TR KU AR
FB X IG
✎ Makale

Demirtaş ve Türkiyeleşme Sürecinde Kürt Siyaseti

📅 24 Temmuz 2026

Sayın Demirtaş,
Öncelikle tüm samimiyetimle belirtmeliyim ki sizin cezaevinde olmanız beni derinden üzdüğü gibi, keşke daha insani medeni koşullarda yazışabilseydik vede tartışabilseydik. Elinizden alınmış ifade özgürlüğü ve ömrünüzden çalınmış mahkümiyet yıllarının hiçbir izahının olmadığını söylemeliyim.

Sayın Demirtaş, şahsınızı 2004 İHD Diyarbakır şube başkanlığına seçildiğiniz günden bugüne biliyor ve hasbelkader takip ediyorum. Sizdeki zarafet, mütevazilik ve sivil siyasete dönük hassasiyetiniz açıkçası bende pozitif bir izlenim bırakmıştı.
Gelin görün ki zamanın akışıyla birlikte içinde bulunduğunuz politik yapıya benzeme, paralel bir langajı sahiplenmenizi doğrusu hiçbir zaman tasvip etmediğimi ifade etmeliyim.

Sayın Demirtaş, şahsınızı vede politik mücadelenizi anlamlı kılan en önemli unsurun Kürd kimliğiniz olduğu konusunda mutabıkız sanırım.
Demokrasi ve özgürlükten payını alamamış Kürd halkı statik rijid örgütlerden ve silahlı güçlerden bu kadar çekmişken sizin bu denli PKK'nin hegamonyasının altına girmenizin, sözümona sivil siyaseti PKK'nin gölgesinde yapmanızın bir izahı olabilir mi?

Türkiye Kürd siyasetinin meşru zemini legal sivil alan iken sizin ve arkadaşlarınızın ısrarla legal sahayı pas geçip PKK endeksli hareket etmenizin bir mantığı varmı dır? Yetmedi bugün halen daha Öcalan güzellemesi yapmanız ona methiyeler dizmenizi doğrusu anlamakta güçlük çekiyorum.

Bununla bağlantılı olarak 10 yıldır cezaevindesiniz, size "Seni başkan yaptırmiyacağız" gibi içiboş beyhude sloganını kimler yada hangi güç attırdı? 
Hiç merak ettiniz mi kim yada kimler sizi demir parmaklıkların ardına attı? Vede kimler bu durumdan nemalandı nemalanıyor?

Öcalan ve PKK vesayetine sığınmak yerine, neden doğrudan Kürt halkının özgür sivil iradesi olmayı seçmediniz? Sırf birilerinin gölgesinde kalmamak adına, 50 milyon Kürt halkının gerçek sivil lideri olma şansını neden teptiniz? Sivil siyaseti bir odak noktasına heba etmek yerine, halkın bağrında bağımsız bir lider olarak kalmayı hiç düşünmediniz mi?'

Sizin ve ailenizin yaşadığı mağduriyeti derinden hissediyorum. Fakat bunca yıla ve ödenen bedele değer bir sonuç alınamadı. Kürt realitesi hâlâ güvence altında değil. Keşke bu sivil potansiyel, özgürce dışarıda mücadele ederek değerlendirilseydi.

Sayın Demirtaş, bildiğiniz gibi Kürd realitesi ve Kürdistani sivil demokratik mücadele; partilerin, örgütlerin vede artifisiel liderlerin çok üstündeyken hatta mübala bile edilemezken sizin bu bağlamda bir eksen kayması yaşadığınızı düşünüyorum.

Sistemle çatışırken halkların kardeşliğine Kürt Türk birlikteliğine vurgu yapmanız anlaşılır bir durumdur yanlız, Kürt halkını konjontürel realiteyle örtüşmeyen "ortak vatan ve türkiyeleşme" gibi Kürd ulusal mücadelesini pasifize edebilecek, Kürd milletini Türkiye Cumhuriyetinin asimilasyoncu çarkları arasına atma lüksünüzün vede hakkınızın olmadığını bilmeniz gerekir.
Israrla Türkiyeleşme gibi sosyolojik politik alt yapısı olmayan dahası Kürd halkı için tehlikeli olan bu kavramla Kürd ulusunun değerlerini eritmekten vede bu halkın hayalleriyle oynamaktan vazgeçin.

