Makale

Serhat’ın Hafızasında Ender Bir İnsan: Qulîxan Beg

 Azad Yaşar
Azad Yaşar 06 Eylül 2026
Serhat’ın Hafızasında Ender Bir İnsan: Qulîxan Beg
Görsel: Yapay Zeka

Bazı insanlar vardır yaşadıkları çağın sınırlarını aşar, aradan geçen yıllara rağmen isimleri bir coğrafyanın hafızasında yaşamaya devam eder.

Onları yalnızca sahip oldukları makamlarla, taşıdıkları unvanlarla ya da katıldıkları savaşlarla anlatmak mümkün değildir. Çünkü onların asıl mirası, yaşadıkları topluma bıraktıkları izdir.

Qulîxan Beg de Serhat coğrafyasında böyle ender insanlarından biridir.
Onu anlatmak, yalnızca bir bey veya bir aşiret önderinin hayatını anlamak değildir. Qulîxan Beg'in hikâyesi; 19. yüzyıl Serhat'ının sosyal hayatına, kültürüne, eğitim anlayışına, dengbêjlik geleneğine ve toplum önderliği kavrayışına açılan bir kapıdır.

Qulîxan Beg, özellikle Erzurum'un Karayazı ilçesine bağlı Yukarı Söylemez — Söylemaza Jor ile özdeşleşmiş tarihî şahsiyetlerden biridir.

Kaynaklarda Zirkî/Zirkan aşiretinin ileri geleni ve beyi olarak anılan Qulîxan Beg'in hayatı, Serhat'ın o dönemdeki aşiret ve beyler düzeni içerisinde şekillenmiştir.
Fakat onun tarihî kişiliğini yalnızca bu çerçevede değerlendirmek eksik olur.
Çünkü Qulîxan Beg'in ardında bıraktığı izler, onun toplumsal sorumluluk duygusuna sahip bir lider olduğunu da göstermektedir.

Yukarı Söylemez'de bugün hâlâ onun adıyla anılan tarihî eserlerden biri 1892 tarihli Kuluhan Bey Camii'dir. Caminin kitabesinde yapının Kuluhan Bey tarafından yaptırıldığı belirtilmektedir. Bu tarihî yapı, Qulîxan Beg'in yaşadığı dönemin somut tanıklarından biri olarak günümüze ulaşmıştır.

Bir bey için asıl mesele, sahip olduğu gücün büyüklüğü değil, o gücü ne için kullandığıdır.
Qulîxan Beg'in hikâyesi bu bakımdan dikkat çekicidir.

Qulîxan Beg hakkında Serhat'ta kuşaktan kuşağa aktarılan en güçlü anlatılardan biri, onun Sultan II. Abdülhamid'in huzuruna çıkmasıyla ilgilidir.
Anlatıya göre dönemin beyleri ve komutanları saraya kabul edilir ve kendilerine ne istedikleri sorulur. Kimi şahsî bir hediye, kimi at, kimi kılıç, kimi de başka bir imtiyaz talep eder, oysa Qulîxan Beg ise kendisi için bir şey istemez.
Onun talebinin köyüne okul ve cami yapılması olduğu anlatılır.

Bu hikâyenin bugün elimizde doğrudan Osmanlı arşiv belgesiyle doğrulanmış olduğunu söylemek mümkün değildir. Bu nedenle tarihî bir belge değil, güçlü bir sözlü tarih anlatısı olarak değerlendirilmelidir.

Fakat bu rivayetin değeri yalnızca doğru olup olmamasında değildir. Çünkü toplumların hafızası, bazen bir insanı resmî belgelerden farklı biçimde kaydeder.

Qulîxan Beg'in yüzyılı aşan bir zaman boyunca “kendisi için değil, köyü için isteyen bey” olarak anlatılması, onun toplumdaki algısını ve bıraktığı izi anlamak bakımından son derece önemlidir.

Bu nedenle Qulîxan Beg'in şahsiyetinde eğitim fikrinin özel bir yeri olduğu söylenebilir.
Bir bey için okul istemek, yalnızca bir bina istemek değildir geleceği de istemektir.

