Seçilmis haberler ve düsmanlastirilan Kürdistan Hükümeti!
“Medya; haberleri yalnız olduğu gibi veren bir şey değil. Onun amacı insanları, istedikleri şekilde düşündürüp kızdırarak ‘ortadaki konu hakkında’ bir şey(ler) yapmaya özendirmesidir” der Mark Twain.
PeyamaKurd - Twain’in bu sözü, medyanın insanları yönlendirmede en etkili silahlardan biri olduğunu gösterir niteliktedir. Çünkü kitle iletişim araçları günümüzde neredeyse her evde bulunmakta ve insanlar yazılı ve görsel haberlere dek bu araçlar ile dizayn edilmektedirler.
Aynı zamanda medya, devletler ve siyasi kurumlar arasında politik bir güç simgesidir. Çünkü kitlesi fazla olan medya kuruluşları, hedef kitlesini çok çabuk ikna edebilir aynı zamanda kitleye nasıl düşünmesi gerektiğini değil, neyi düşünmesi gerektiğini empoze ederek amacına ulaşmayı hedefler.
“Kürtlerin yanındayız imajı çizdiler”
Yukarıdaki bilgiler çerçevesinde bir okuma yapıldığı takdirde Türk solunun da Kürtler arasındaki problemleri derinleştirmede ‘medyayı’ kullandığı bariz bir şekilde ortadadır. Bu durum, günümüzün dijital ‘ana akım ve alternatif medyasında da’ devam etmektedir.
Türk solu, gerekli zamanlarda Kürt kartını kullanmak için; Kürtler arasındaki çelişkileri derinleştirmek, onları Kürtlük bilincinden uzaklaştırmak ve diledikleri siyasi çerçeveye çekmek adına ‘Kürtlerin yanındayız imajı çizdiler.’ Bu esasa hâlâ bağlı olan Türk solu, bu politik adımda muazzam bir başarı de elde etti.
Günümüz Türk sol medyasında, Kürtlerin yanındayız vizyonununa bağlı olduklarını iddia eden bazı mecralar, ‘Kürtler arasındaki problemleri haber yapmaktan ziyade, Kürtler hakkında karar veren mercii gibi davranmaktadırlar.’ Bu durum, ‘Kürt medyasının boşluğundan yararlanıp Kürt basınında iliştirilmiş sol gazeteciliği’ yapmanın ürünüdür.
Çünkü birçok kişi bilir ki bu konuda, Doğu Perinçek ve Yalçın Küçük gibi usta kalemşorlar, Kürtlerin arasına sızıp bu istikamete yıllarca Kürtlerin kendi arasında nasıl ayrışması gerektiğini tayin ettiler. Bu sızma işi öyle bir noktaya geldi ki, Kürtler, Kürt medyasında bir haber veya tartışma programı izlediği zaman Türk aklı ile şekillendirildi.
“Zannetmek gerçeklik değil, kandır(ıl)maktır”
Günümüzün Türk solu medyasının Kürtlere şirin gelmesinin sebebi, bazı Türk solu çevrelerinin onlar ile hareket ettiklerini, yanlarında olduklarını ve Kürtlerin haklarını destekledikleri zennnettiğindendir. Ama unutulmamalıdır ki, “Zannetmek gerçeklik değil, kandır(ıl)maktır.”
Türk solu, Kürtler arasındaki ayrışmayı ve Kürtlerin milli bilinçten uzaklaşmasını çok iyi işledi ve ‘PKK’yi hep halk kahramanı, Kürdistan Demokrat Partisini de Barzanici, aşiretçi, feodal, gerici, işbirlikçi, Kürtleri hançerleyen olarak” gösterdi. Bu kasten yapılmıştı. Çünkü, onların Barzanici dedikleri Kürdistan Demokrat Partisi ‘Bağımsız bir Kürdistan istiyordu.” Bu gerçeklik asla onların işine gelmiyordu.
Evet! Kürt medyasında yaşanan bu garabetin gerçekliğini, Yalçın Küçük yıllar sonra yargılandığı bir mahkemede şu sözler ile açıklıyordu, “Hâkim bey, soyadımküçük olabilir ama ben Türkiye için çok büyük işler yaptım. Ben Kürtleri Kürtlükten, Barzani’ci olmaktan uzaklaştırdım. Elimde medya gücü var, yetiştirdiğim o gençler şu anda Türk demokrasisi için ölebilecek durumdalar.” Bu sözler Küçük’ün, devlete olan görevini yerli yerine yaptığını beyan ediyordu.
