TR KU AR
FB X IG
Röportaj

DEM Partili Uysal: Demokratik entegrasyon asimilasyon değil, karşılıklı tanınma sürecidir

Hasan Kosen
Editor
📅 06 Temmuz 2026 14:32
DEM Parti Şırnak Milletvekili Newroz Uysal, demokratik entegrasyonun bir halkın kendi dili, kültürü ve kimliğinden vazgeçmesi anlamına gelmediğini vurgulayarak, sürecin tam tersine bu kimlik ve kültürel değerlerin korunarak devlet tarafından tanınmasını hedeflediğini söyledi. Uysal, kavramın yanlış yorumlandığını belirterek, demokratik entegrasyonun asimilasyon değil, karşılıklı tanınma ve demokratikleşmeyi esas alan bir model olduğunu ifade etti.

RûpelNews - DEM Parti Şırnak Milletvekili Newroz Uysal, Diyarbakır’da RûpelNews muhabiri Hasan Kösen'e yaptığı açıklamada, süreç çerçevesinde Kürt kamuoyunda tartışılan "demokratik entegrasyon" kavramına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. 

Uysal, Abdullah Öcalan'ın 27 Şubat'ta yaptığı çağrı ve ardından yayımlanan manifestoyla birlikte demokratik entegrasyon konusunda kapsamlı bir literatür oluştuğunu söyledi.
Bu tartışmaların yalnızca Kürt siyasal çevreleriyle sınırlı olmadığını belirten Uysal, akademisyenlerin, hukukçuların, arabulucuların ve farklı ülkelerde barış süreçlerinde görev almış uzmanların da konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunduğunu ifade etti.

"Asimilasyon değil, demokratikleşme"

Entegrasyon kavramının farklı biçimlerinin bulunduğunu dile getiren Uysal, kamuoyunda çoğunlukla negatif entegrasyon modellerinin tartışıldığını söyledi.

Uysal, özellikle mülteci politikaları üzerinden şekillenen entegrasyon anlayışının zaman zaman asimilasyonla eş tutulduğunu belirterek, Abdullah Öcalan'ın ortaya koyduğu "demokratik entegrasyon" yaklaşımının ise bundan farklı olduğunu ifade etti.

Uysal'a göre demokratik entegrasyon, yalnızca Kürt toplumunun demokratik bir yapı içinde varlığını sürdürmesini değil, aynı zamanda devletin de inkâr, asimilasyon ve yok sayma politikalarından uzaklaşarak demokratikleşmesini içeriyor.

"Demokratik entegrasyon çözüm sürecinin son aşamasıdır"

Uysal, demokratik entegrasyonun kamuoyunda zamanlaması açısından da yanlış değerlendirildiğini savundu.

Abdullah Öcalan'ın süreci üç aşamada ele aldığını belirten Uysal, ilk aşamanın çatışmasızlık olduğunu, bunun da özel bir çerçeve yasa olmadan tamamlanamayacağını söyledi.

İkinci aşamanın ise ceza hukuku, infaz hukuku, ifade özgürlüğü, düşünce özgürlüğü ve basın özgürlüğü gibi alanlarda yapılacak düzenlemeleri kapsayan "barış ve özgürlük yasaları" olduğunu ifade eden Uysal, demokratik entegrasyonun ancak bu aşamaların ardından gündeme gelebileceğini dile getirdi.

"Kimlikten vazgeçmek değil, karşılıklı tanınma"

Demokratik entegrasyonun bir halkın kendi dili, kültürü ve kimliğinden vazgeçmesi anlamına gelmediğini vurgulayan Uysal, sürecin tam tersine bu kimlik ve kültürel değerlerin korunarak devlet tarafından tanınmasını hedeflediğini söyledi.

Uysal, "Bu mesele, bir halkın başka bir yapı içinde eritilmesi değil; ortaya çıkan kimliğin, toplumsal bilincin ve siyasal iradenin karşılıklı olarak tanınmasını gerektiriyor" değerlendirmesinde bulundu.

"En zor ama en önemli aşama"

Demokratik entegrasyonun çözüm sürecinin en son ve en zor aşaması olduğunu belirten Uysal, bu noktaya gelmeden önce atılması gereken birçok hukuki ve siyasi adım bulunduğunu ifade etti.

Kavramın asimilasyon olarak yorumlanmasının doğru olmadığını söyleyen Uysal, demokratik entegrasyonun dünyadaki örnekler ve yürütülen müzakere süreçleri dikkate alınarak, karşılıklı demokratikleşme ve tanınma perspektifiyle değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti.

“Statü, barış ve özgürlük”

Uysal, Abdullah Öcalan'ın statü, barış ve özgürlük konularındaki değerlendirmelerini şöyle aktardı:
"Bu süreçte Kürt halkının statüsü, Kürt dili ve Kürt kültürü üzerine görüşmeler yapılıyor. Ayrıca Kürt halkının hangi statüyle kendi kendini yöneteceği de tartışılıyor. Bu statünün kanunla ya da anayasa değişikliğiyle güvence altına alınması gerekiyor. Kalıcı bir barışın nasıl sağlanacağını tartışıyoruz. Barışın hukuki adımlarla da ilerleyeceğini düşünüyoruz. Kürt halkının onurlu barışı önemlidir. Hukukun bu konuda nasıl bir rol oynayabileceğini de tartışıyoruz. Sürecin amacı, bireylerin ve halkın kendi varoluşlarını özgürce sürdürebilmeleridir. Kendi dillerini ve kültürlerini özgürce yaşayabilmeleridir."

Paylas: