, ancak mağdurun kimliğine bakmadan işlediğinde hukuk olur.
Adalet Bakanı Sayın Gürlek'e bakıldığında bu da münferit bir olay vede devlete güvenin diyor. İyi güzel de Kürtlerin başına ne geliyorsa "münferit, sıradan, mahalle kavgası" gibi genel geçer cümlelerle geçiştirilyor.
"Yaşanan münferit bir hadisenin farklı anlamlara çekilerek toplumsal huzurumuzu zedeleyecek genellemelere konu edilmemesi, kamuoyunun yalnızca yetkili makamlarca paylaşılan doğrulanmış bilgilere itibar etmesi önem taşımaktadır."
Toplumsal bir infaalin olması için yada, devletin hakkaniyetle davranması için illehen birilerinin ölmesi mi gerekiyor Sayın Gürlek?
Fakat mesele yalnızca devletin sorumluluğundan ibaret değildir. Kürt siyasetinin de artık kendi kronik çaresizliğiyle yüzleşmesi gerekiyor. Yıllardır büyük sözler söyleyen, fakat sıradan Kürt insanının gündelik güvenliğini, emeğini ve onurunu koruyacak güçlü, sivil ve demokratik mekanizmalar üretmekte zorlanan bir siyaset anlayışı sürdürülemez.
Kürt emekçisi ülkesinde yoksulluğa mahkûm edilip başka şehirlerde ucuz iş gücü olarak çalışmaya gidiyor, sonra da kimliği nedeniyle kendisini güvende hissetmek zorunda kalıyorsa burada yalnızca ırkçılıkla değil, siyasal bir başarısızlıkla da karşı karşıyayız.
Zonguldak’taki saldırıyı açıkça kınıyorum. Kürt olmak, yoksul olmak, mevsimlik işçi olmak hiç kimseyi hedef haline getiremez.
Devlet bu ırkçı saldırıyı bütün yönleriyle soruşturmalı, sorumluları cezalandırmalı ve Kürt işçilerin güvenliğini sağlamakla mükelleftir.
Kürt siyasetine çağrım da aynı ölçüde nettir. Artık yalnızca tepki veren değil, Kürt insanının hakkını, hukukunu ve onurunu demokratik zeminde gerçekten koruyan bir siyaset üretin. Aksi takdirde Kürt halkının vebali altında ezilir kaybolursunuz.
Eğer devlet vede Kürt siyaseti bu iğrenç saldırıyı da basit sıradan bir vaaka gibi algılarsa şayet, yürütülen barış süreci ve kırılgan Kürt/Türk birlikteliğinin hiçbir inandırıcılığının olmadığına bir daha tanıklık edeceğiz.
Unutulmasın ki tarih bugünleri de yazıyordur, bunun vicdani ahlaki vede siyasal sorumluluğunu herkes kaldıramaz.
Bu yazıdaki görüşler tamamen yazarın şahsına münhasırdır; RûpelNews'in yayın politikasıyla bağdaşabilir veya farklılık gösterebilir. Kurumumuz içerikten sorumluluk kabul etmez.