JP: "Türkiye, SMO’dan kurtulmak için baska ülkelere yolluyor"
PeyamaKurd - Azerbaycan ve Ermenistan’ı konu alan İsrail’de yayınlanan sağ görüşlü Jerusalem Post gazetesinde Seth J. Frantzman imzalı makalede, Türkiye’nin başka ülkelerdeki savaşlarında Suriyeli isyancıları kullanmasının uluslararası alanda alışılmadık bir durum olduğuna dikkat çekildi.
Seth J. Frantzman imzalı yayımlanan makalede, Türkiye’nin yaklaşımının ise daha karmaşık olduğu, ilk önce Suriyelileri kendi ülkelerinde rejime karşı savaşmak için kullanmaya başladığı vurgulandı.
“SMO, ulusallardan değil, çeşitli gruplardan oluşuyor”
Yayımlanan makaleye göre, Türkiye’nin savaşı paralı askerlere dönüştürmesi yaklaşımının, Esad rejimiyle savaşmak isteyen Suriyelileri toplamak ve onları daha sonra Suriye Ulusal Ordusu adı verilen Türkiye destekli Özgür Suriye Ordusu’nun (SMO) bir parçası haline getirmek olduğu, ancak bu “ulusal” gücün o kadar da ulusal olmadığı, çeşitli gruplardan oluşan bu gücün Ankara tarafından genellikle Kürtler, Hıristiyanlar ve Yezidiler gibi diğer azınlıklara karşı çeşitli tacizlerde bulunmaları için kullanıldıkları iddia ediliyor.
Makalede bu grupları motive eden güç ise şu şekilde aktarılıyor: “Dilleri aşırılıkçıydı, aşırı sağdı ve genellikle "kafirlere" karşı sloganlardan, IŞİD ve diğer grupların temelini oluşturan türden bir ideoloji olan nefreti içeriyordu. Ancak bazıları ise, genç erkekleri motive eden şeyin dini aşırılık değil, para olduğunu iddia ediyor.”
“Savaşçı gruplar, Libya’ya paralı asker olarak gönderildi”
Kürt aktivist, silahsız genç kadın Hevrin Halef'i öldüren Ahrar el Şarkiye grubunun, bunu Ankara'nın emriyle yaptığı ortaya çıktı. Paralı asker şirketleri, öldürmek için genellikle silahsız kadınların peşine mi düşer? Peki, Hamza Bölüğü gibi grupların Efrin'de suçlandıkları gibi kadınları kaçırıp ticaret yapıyorlar mı?
Üç bin 800 ile 17 bin arasında Libya'ya giden gruplar arasında bu savaşçılardan da vardı. Middle East Eye, Suqur el Şam ve Faylak el Şam'ın, The Guardian da yine Faylak el Şam’ın Libya’ya paralı asker gönderdiğinin altını çizdi. Daha fazlası Sultan Murad Türkmen birliğinden ve diğerleri Ceyşul İslam'dan geldi. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi ise gidenler arasında Mutassım Tugayı üyelerinin de bulunduğunu aktarıyor.
“Militan gruplar Suriyelileri hedef alıyor”
Türkiye, yoksul ve silah altına alınmaya meyilli Suriyelileri hedef aldı. Bir NATO üyesinin mülteciler arasından yabancı bir ülkede çatışacak insanları toplamaya çalışması alışılmadık bir durumdur. Ankara bunu uluslararası cezasızlık nedeniyle yaptı” şeklinde ifadeler kullanılıyor.
Ankara'nın neden daha organize bir şekilde bu insanları silah altına alma yöntemi oluşturmadığı ve çeşitli gruplara dış kaynak sağlamaya ve güvenmeye devam etmesi soru işaretleri oluşturuyor.
Bazı İngiliz sömürge birimlerinin görev yaptığı gibi, Ankara, Türk subayları ve Suriyeli savaşçıları kullanan geleneksel sömürge güçlerinin ne yaptığını bilmiyor. Bazıları Osmanlı tarihini Türkiye'nin yabancı birlikleri işe almasının bir örneği olarak Başıbozuk olarak adlandırılan birimleri gösteriyor.
“İsrail’e karşı savaşan bir kitle var”
Osmanlılar, Yeniçeriler de dahil olmak üzere diğer birimleri yabancılardan aldı. Ancak Suriyelilerle ilişkiler aynı görünmüyor.
Görünüşe göre Ankara daha çok, kendi yönetiminden rahatsızlık duyan ve sık sık birbirleriyle savaşan çok sayıda silahlı adamdan kurtulmak için bu ihraç yöntemini tercih ediyor.
Türkiye’nin bu savaşçıları kullanmasına bakmanın bir yolu da Filistinlilere olanlara bakmaktan geçiyor. 1948 savaşından sonra milyonlarca Filistinli mülteci oldu ve bazıları yabancı ülkeler tarafından desteklenen birimlere katıldı. Bu Fedayiler birçok çatışmada savaştı. Genellikle başka savaşlar için gönderilmediler, ancak görünüşte İsrail'e karşı savaşan silahlı bir adam kitlesi yarattılar.
“Türkiye bir Frankenstein mı yok Yabancı Lejyon mu oluşturdu?”
Türkiye bu savaşçılarla bir Frankenstein mı yoksa bir Yabancı Lejyon mu yarattı? Şu açık ki, savaşçıları Suriye rejimine karşı savaşmak yerine, onları yurt dışına göndermek yeni bir fenomendir.
Sistem çoğunlukla, hayali düşmanlarla savaşmak veya 'cihat' soslu dini propagandalara bezenmiş bir ödeme yöntemine dayanıyor. Bu dinsel-etnik-ekonomik teşviklerin karışımı ilginçtir, ancak Suriye dışına göndererek onları suistimal eden öncelikle Türkiye’dir.
Suriye’de savaşmak yerine uzak yerlerde Kürtlerle, Libyalılarla, Ermenilerle savaşarak mücadelelerine ihanet ediyorlar. Soru şu; Türkiye, İran’ın sahip olduğu gibi kalıcı birimler mi yaratıyor yoksa bu birimlerin kendi kendilerine çözülüp yok olmasını mı umuyor.”

Yorumlar (0)
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!
Yorum Yazın