Elbetteki yer yüzünde yaşayan halklar arasında kültürel sosyal ve coğrafik etkileşimler olmuştur olacaktır da burada esas olan; birinin varlık sebebi diğerinin yokluk nedeni olmamalıdır.
Bildiğiniz üzere Türk devleti yıllar yılı varlığını Kürd halkının yokluğu üzerine inşaa etti, bugün de Cumhuriyet Türkiyesinin asli menfaatlerini korumak için "açılım, barış süreci" adı altında kerhen de olsa Kürtlere sahiplenilmek istenildiğini görmüyor musunuz?

Lütfen bırakın Kürdün hayaliyle oynamayı, bırakında Türk ve Kürd halkları demokratik federatif bir yapı içerisinde komşu iki halk gibi biribirini kırmadan dağıtmadan komşuluk hukukuna binaen bu kadim cografyada huzur içinde yaşayabilsin.

Sevgili Demirtaş, amacım size yüklenmek yada sizi incitmek değildir, konumunuz ve şahsınıza verilen değerden ötürü siyasal yol güzergahınızda kendimce yanlış bulduğum birkaç noktaya dostane dikkat çekmek istedim.
Enkısa zamanda sizi bireysel özgürlüğüne, saygıdeğer ailenize vede sevdiklerinize kavuşmuş olmanızı diliyor dostane selamlarımı iletiyorum.

Bu yazıdaki görüşler tamamen yazarın şahsına münhasırdır; RûpelNews'in yayın politikasıyla bağdaşabilir veya farklılık gösterebilir. Kurumumuz içerikten sorumluluk kabul etmez.

Paylas:

1975 yılında Erzurum'un Karayazı ilçesinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini burada tamamladıktan sonra eğitimine Avrupa'da devam etti. Paris 8 Üniversitesi’nde Sosyal Bilimler ve Sosyoloji eğitimi aldı. Buradaki akademik iklim, düşünce dünyasının ve edebi dilinin felsefi bir derinlik kazanmasında etkili oldu. Şair ve yazar kimliğiyle Türkiye'deki sansür mekanizmalarıyla genç yaşta yüzleşti. 2002 yılında Peri Yayınları tarafından basılan "Tutsak Düşlerimin Güncesi" adlı ikinci şiir kitabı, yayımlanmasından kısa bir süre sonra İstanbul 3 No'lu DGM Savcılığı tarafından toplatıldı. Bu hukuki süreç ve ifade özgürlüğü kısıtlaması, Avrupa Birliği’nin "2002 Yılı Türkiye İlerleme Raporu" gibi uluslararası resmi belgelere de somut bir örnek olarak kaydedildi. Sosyolog kimliğini toplumsal sorumlulukla harmanlayan Yaşar, 2016 yılında Brüksel merkezli olarak kurulan bağımsız Kürt Aydın İnisiyatifi bünyesinde aktif olarak yer aldı. Çeşitli bağımsız dijital platformlarda yayımlanan makalelerinde; popüler kültürün ve yüzeysel anlatıların genç kuşaklar üzerindeki hafızasızlaştırıcı etkilerine yönelik güçlü sol-eleştirel tespitler sundu. Yazar, metinlerinde çağdaş "Diaspora Edebiyatı" ekolünün modern örneklerini vermektedir. Eserlerinde mekânsal yabancılaşma, sürgün psikolojisi ve ana dilini koruma mücadelesini estetik bir dille işleyen Azad Yaşar, çalışmalarını halen Fransa'nın başkenti Paris'te sürdürmektedir.

Tum Makaleleri →