1892 tarihli cami, bu anlatının somut tarafını oluşturmaktadır.
Yukarı Söylemez'deki bu eser, Qulîxan Beg'in döneminden günümüze ulaşan önemli bir tarihî mirastır.
Cami ve mektep, o dönemin şartları içinde yalnızca ibadet ve eğitim mekânları değildi. Aynı zamanda köyün sosyal hayatının merkezleriydi.

Dolayısıyla Qulîxan Beg'in adıyla ilişkilendirilen bu eserler, onun yaşadığı topluma karşı sorumluluk anlayışının izlerini taşımaktadır.
Bugünden geriye baktığımızda, onun tarihî önemini yalnızca askerî kimliği üzerinden değil, toplumsal bir kurucu figür olarak da değerlendirmek gerekir.

Qulîxan Beg'in kişiliğini anlamak açısından belki de en değerli anlatılardan biri, büyük Kürt dengbêji Evdalê Zeynikê ile olan ilişkisidir.

Evdalê Zeynikê, Serhat'ın sözlü kültürünün en büyük temsilcilerinden biridir. Onun kilamları, yalnızca sanat eserleri değil, aynı zamanda bir dönemin toplumsal hafızasını taşıyan sözlü tarih belgeleridir.

Ahmet Aras'ın Evdalê Zeynikê üzerine çalışmasında Qulîxan Beg'in torunu Munir Binici ile etraflıca konuştuğu bilinmektedir. Aynı anlatıda Evdal'ın hayatının son dönemlerinde Yukarı Söylemez'e geldiği ve Qulîxan Beg'in evinde misafir edildiği aktarılır.

Qulîxan Beg'in yaşlı ve yoksul durumdaki Evdal'a büyük saygı gösterdiği, onu birkaç gün misafir ettiği, kendisine altın verdiği ve ayrıca bir öküz verilmesini sağladığı anlatılmaktadır.

Bu hadise, ilk bakışta küçük bir aile hatırası gibi görülebilir. Oysa çok daha büyük bir anlam taşır. Çünkü burada bir bey ile bir sanatçı arasındaki ilişki vardır.

Qulîxan Beg, Evdal'ın sahip olduğu zenginliğin para veya mal değil, söz ve sanat olduğunu anlayan bir insandır.
Bu nedenle onu yalnızca yardım eden bir bey olarak değil, dengbêjin toplumdaki değerini bilen bir kültür insanı olarak görmek gerekir.
Serhat'ın sözlü kültüründe bir bey ile bir dengbêjin yollarının kesişmesi, aynı zamanda dönemin sosyal dünyasının da önemli bir göstergesidir.

Qulîxan Beg'i farklı kılan belki de bütün bu özelliklerin aynı kişilikte birleşmesidir.
Bir tarafta dönemin askerî ve siyasî dünyasında yer alan bir bey, diğer tarafta köyüne okul ve cami kazandırmaya çalışan bir toplum önderi.
Dahası yaşlı bir dengbêjin önünde sanatın değerini teslim eden bir insan.

Bu çelişki değil, tam tersine, onun tarihî şahsiyetini zenginleştiren bir bütünlüktür.
Bu nedenle Qulîxan Beg'i yalnızca bir aşiret beyi olarak adlandırmak onun tarihî kişiliğini küçültür.
O, Serhat'ın kendi çağında yetiştirdiği ender toplumsal şahsiyetlerden biridir.

Qulîxan Beg'in mirası elbette bir aile hafızasında da yaşamaktadır.
Bugün onun aile geleneğinden gelenler farklı coğrafyalarda yaşamaktadır. Serhat'tan Siverek'e, Aydın Didim'e, Ankara'ya kadar uzanan bu geniş aile ağı, zaman içerisinde farklı yerleşimlere yayılsa da Yukarı Söylemez — Söylemaza Jor aile hafızasının önemli merkezlerinden biri olmayı sürdürmektedir.

