Orta Dogu Enstitüsü analiz etti: Türkiye nereye gidiyor?

30 Nisan 2020 21:01
Orta Dogu Enstitüsü analiz etti: Türkiye nereye gidiyor?

PeyamaKurd - Bugün Türkiye'nin Batıdan uzaklaştığı ya da saptığını bir çoğumuz biliyoruz. Türkiye, “Yeni Asya” politikasına ayak uydurduğunu ve “Batı'dan uzaklaşarak” farklı politikalara yöneldiğini görüyoruz. Bu konuya büyük ölçüde odaklanıp Türkiye’nin son yıllardaki Orta Doğu, Afrika ve Doğu Akdeniz’deki siyasetini ele alarak inceleme yaptığımızda bunları görebiliriz. 

Türkiye'nin giderek önemsizleşen dış politikası, mülteci politikası, paralı cihatçıları Libya'ya ihraç etme vs… Bu hamleler bile Ankara’nın, Batı’dan artık tam olarak uzaklaştığını ortaya koyuyor. Bu politikalar maalesef, NATO müttefiki bir ülkenin yapacağı türden değildir. 

Orta Doğu Enstitüsünden Marwa Maziad ve Jake Sotiriadis, “Türkiye’nin Tehlikeli Yeni İhracatı: Pan-İslamcı, Neo-Osmanlı Vizyonları ve Bölgesel İstikrarsızlık” başlıklı bir analiz yazısı kaleme aldılar. 

Maziad ve Sotiriadis, “Türkiye’nin bu politikaları incelendiğinde, hem bölgede hem de dünyadaki duruşunu zayıflattığı için mantıksız politikalar sonucuna varılabilir. Ama bu dinamikleri, bir devletin kişisel çıkarlar ideolojisi açısından yorumlarsak, altta yatan gerekçeler daha fazla opak hale gelir” yorumunda bulunuyor. 

“Türk Neo-Osmanlıcılığı ile daha büyük bir Türkiye”

Yani günümüz Türk Neo-Osmanlıcılığı, diğer İslam ideolojisi modellerinden farklı olarak, Osmanlı İmparatorluğu'nun; ekonomik, askeri ve siyasi güç klasiğini, medeniyet modeli ile yenileyerek,  “daha büyük bir Türkiye” nin tekrar canlanmasına odaklanmaktadır.

Pan-İslamcılık kavramı kesinlikle yeni bir olgu değil. Fakat modern Türk devletinin kurulması, geleneksel Osmanlıcılığın uygulanabilir bir siyasi ideoloji şeklinde devam etmesini etkili bir şekilde söndürdü. Bunun yerine, giderek yaygınlaşan Kemalist reformlar, Türk toplumunda sismik bir değişim yarattı. 

Saltanat kaldırıldı, Arap alfabesinin yerine Latin alfabesinin benimsendi ve Avrupa örnek alınarak yeni anayasa geliştirildi. En önemlisi ise, lâiklik kavramı getirildi. Fakat Türkiye, kendi tarihindeki bu kritik kavşaktan sonra, Orta Doğu’da 20. yüzyılın başlarında ve ortalarında bazı hareketlere tanık oldu ve güncel hükümetin İslami ittifakları yeniden Osmanlı ideolojisi canlandırarak, ortaya çıkardı. 

“Halk artık, İslam ve devleti aynı madalyonun iki yüzü olarak algılıyor” 

Erdoğan kesinlikle Türk siyasetinde bir değişimi temsil ediyor. Ama Türk Neo-Osmanlıcılığına ilişkin yapılan dış yorumlar ise, Türkiye'nin giderek daha çok “Batı karşıtı” politik yönelimine kaydığı üzerine şekilleniyor. Ayrıca Türk milliyetçiliğinin İslami bir bilinçle harmanlanması, Neo-Osmanlıcılık'a eşlik eden ideolojinin baştan çıkarma yaratılmasını da sağlıyor. 

2017 senesinde Orta Doğu'nun 12 ülkesinde yapılan kamuoyu araştırmasına göre ‘Erdoğan'ın Türk milliyetçiliğini ve siyasal İslam'ı kendi penceresinden tanıtması hedefe ulaşıyor gibi görünüyor’ sonucu çıkmıştı. Buna ek olarak, AKP'nin Diyanet gibi dini kurumlara hâkim olması, Türkiye'de resmi (devlet) İslam ve siyasal İslam arasındaki çizgileri bulanıklaştırdı. Çünkü halk artık, İslam ve devleti aynı madalyonun iki yüzü olarak algılıyor. 

Türkiye’nin Pan-İslamcı ve Neo-Osmanlı modeli, bölgesel güvenlik dinamiklerine revizyonist yaklaşımında katalizör görevi de görmektedir. Örneğin Erdoğan, Türkiye'nin sınırlarını belirleyen 1923 Lozan Antlaşması'nı sorguluyor, sorgulatıyor. Milliyetçi kanada göre oynayan Erdoğan, Mustafa Kemal'in Lozan Antlaşması'nda Türkiye'nin meşru haklarını baltalayan gereksiz toprak imtiyazları yaptığını da zaman zaman ima ediyor. Erdoğan böylece Türkiye’nin, “Misak-i Millî” sınırlara geri dönmeyi talep etme “hakkına” sahip olduğunu aşılıyor. 


Türkiye'nin Suriye'deki rejim değişikliğine verdiği destek Ankara'yı zorlayıcı bir konuma sokuyor çünkü:

1) Kürtlerle genişleyen ve maliyetli bir askeri çatışmayı yönetmek için bir çıkış stratejisi yok. 

2) ABD’nin Suriye'den çekilmesini ve Kürtlerin durumu konusundaki endişesini dengelemek. 

3) Türkiye'nin, Kuzey Irak (Kürdistan Bölgesi) ve Suriye’deki kötü bölgesel gerginlikler içindeki askeri operasyonlarını sürdürüyor. 


Aynı şekilde Türkiye'nin, Doğu Akdeniz'deki enerjiye yoğun bir şekilde yaklaşımı da büyük ölçüde başarısızlıkla bitti. Çünkü Ankara’nın, Akdenize yönelik savaşçı yaklaşımı, Yunanistan, Kıbrıs, İsrail ve Mısır arasında ortaya çıkan ittifakla sonuçlandı.

“Koronavirüs, medyanın dikkatini geçici olarak uzaklaştıracak” 

Geleceğe bakıldığında ise koronavirüs pandemisi, medyanın dikkatini geçici olarak Suriye, Libya ve Doğu Akdeniz'de yaşanan sorunlardan uzaklaştıracak. Fakat ortaya çıkan salgın, aslında Ankara'nın iç eleştirilerin yönünü değiştirerek, Türkiye'yi Pan-İslamcı, Neo-Osmanlı ideolojik modeline daha fazla itmeye hizmet edebilir. Türkiye'nin iç ve tehlikeli dış politikası, bölgesel dinamikleri de ön plana çıkarıyor. 

Türkiye’nin ürettiği politikalar, iktidarın yıkıcı doğasını göstermektedir. Bu açıdan bakıldığında Türkiye'nin Pan-İslamcı ve Neo-Osmanlı ideolojisi, bölgesel gerilimler ile istikrarsızlığa katkıda bulunmaya devam edecektir. 


Çeviri | PeyamaKurd