'Kürtçe tabelalara karşı çıkmalar devletin içselleşmiş bir politikasıdır'
Eren Keskin, Kürtçe tabelalara yönelik tepkilerin yalnızca güncel bir tartışma olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, bunun Türkiye’de uzun yıllardır sürdürülen devlet politikalarının bir yansıması olduğunu söyledi.
RûpelNews - Diyarbakır’da Büyükşehir Belediyesinin sorumluluğundaki bazı yol ve yön tabelalarının Türkçe ve Kürtçe olarak iki dilli kullanılması üzerinden başlayan tartışmalar yeniden gündeme geldi. Kent merkezindeki bazı tabelaların yaklaşık 10 yıldır iki dilli olarak kullanıldığı bilinirken, son dönemde bazı siyasilerin uygulamayı yeni bir gelişme gibi gündeme taşıması ve devam eden çözüm süreciyle ilişkilendirmesi tartışmalara neden oldu.
Bazı siyasi parti ve çevrelerden Kürtçe tabelalara tepki gelirken, konu Kürtçe eğitim ve anadilde eğitim taleplerinin de yeniden gündeme geldiği bir dönemde tartışılmaya başlandı.
İnsan Hakları Derneği (İHD) Merkez Yürütme Kurulu üyesi, insan hakları savunucusu ve avukat Eren Keskin, Kürtçe tabelalara yönelik tepkilerin yalnızca güncel bir tartışma olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, bunun Türkiye’de uzun yıllardır sürdürülen devlet politikalarının bir yansıması olduğunu söyledi.
“Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tekçi bir resmi ideolojisi var”
Kürtçe üzerindeki baskıların Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana sürdüğünü savunan Keskin, devletin resmi ideolojisinin bugüne kadar yeterince değişmediğini ifade etti.
Keskin, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tekçi bir resmi ideolojisi var kuruluştan itibaren. Ve bugüne kadar hiçbir şekilde değişmesine ve tartışmasına izin vermediği bir tekçi resmi ideolojisi var” dedi.
Devletin gerçekten bir barış süreci hedefliyorsa geçmişten gelen politikaları değiştirmesi gerektiğini belirten Keskin, “Eğer gerçekten bir barış süreci amaçlıyorsa Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bu politikalarının, bu resmi ideolojinin bütün dayattığı konulardan vazgeçmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.
“Kürtler dillerini konuşabilmek için bedel ödedi”
Kürt dili üzerindeki baskının yalnızca dil meselesi olmadığını, aynı zamanda bir kimlik mücadelesi olduğunu dile getiren Keskin, geçmişte Kürtçe konuştuğu için ağır bedeller ödendiğini söyledi.
Keskin, 1990 yılında İnsan Hakları Derneği kongresinde Kürtçe konuştuğu gerekçesiyle gözaltına alınan ve daha sonra yaşamını yitiren Vedat Aydın’ı hatırlatarak, “Kürtler özellikle kendi dillerini konuşabilmek için canlarıyla bunu ödediler, bedel ödediler” dedi.
Kürtçe tabelalara yönelik tartışmanın da bu tarihsel arka plandan bağımsız ele alınamayacağını belirten Keskin, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu bir kimlik mücadelesi aynı zamanda. Ve bugün böyle bir sürecin yürütüldüğü dönemde tabelalara dahi izin verilmemesi aslında bu resmi ideolojinin tüm boyutlarıyla hala devlet içinde devam ettiğinin bana göre en açık göstergesi.”
“Resmi ideoloji toplum tarafından da içselleştirildi”
Keskin, Kürtçe üzerindeki baskının yalnızca devlet politikalarıyla sınırlı olmadığını, toplumun bir bölümünde de bu anlayışın zaman içerisinde içselleştirildiğini söyledi.
Keskin, “Ama sadece devlet değil, maalesef ki bu resmi ideoloji toplum tarafından da son derece içselleştirilmiş bir resmi ideoloji” diyerek, Kürt diline, farklı etnik kimliklere ve inançlara yönelik baskılara karşı toplumda yeterli tepkinin gösterilmediğini ifade etti.
Kürtlerin yıllardır yürüttüğü mücadelenin Kürtçe meselesini gündemde tuttuğunu belirten Keskin, mevcut tartışmaların devam eden sürece ilişkin güven duygusunu da zedelediğini söyledi.
“Bizim zaten temkinli bir iyimserlik içinde olduğumuz bu süreçte güven duygumuzu açıkça zedeliyor” diyen Keskin, devletin güven verici adımlar atması gerektiğini vurguladı.
“Devletin adım atması gerekiyor”
Kürtçe tabelalara yönelik tepkilerin münferit bir durum olmadığını belirten Keskin, söz konusu yaklaşımın uzun yıllar boyunca devlet tarafından topluma aktarılan bir politika olduğunu savundu.
Keskin, “Ben öylesine içselleşmiş bir politika ki bu, öylesine içselleşmiş ve devletin de çok yakın bir zamana kadar dayattığı, kitlelere dayattığı bir politika ki bundan vazgeçmesi çok zor gibi görünüyor” dedi.
Devletin gerçekten çözüm sürecine ilişkin güven oluşturmak istiyorsa Kürt dili üzerindeki baskıları kaldırması gerektiğini ifade eden Keskin, “O nedenle bu konuda adım atması gereken devletin kendisi” diye konuştu.
Keskin, Kürtçe üzerindeki baskıların yalnızca Türkiye ile sınırlı olmadığını belirterek, Suriye’deki gelişmelere de dikkat çekti. Kürt meselesine yönelik yaklaşımların farklı coğrafyalarda benzerlik gösterdiğini savunan Keskin, bunun “kolonyal bir bakış açısı” ile de bağlantılı olduğunu söyledi.
“Kürtçe eğitim dili ya da resmi dil olmalı”
Kürtçenin Türkiye’de eğitim dili veya resmi dil olup olmaması yönündeki soruya ise Keskin, bunun kesinlikle olması gerektiğini belirterek yanıt verdi.
Keskin, “Bence kesinlikle olmalı tabii ki” dedi.