Bu yayılmayı yalnızca bir ayrılık olarak görmek doğru değildir.
Çünkü bazen insanlar coğrafyalara dağılır ama hafıza dağılmaz. Ailelerin farklı yerlere taşınması, geçmişle bağın kopması anlamına gelmez. Tam tersine, farklı coğrafyalarda yaşayan insanların ortak geçmişlerini hatırlaması, o geçmişin daha geniş bir hafızaya dönüşmesini sağlar.

Bugün aile büyüğü olarak Şevket Yaşar, bu tarihî ve ailevi mirası kendi imkânları ölçüsünde yaşatmaya, Yukarı Söylemez'le olan bağı korumaya ve geçmişten gelen geleneğin gelecek kuşaklara aktarılmasına gayret etmektedir.
Bu çaba, yalnızca bir aile geleneğini sürdürmekten ibaret değildir. Çünkü geçmişle bağ kurmak, aynı zamanda bir coğrafyanın hafızasını korumaktır.

Bir köyün, bir ailenin, bir aşiretin ve nihayetinde bir bölgenin tarihini hatırlamak; unutulmaya karşı gösterilen sessiz ama değerli bir dirençtir.
Bugün dünyanın farklı yerlerinde yaşayan Qulîxan Beg'in torunları için Söylemaza Jor, yalnızca bir köy adı değildir. Orası hafızanın başladığı yerdir.

Qulîxan Beg'in hayatı hakkında hâlâ araştırılması gereken çok şey vardır.

Osmanlı arşivleri, Erzurum vilayet salnameleri, Hamidiye Alayları kayıtları, Yukarı Söylemez'deki tarihî yapıların kitabeleri, aile şecereleri, mezar taşları ve özellikle yaşlı kuşakların sözlü anlatıları bir araya getirildiğinde onun tarihî portresi çok daha belirgin hâle gelecektir.

Bu araştırma yalnızca bir kişinin biyografisini ortaya çıkarmayacaktır.

Aynı zamanda 19. yüzyıl Serhat'ının sosyal ve kültürel tarihine önemli bir katkı sağlayacaktır.

Çünkü Qulîxan Beg'in hikâyesinde Serhat'ın kendisi vardır.
Beylik vardır.
Aşiret vardır.
Savaş vardır.
Dengbêjlik vardır.
Eğitim vardır.
Misafirperverlik vardır.

Ve bütün bunların üzerinde, bir insanın kendi toplumuna karşı duyduğu sorumluluk vardır.

Bugün Qulîxan Beg'i hatırlamak, geçmişte kalmış bir ismi yeniden söylemekten ibaret değildir. Onu hatırlamak, Serhat'ın kendi içinden çıkardığı değerleri de hatırlamaktır.

Onun adına yaptırılan cami, onunla ilgili anlatılan mektep hikâyesi, Evdalê Zeynikê'ye gösterdiği hürmet ve Yukarı Söylemez'de bıraktığı iz, aynı gerçeğe işaret etmektedir:

Qulîxan Beg, kendi çağının sıradan bir beyi değildi. O, gücün yanında kültüre, eğitimin yanında insana, makamın yanında toplumsal sorumluluğa değer veren bir tarihî şahsiyet olarak hatırlanmaktadır.

Belki de bugün ona duyulan vefanın en güzel biçimi, onun adını yalnızca geçmişin bir hatırası olarak bırakmamak; hayatını, eserlerini ve temsil ettiği değerleri araştırarak gelecek kuşaklara aktarmaktır.

Çünkü bazı insanlar yalnızca kendi dönemlerine ait değildir. Bazı insanlar bir coğrafyanın hafızasına aittir.
Qulîxan Beg de Serhat’ın hafızasına ait böyle ender insanlardan biridir. Üçüncü kuşak torunlarından biri olarak onunla iftihar ediyor, kendisini şükran, minnet ve derin bir saygıyla yâd ediyorum.

Bu yazıdaki görüşler tamamen yazarın şahsına münhasırdır; RûpelNews'in yayın politikasıyla bağdaşabilir veya farklılık gösterebilir. Kurumumuz içerikten sorumluluk kabul etmez.