DOSYA-Sınırda teyakkuz: Kürt aktörler yeni döneme hazırlanıyor
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik hava saldırılarının ardından bölge fiilen savaş atmosferine girerken, sınır hattındaki Kürt güçleri de teyakkuza geçti.
RûpelNews - ABD ve İsrail, 28 Şubat’ta İran’a yönelik saldırı başlattı. Öte yandan, çatışmaların başlamasından kısa süre önce birleşme kararı alan Doğu Kürdistan (Rojhilat) Kürt siyasi güçleri de durumu yakından takip ediyor.
RûpelNews’e konuşan Kürt yetkililer, teyakkuz halinde olduklarını bildirdi.
ABD’yle müzakereler çıkmaza girdi
İsrail ile ABD’nin, İran’la Cenevre merkezli yürüttüğü diplomatik temaslar haftalardır sonuç vermedi. Tahran yönetimi, zenginleştirilmiş uranyum stoklarının yurt dışına çıkarılması dâhil olmak üzere Washington’ın sunduğu öneri paketini kabul etmedi. İran tarafı; uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin askıya alınması, nükleer tesislerin devre dışı bırakılması ve programın süresiz biçimde sınırlandırılması taleplerine kategorik olarak karşı çıktı.
Diplomasi masasının dağılmasıyla birlikte askeri seçenek yeniden stratejik gündemin merkezine oturdu. Geçtiğimiz hafta ABD’ye ait uçak gemisi USS Gerald R. Ford’un bölgedeki hareketliliği dikkat çekti. Sahadaki askeri unsurların alarm seviyesine geçirilmesi, olası bir operasyon ihtimalini kuvvetlendirdi.
22 Şubat’ta İran’ın batısındaki Rojhilat’ta dikkat çekici bir siyasi gelişme yaşandı. Kürdistan Demokrat Partisi-İran (KDP-İ), Kürdistan Çalışma Örgütü-İran (Xebat), Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK), Kürdistan Emekçiler Topluluğu (Komele) ve Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK), “İran Kürdistanı Siyasi Güçler İttifakı” adı altında yeni bir birliktelik tesis ettiklerini ilan etti. Beş parti, İran rejimine karşı müşterek siyasi ve askeri refleks geliştirme kararı aldıklarını kamuoyuna duyurdu.
Cenevre süreci çöktü, askeri seçenek devrede
Diplomatik hattın kopmasının ardından çatışma sahaya yansıdı. Cumartesi sabahı ABD ve İsrail, İran’a yönelik eş zamanlı hava saldırıları düzenledi. Başta Tahran olmak üzere birçok kentte askeri ve idari merkezlerin hedef alındığı aktarıldı. İstihbarat Bakanlığı, Savunma Bakanlığı, İran Atom Enerjisi Kurumu, Parçin Askerî Tesisi ile komutanlık ofislerinin vurulan noktalar arasında olduğu belirtildi.
Saldırılarda, aralarında İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’in de bulunduğu çok sayıda üst düzey isim hayatını kaybetti.
İran Devrim Muhafızları Ordusu, ABD üsleri ve İsrail’e karşı “en yıkıcı askeri operasyonun” başlatılacağını açıkladı. Tahran’da art arda patlamalar yaşanırken, İran ordusu da ABD ve İsrail hedeflerine yönelik yeni saldırıların düzenlendiğini duyurdu.
İran’ın misilleme kapasitesinin yalnızca İsrail’le sınırlı kalmadığı da görüldü. Kürdistan Bölgesi’nin başkenti Erbil’in yanı sıra Dubai, Doha, Bahreyn ve Kuveyt gibi merkezler de hedef alındı.
Böylece haftalardır tırmanan diplomatik kriz, bölgesel ölçekte çok katmanlı bir askeri çatışmaya evrildi.
KDP-İ: Kararlar ortak alınacak
RûpelNews’e konuşan KDP-İ Başkanlık Divanı üyesi Muhammed Qadiri, yeni süreçte Kürt partilerinin münferit değil, kolektif bir siyasi iradeyle hareket edeceğini vurguladı.
