Hiç düşündünüz mü, insan neden her şeyini geride bırakıp bilmediği bir yere doğru yola çıkar?
Bazen insanın önünde başka bir seçenek kalmaz. Bir çanta hazırlarsın, birkaç parça eşya alırsın ve yola çıkarsın. Nereye gideceğini biliyor olabilirsin ama yolun seni nereye götüreceğini kestiremezsin.
Her insanın hikâyesi farklıdır. Kimi yaşadıklarını anlatmak ister, kimi susmayı tercih eder. Kiminin yolculuğu kısa sürer, kimininki aylarca hatta yıllarca devam eder. Ama hepsinin ortak bir tarafı vardır: Bir gün, bildikleri hayatın dışına çıkıp bilmedikleri bir geleceğe doğru yürümeye karar vermişlerdir.
Avrupa’ya kaçak yollarla gelen insanların hikâyelerini çoğu zaman dışarıdan dinliyoruz. Kimisi onları sadece birer “kaçak” olarak görüyor. Fakat o kelimenin arkasında nasıl bir insan olduğunu, neler yaşadığını ve yolda ne düşündüğünü pek konuşmuyoruz.
Ben Avrupa’da, Avrupa’ya kaçak yollarla gelmiş insanlarla birçok etkinlikte görüşmüş, onların hikâyelerini ve duygularını yakından dinlemiş biri olarak bu hikâyelere biraz daha yakından bakmak istiyorum. Çünkü dışarıdan bakıldığında sadece bir yolculuk gibi görünen şey, o yolculuğu yapan insan için hayatının en uzun ve en belirsiz dönemlerinden biri olabilir.
Günlerce nereye gideceğini bilmeden beklemek, hiç tanımadığın insanlara güvenmek, dilini bile bilmediğin bir ülkede ne olup bittiğini anlamaya çalışmak ve sürekli geride bıraktıklarını düşünmek, insan sadece yolun fiziki şartlarıyla değil zihninin korkularıyla da mücadele ediyor.
Aklının bir köşesinde sürekli geride bıraktığı insanlar oluyor. Annen, baban, kardeşlerin, eşin, çocukların, arkadaşların…
Belki son kez sarıldığın insanların yüzleri geliyor aklına. Telefonuna bakıp evinden gelen bir mesajı tekrar tekrar okuyorsun. Bir tarafta korku, diğer tarafta umut var. “Ya başıma bir şey gelirse?” diye düşünürken bir yandan da “Belki hayatım burada değişir.” diyorsun.
Yolculuk Bittiğinde
Ve sonunda Avrupa’ya ulaştığında her şeyin bittiğini sanıyorsun.
Oysa çoğu zaman asıl mücadele bundan sonra başlıyor.
Yeni bir ülke, yeni bir dil, yeni insanlar ve hiç bilmediğin bir hayat karşılıyor seni. Kendini anlatmakta, ne yapacağını ve kime güveneceğini anlamakta zorlanıyorsun.
Bir de senden önce gelenlerin seni hakir görmesi “Sen neden geldin?” diye bakmasıyla karşılaşabiliyorsun.
bir dostumdan işittiğim ve çok sevdiğim bir laf vardır:
“Hoş geldin diyenler vardır, bir de neden geldin diyenler vardır.”
Senden önce gelip seni kucaklayan, elinden tutup yol göstermeye çalışanlar insanlar da oluyor. Ama seni sorgulayan yaşayacağın zorlukları büyütüp seni korkutan, moralini bozan insanlarda oluyor.
İnsan Neden Yola Çıkar?
Ama daha önemli bir soru var:
İnsan neden doğduğu, büyüdüğü ve yıllarca yaşadığı yeri terk eder?
Bazen mesele sadece daha iyi bir hayat değildir. Bazen kişi kendi ülkesinde, kendi doğduğu yerde bile kendini güvende hissedememesidir.
Geçtiğimiz günlerde Zonguldak’ta çalışmaya giden tarım işçilerinin yaşadığı ve ‘‘Yetkililerce Münferit Olay’’ denilerek üzerinde fazla durulmayan gerginlikler gibi durumlar… ( ama görüntüler bir linç girişimi olduğu yönünde… Bu nasıl bir düşmanlık? Bu nasıl bir vahşet?) Bazı görüntüler insanlara kendi topraklarında ne kadar kırılgan olduklarını hatırlatmakta. Çünkü insan yalnızca kimliği, dili ya da geldiği yer nedeniyle saldırıya uğrayabiliyorsa, o insan için ülkenin neresinin gerçekten güvenli olduğunu sormak gerekiyor.
Özellikle kimliği, karakteri veya düşünceleri nedeniyle hedef haline getirilmiş insanlar için mesele sadece iş bulmak ya da daha rahat yaşamak değildir. İnsan ülkesinin bir şehrinden diğerine giderken bile aynı korkuyu taşıyorsa, başka bir yerde yeni bir hayat araması çok da şaşırtıcı olmayabilir.
Kimilerine göre Avrupa’ya yapılan yolculuk, kadere razı olmama yolculuğudur. Kimilerine göre ise çaresizlikten çıkış arayışıdır. Belki de yolculuk, ölümün kıyısında hissedilen bir korkunun içinde, insanın kendi kendine söylediği o iki kelimeyle başlar ‘‘ Kabul ediyorum.’’
İşte tam bu noktada, yolculuğun nihai durağı olan Avrupa’nın sunduğu imkanlar ve insan hayatına verilen değer öne çıkıyor. Farklı ırk veya coğrafyalardan gelinmesine rağmen ayrımcılığa uğramadan yaşayabilmek, sağlanan sosyal haklar ve hukuk güvencesiyle birleştiğinde kişiye yolda çekilen çilelerin ardından yeniden nefes aldırıyor.
Geride kalanların izi kolay kaybolmaz; fakat yolculuk burada bitmiyor. Bir sonraki bölümde, varışın ardından başlayan bu yeni hayatı ve imkanların getirdiği dönüşümü konuşmaya devam edeceğiz. Çünkü insan bazen sadece bir yerden bir yere gitmek için değil ayrımcılığa uğramayacağı, değer göreceği, onurunun zedelenmeyeceği ve can güvenliğinin koruma altında olduğu bir hayatı inşa edebilmek için yürür.
Bu yazıdaki görüşler tamamen yazarın şahsına münhasırdır; RûpelNews'in yayın politikasıyla bağdaşabilir veya farklılık gösterebilir. Kurumumuz içerikten sorumluluk kabul etmez.