Bu plan öyle işlevsel bir konuma geldi ki artık Kürtler Mustafa Kemal Atatürk’ü ‘Kürtlere zulmeden kişi olarak anmaktan ziyade onu “Modern Dünya’nın yaratıcısı” olarak anmaya başladı.
Sadece bu değil. Kürt olduğunu iddia eden ve Türk solundan etkilenen bazı toplum şahısları da, Kürt milleti için büyük mücadeleler veren Seyit Rıza, Şeyh Sait, Qadi Muhammed ve Molla Mustafa Barzani gibi büyük isimleri ise “feodalizmin kalıntıları” olarak tanımlaya başladılar. Kürt medreselerinin yarattığı muhteşem edebiyat üstatlarını da gölgelemek için, Türk şovenisti Nazım Hikmeti, edebiyatın ilham kaynağı olarak yutturdular.
Bu durumun yaratıcaları bu fırsatı iyi değerlendirmiş ve Kürtleri medya aracılığı ile mükemmel bir bölünmeye doğru itmişti. Fakat zamanla Doğu Perinçek ve Yalçın Küçük gibi özneler, Kürt toplumunda deşifre oldular. Bu gibi vakalar artık Kürtlerin kabul edebileceği türden değiller.
“Medya, örgüt egoziminin maşası olmamalıdır’
Medya kurumları demokrasi, hukuk ve insan haklarının toplumsal yerleşke haline gelmesinde önemli bir adrestir. Dünya genelinde ise bağımsız medya yok denilecek kadar azdır.
Medya bir tarafın propagandasını yaparken, ötekini anlamadan ve bilmeden yerden yere vurmamalıdır. Bu, sadece toplumu böler, toplumda olan çelişkileri derinleştirir. Ki bu da kaos ve içinden çıkılması imkansız bir bataklık yaratır. Bu bağlamda medya, ‘örgüt egoizmini’ ilke edinmiş tarafların maşası olmamaya özen göstermek zorundadır.
Malumuzun son günlerde, Güney Kürdistan’ın Zinê Wertê bölgesinde yaşanan hadiseler aynı zaman da Kürt medyasının o bölgeye odaklanmasına neden oldu. Bütün Kürtleri ilgilendiren bu hadise, Kürtlerin büyük bir kesimini de tedirgin etmeye başladı.
Böylesi bir ortamda ise Kürt medyasına düşen görev, ortamı gerginleştiren haber ve yorumlardan uzak durmaktır.
Ancak PKK medyasında çalışan ve Türk solu ile hâlâ düet yapan bazı Yalçın Küçük döneminden kalan gazeteciler, her zaman olduğu gibi olayların daha da kızışmasına sebep olan asparagas haberleri servis etmeye devam ediyorlar. Bununla beraber, kendilerine yakın olan medya kurumlarını da bir nevi kullanıyorlar.
Bu yazının skalasında önemli olan ana düşünce Türk soluna yakın yeni ve dijital medya mecralarının, Kürtler arasındaki problemleri taraflı olarak servis edip Kürt halkı için mücadele vermiş ve onca bedeller ödemiş KDP’yi karalamasıdır.
“Ahval ve benzeri Türk solu mecraları neyi amaçlıyor?
Kürdistan Demokrat Partisi ve Güney Kürdistan hükümetini düşman ilan eden açıklamaların bir örgütün medyasında görünür olması anlaşılırdır. Ama Ahval ve benzeri Türk soluna yakın medya mecralarının, PKK kadrosuna ait yazarlarının, Kürdistan Bölgesi ile KDP’yi karalayan ve Kürt düşmanı gibi lanse edilen açıklamalarını olduğu gibi servis etmesi ‘Kürtlerin yanındayız imajı değil’ “Kürt solu olduğunu iddia eden ama Türk SOL’varisi’ olmuş öznelerin dayanışmasıdır.”
Türk solu her zaman olduğu gibi, Kürtlerin ana mücadelesini anlamaktan ziyade, Kürt/Kürdistan meselesini bir soruna indirgemekte ve bu durumu normalleştirerek Kürt halkının uyutulmasına zemin hazırlamaktadır. Bunu da Kürt solu olduğunu iddia eden ideolojik hempalar aracılığı ile sistematize edip her zaman olduğu gibi KDP’nin yok olması üzerine haberler bina etmeye devam etmektedirler.
Kürdistan Bölgesi, KDP ve Barzani Türk solu için bir tehlikedir. Çünkü akıl babaları Yalçın Küçük onlara şunu öğretmiştir, “Barzanicilik geçici değil, milliyetçi bir ruhu dinç tutarak Kürtlerin milli bilinçten koparılması konusunda önümüzdeki en büyük engeldir.”

Yorumlar (0)
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!
Yorum Yazın