YÜZLEŞME
20. yüzyıldan günümüze birçok millet halklaşarak ulusal değerlerinin etrafında birleşip milli ordularını, demografik ve teritoriyal yapılarını koruyarak devletleşirken biz Kürtlerin bu denli parçalanması, ayrışması ve birbirinin zıttı olması, halk diliyle 'bir arpa boyu yol alamamasının' esas sebebi ya da sebepleri nelerdir? Bu gerçekle yüzleşmeden bir adım öteye gidilemeyeceğini anlamak için daha hangi acıyla sınanmamız gerekiyor?
Kestirmeden gidelim: Türkiye'nin dört bir tarafına savrulmuş, yerleşmiş ve Kürdistan coğrafyasında 20 milyonu aşkın Kürdün yaşadığını biliyoruz; ancak bunlarda dil birliği var mı? Yok. Kültürel birlik var mı? Yok. Onca katliam yaşanmasına rağmen düşmanıyla arasına mesafe koyabildi mi? Yok. Yetmedi; işgalcisine benzemekten, onun değirmenine su taşımaktan uzak durabildi mi? Yine yok.
Bir türlü uluslaşamamış, aidiyet duygusu gelişmemiş Kürde dosdoğru sormak istiyorum: sahi Kürtler Türk devletinden tam olarak ne istiyor ne bekliyor? Birbirinin kopyası, kurumsallaşamamış onca politik yapı, otonomi, federasyon, bağımsızlık mı yoksa son kırk yılın hükümran gücü PKK gibi "demokratik cumhuriyet" mi isteniyor?
İddia ediyorum: Türkiye Cumhuriyeti devleti defalarca biz Kürtlere, "Düşün yakamızdan" dedi; pratikte ise her türlü hileye başvurdu. Yapmadığı zulüm, etmediği hinlik kalmadı, buna rağmen Kürtler devletin yakasını bırakmadı. Çünkü Kürdün ne milli, ne aidiyet, ne de özgür vatan duygusu hiçbir zaman zirve yapmadı; haliyle paravan yapılar ve paramiliter güçler kendilerini tatmin edebilmek için kırık dökük sazlarıyla kuru gürültü yapmaktan öteye geçemediler.
Bakur pardon Doğu ve Güneydoğu için şimdilik parantezi kapatıp Başûr'a bakalım.
Kürdistan'a Başur, Güney Kürdistan ya da en korkuncu Kuzey Irak; bu tanımlamalara bakarak bile oradaki kargaşayı anlamak hiç de zor olmasa gerek.
1991'den bugüne neden henüz Peşmerge güçleri birleşemeyip düzenli milli orduya geçilemedi? Hangi sebep, hangi güç ya da hangi ihtiras PDK ve YNK askeri güçlerinin birleşerek Kürdistanî millî Peşmerge ordusunun kurulmasını engellemektedir?
Irak devleti fiili olarak üçe bölünmüşken, konjonktür Kürtlerin lehineyken bu çift başlılığın, Hewlêr/Süleymaniye ayrışımının sebebi nedir? Kültürel coğrafî farklılıklara amenna yalnız hiç olmazsa onca bedel ödenerek federatif bir statü kazanmış Başur Kurdistan'ını makam mevki ve örgütsel ihtiraslara kurban etmeyelim.
Mevcut yönetimlerin, petrol gelirine ve Irak devletine olan ekonomik bağımlılığı daha ne zamana kadar sürecek?
Modern şehirleşme, sağlık ve ulaşım alanında yapılmış birçok hizmeti göz ardı etmeden, TOKİ ile yarışırcasına betondan yığınlar yapmak birincil öncelik midir?
Bir buçuk yıldır hükumetin kurulmamasının mantıklı bir izahı olabilir mi? Zaman kaybetmeden kapsayıcı, bütünleştirici, meşru bir hükumetin kurulması elzemdir; aksi takdirde uluslararası alanda da ciddi bir meşruiyet ve itibar zedelenmesi söz konusudur.
Etrafı ateşten çember olan Başur'da sınır güvenliği, halkın birliği, dirliği sağlanamazsa tehlike çanlarını daha yakından duyacağımızı belirtmekte fayda görüyorum.
Allah'tan Serok Mesud Barzanî'nin duruşu ve manevi şahsiyetiyle birlikte Sayın Nêçîrvan Barzanî'nin diplomatik politik manevraları hasbelkader Başur Kurdistan'ını ayakta tutmaktadır.
Şimdilik buraya bir nokta koyup kanayan yaramız Rojava'ya geçelim.
Bu topraklara Rojava mı demeli, ya da PKK gruhunun isimlendirdiği gibi "Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi" mi, yoksa DAIŞ'ten türeme atama cumhurbaşkanı Şara'nın "(Suriye Arap Cumhuriyeti'nin) bir parçası" mı demeli? Doğrusu bunu zaman gösterecektir.
Vahim olan, Kürt halkının ödediği onca bedele rağmen, bu coğrafyadaki reel koşulları göz önünde bulundurmayıp hayal mahsulü kartondan kantonlar, ekolojik devrim, nesnel bir karşılığı olmayan Kürt, Arap demokratik devrimi gibi afaki ideolojik söylemlerden kaynaklı yapılan pratik hatalardan ötürü Kürt halkı Rojava'da da ciddi bir hayal kırıklığına uğradı.
Yıllar yılı Rojava sahasını politik bir laboratuvar gibi kullanan PKK, Kürt sosyolojinin ana dokusuyla örtüşmeyen ajitatif, dayatmacı pratiği yüzünden özellikle de Rojava'da Kürt aile yapısında korkunç tahribatlar yaptı. Kanımca en çok bedel de bu noktada ödendi. Kürt aile yapısının siyasal, kültürel keşmekeş durumu Kürt siyasetinin pratikteki aynasıdır, bu gerçeklikle yüzleşmek zorundayız. Bu trajik vaka salt Rojava'ya özgü değil, dört parça Kürdistan'da göreceli olarak yaşanmaktadır.
Bir varmış bir yokmuş masalı gibi YPG'yi, 80 bini aşkın askeri gücü bir anda sırra kadem basan lokal düzeydeki YPG/ABD ittifakı yerle yeksan olurken kimseden ses seda çıkmıyor. Öyle ya biz Kürtlerde hafıza kaybı var; birilerini rahatsız etmemek için yaşadıklarımızı, bildiklerimizi, tanıklık ettiklerimizi, ödenmiş onca bedeli hasıraltı edebiliyoruz.
Haliyle bugün can alıcı soruların sorulmaması, Kürt milletinin suspus olması, Kürt siyasetinin ise bir adım ileri iki adım geriye gitmesi anlaşılır olsa gerek.
Bu satırları yazarken esassen vicdanımı, bilincime ve cehaletime referens (referans) edinerek Kürt sosyolojisine ve siyasetine eleştirel ayna tutmak istedim. Umarım herkes kendi gerçeğini en sade biçimiyle kendi aynasında olduğu gibi görür.
Bu yazıdaki görüşler tamamen yazarın şahsına münhasırdır; RûpelNews'in yayın politikasıyla bağdaşabilir veya farklılık gösterebilir. Kurumumuz içerikten sorumluluk kabul etmez.