Qadiri, kurulan ittifakın ulusal ve milli meseleler bağlamında yeni döneme hazırlık anlamı taşıdığını belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Siyasi ittifak, sahada karşılığı olan her adımı kolektif biçimde atar; hiçbir parti tek başına karar almaz. İran, ortaya çıkan tablonun başlıca sorumlusudur. Bu nedenle halkımızla omuz omuza rejimle yüzleşeceğiz.”
Qadiri, ittifaka bağlı güçlerin ihtiyaç hâlinde görev başında olacağını, özellikle Kürdistan Bölgesi’nde bulunan Peşmerge birlikleri ve kadroların mevcut jeopolitik koşullara göre hazırlık yaptığını kaydetti.
Kadın Peşmerge: Umudumuz rejimin çökmesi
Sınır hattındaki askeri hareketlilik sürerken, sahadan gelen en dikkat çekici değerlendirmelerden biri KDP-İ saflarında görev yapan bir kadın Peşmerge yetkilisinden geldi.
RûpelNews’e konuşan ve güvenlik gerekçesiyle isminin açıklanmasını istemeyen Peşmerge yetkilisi, mevcut tabloyu yalnızca askeri bir gerilim olarak değil, tarihsel bir kırılma anı olarak okuduklarını belirtti.
“Rejimin çöküşe doğru gitmesini umuyoruz” diyen yetkili, yaşananları bölgesel bir güç mücadelesinin ötesinde, İran’daki siyasal yapının geleceğini belirleyecek bir eşik olarak tanımladı. Ona göre, ortaya çıkan tablo, yalnızca devletlerarası bir hesaplaşma değil; aynı zamanda İran içindeki toplumsal fay hatlarını da harekete geçiren bir süreç.
“Kürt halkının talepleri açık ve nettir”
Kadın Peşmerge, Kürt siyasi hareketinin bu dönemi stratejik bir dikkatle izlediğini vurguladı. “Kürt halkının talepleri açık ve nettir” ifadesini kullanan yetkili, demokratik temsil, anayasal güvence ve siyasal statü arayışının vazgeçilmez olduğunu belirtti. “Bağımsızlık” ve “kendi kaderini tayin hakkı” talebinin Kürt toplumsal hafızasında güçlü bir karşılığını olmasıyla birlikte ülkedeki tüm halkların, haklarının güvence altına alınmasıyla mümkün olacağını dile getirdi.
İran’daki mevcut yönetimi “otoriter, katil ve dışlayıcı” olarak nitelendiren yetkili, özellikle Kürt bölgelerinde uzun yıllardır uygulanan politikaların toplumsal travmayı derinleştirdiğine işaret etti. Baskı, suikast, tecavüz, tutuklama ve idam pratiklerinin kolektif hafızada silinmeyen izler bıraktığını ifade eden yetkili, “Ne atalarımız bu mücadeleden vazgeçti ne de biz vazgeçeceğiz” sözleriyle kararlılık mesajı verdi.
Sınır hattındaki hazırlıklara da değinen Kadın Peşmerge, askeri unsurların teyakkuz hâlinde olduğunu, olası senaryolara karşı hem savunma hem de siyasi koordinasyon düzeyinde hazırlık yapıldığını kaydetti. Mevcut konjonktürde, sahadaki askeri denge ile İran içindeki toplumsal hareketliliğin eş zamanlı olarak şekilleneceğini belirten yetkili, “Bu süreç bizim için olduğu kadar, başta Kürtler olmak üzere bölgedeki tüm halklar için de belirleyici olacaktır” değerlendirmesinde bulundu.
Böylece sınır hattındaki silahlı bekleyiş, yalnızca bir askeri refleks değil; aynı zamanda İran’ın geleceğine dair hesapların yapıldığı, temkinli ama iddialı bir politik pozisyon olarak öne çıkıyor.
Suikastların gölgesinde bir geçmiş
Kadın Peşmergenin, İran’ın politikalarının Kürt toplumunda derin travmalar yarattığını hatırlatmasının elbette, tarihsel arka planın en çarpıcı örneklerinden biri, Ali Hamaney’in 1989’da dini lider olmasının ardından, Kürt siyasi hareketinin önemli isimlerinden Abdurrahman Qasimlo’nun Viyana’da suikast sonucu öldürülmesi idi.
1992’de ise Sadık Şerefkendi’nin de aralarında bulunduğu dört Kürt siyasetçi Berlin’de suikaste uğradı. “Mykonos Davası” olarak bilinen yargı süreci, İran’daki üst düzey siyasi yapılara yönelik suçlamalar nedeniyle uluslararası tartışmalara neden olmuştu.
Bu suikastlar, İran-Kürt ilişkilerindeki tarihsel güvensizliğin en sert kırılma noktaları arasında görülmeye devam ediyor.
Muhalif gruplar sınır hattında eğitim alıyor
Fransa merkezli LCI kanalında 28 Şubat’ta konuşan gazeteci Liseron Boudoul, Irak-İran sınırındaki dağlık bölgelerde gizli kamplarda eğitim alan İran merkezli muhalif gruplara dikkat çekti.
Aktarılan bilgilere göre kamplarda, rejim baskısından kaçan kadın ve erkekler silahlı eğitim alıyor. Bu grupların önemli bölümünü Kürt, Beluç ve Arap kökenli İranlı muhalifler oluşturuyor. Yüzlerce kişilik silahlı unsurların, “demokratik ve laik bir İran” hedefiyle uzun süredir örgütlü biçimde hazırlandığı ifade ediliyor.
Süreci sahadaki dinamikler belirleyecek
İlk dalga saldırının görece sınırlı bir çerçevede tutulduğu; doğrudan devlet hiyerarşisinin zirvesini hedef aldığı görülüyor.
Dini lider, Genelkurmay Başkanı, Savunma Bakanı ve Devrim Muhafızları Ordusu Komutanı gibi rejimin stratejik karar alma mekanizmasını temsil eden kritik isimler operasyonun odağında yer aldı. Bu hamle, askeri kapasiteden ziyade siyasal komuta zincirini felç etmeye dönük bir “baş kesme” doktrini olarak yorumlandı.
İkinci aşamada ise operasyonel genişleme dikkat çekti. Irak sahasında İran’ın nüfuz alanı içinde konumlanan Haşdi Şabi liderleri ve yapının kilit lojistik merkezleri hedef alındı. Böylece yalnızca İran toprakları değil, Tahran’ın bölgesel vekil ağları da doğrudan çatışma denklemine dâhil edildi.
İran ise karşı hamlesini geciktirmedi. Körfez hattında Amerikan askeri varlığının konuşlandığı noktalara yönelik füze saldırılarıyla caydırıcılık mesajı verdi. Bu adım, çatışmanın iki ülke arasındaki sınırlı bir askeri gerilim olmaktan çıkıp bölgesel bir güvenlik krizine evrilebileceğini gösterdi.
Gelinen aşamada Tahran içindeki toplumsal hareketlilik, sınır hattındaki Kürt silahlı unsurların konumlanışı ve bölgesel aktörlerin askeri angajman düzeyi; sürecin istikametini belirleyecek temel parametreler olarak öne çıkıyor. Sokaktaki sosyolojik basınç ile sahadaki silahlı güç dengesi arasındaki etkileşim, yalnızca rejimin kaderini değil, İran sonrası olası siyasi mimarinin çerçevesini de tayin edebilir.
Bölge artık diplomatik restleşmelerin ötesinde; askeri, siyasi ve jeostratejik yeniden dizayn senaryolarının konuşulduğu kırılgan bir eşikte duruyor. Bu eşikte, başta Kürtler olmak üzere sahadaki tüm aktörlerin, oluşabilecek yeni güç denkleminde ne ölçüde temsil edileceği ve “masaya konulacak pastadan” ne kadar pay alacağı; bundan sonra yaşanacak gelişmelerin seyriyle netleşecek.
