DSG'nin feshi Kürtler için ne ifade ediyor: Kayıp mı, zafer mi?
DSG’nin feshini duyurması ile Kürtlerin bu durumda ne kazandığı ve ne kaybettiği sorusu da gündemde yerini aldı. Uluslararası İlişkiler Uzmanı Serbest Ferhan Sindi’ye göre; haritaya değil, nüfusa ve anayasal güvenceye bakmak gerekir. Sindi, “Bu anlaşmayı ne 'Kürtlerin zaferi' diye alkışlamak ne de 'Her şey bitti' demek doğru olur. Kürtler için hem ciddi kayıplar hem de doğru değerlendirildiği takdirde önemli siyasi kazanımlara dönüşebilecek imkanlar var” dedi.
RûpelNews - 2015 yılında kurulan Demokratik Suriye Güçleri (DSG) feshedildi. Fesih kararını DSG Genel Komutanı Mazlum Abdi Şam’da Halk Sarayı’nda düzenlenen basın toplantısında Arapça ve Kürtçe yaptığı konuşmayla duyurdu. Abdi, “Demokratik Suriye Güçleri'nin misyonunun sona erdiğini duyuruyor ve bağımsız bir askeri güç olarak feshedildiklerini tüm sorumluluk bilinciyle ilan ediyoruz" dedi.
Rojava'da ve Suriye’nin kuzeydoğusundaki bölgelerde kontrolü sağlayan DSG’nin fesih kararı ile Kürtlerin bu durumdan ne elde ettiği ve neyi kaybettiği de tartışılan önemli konu başlıklardan biri oldu.
Uluslararası İlişkiler Uzmanı Serbest Ferhan Sindi, DSG’nin fesih kararı ve bu karar ile Kürtlerin geleceğine ilişkin RûpelNews’ten Ercan Dağ’a değerlendirmelerde bulundu.
“Kürtlerin zaferi ya da her şey bitti demek doğru değil”
“Bu anlaşmayı ne 'Kürtlerin zaferi' diye alkışlamak ne de 'Her şey bitti' diye değerlendirmek doğru olur” diyen Sindi’ye göre, “DSG ve Özerk Yönetim’in mevcut askeri ve idari yapısının sona ermesi, sınır bölgeleri ve havaalanları üzerindeki fiili kontrolün Şam’a devredilmesi ve yıllar içerisinde ABD desteğiyle oluşturulan önemli askeri kapasitenin merkezi devlete bırakılması kuşkusuz ciddi bir kayıptır. Fakat bunu 'Kürtler bütün askeri varlıklarını kaybetti' şeklinde okumak da eksik olur.”
DSG güçlerinin 4 tugay halinde Suriye ordusuna entegre olmasına değinen Sindi, Kürt güçlerin merkezi hükümete bağlanmasına rağmen kendi bölgelerinde güvenlik, asayiş ve askeri görevler üstlenmesinin öngörüldüğünü belirterek şunları kaydetti:
“Suriye’de daha önce de benzer modeller görüldü. Muhalif grupların bir bölümü devlet yapısına dahil edilirken isimleri ve bağlılıkları değişti, fakat kendi bölgelerinde silahlı güç olarak varlıklarını sürdürdüler. Dolayısıyla burada bağımsız bir askeri yapının sona ermesi söz konusu olsa da, Kürt askeri varlığının tamamının ortadan kalktığını söylemek doğru değildir.”
“Toprak kontrolünden çok nasıl bir temsiliyet olacağı daha önemli”
Yalnızca harita üzerindeki alan kontrolü üzerinden yapılan değerlendirmenin büyük yanılgı olacağını düşünen Sindi, “Geçmişte Rakka’dan Deyrizor’a, Haseke’den başka bölgelere kadar geniş alanların DSG’nin kontrolünde olması harita üzerinde büyük bir güç görüntüsü yaratıyordu. Ancak bugün Suriye yaklaşık 25 milyon nüfuslu bir ülke ve Kürtler bunun kabaca yüzde 8-10’unu oluşturuyor. Dolayısıyla bundan sonraki mücadelede kaç kilometrekare toprağın kontrol edildiğinden çok, bu nüfusun Suriye devletinin siyasi ve hukuki yapısı içerisinde nasıl temsil edileceği önem kazanıyor” şeklinde konuştu.
“Asıl mesele Kürtlerin anayasal statüsü çünkü bu kalıcı bir kazanım”
Büyük kazanımın anayasal güvenceye alınmış haklar olduğuna dikkat çeken Sindi şöyle konuştu:
“Asıl mesele Kürtlerin anayasal statüsü, siyasi temsili, yerel yönetimlerin yetkileri, kültürel hakları ve gelecekte herhangi bir hükümetin yeniden inkâr politikalarına dönmesini engelleyecek hukuki güvencelerdir. Çünkü askeri güç değişen bölgesel dengelerle birlikte kaybedilebilir; fakat anayasal güvenceye alınmış bir hak, çok daha kalıcı bir kazanımdır.”
“Rojava Kürtleri donanımlı bir toplumsal yapı oluşturdu”
Anayasal kazanımlar için Suriye Kürtlerinin önemli toplumsal bir gücü olduğuna vurgu yapan Sindi, “Burada Suriye Kürtlerinin diğer parçalardaki Kürtlere kıyasla önemli bir avantajı da var: Rojava’daki Kürt toplumu son yıllarda siyasi bilinç, örgütlenme, dil ve kimlik konusunda oldukça hassas ve donanımlı bir toplumsal yapı oluşturdu. Bu birikim doğru kullanılırsa, mevcut şartlar içerisinde çok daha fazla siyasi alan açılabilir. Kaldı ki Orta Doğu’da azınlıkların sahip olduğu haklara baktığımızda, bunun yalnızca nüfus büyüklüğüyle açıklanamayacağını görüyoruz. Lübnan bunun en açık örneklerinden biridir. Farklı topluluklar, kendi içlerinde örgütlü ve birbirine kenetlenmiş oldukları ölçüde devlet sistemi içerisinde siyasi temsil ve hukuki haklar elde edebilmiştir” dedi.
“Kürtlerin aralarındaki parçalanmışlık ellerindeki imkanları küçültür”
Sindi, yeni dönemde Suriye Kürtlerinin anayasal haklar için ortak talep etrafında birleşmeleri halinde önemli kazanımlar elde edeceğini vurgulayarak konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Suriye Kürtlerinin de bugün ihtiyacı olan şey, gerçekçi bir biçimde yekpare bir siyasi tutum ve mümkün olduğunca ortak hareket edebilme kapasitesidir. Farklı Kürt partilerinin birbirleriyle rekabet etmek yerine ortak asgari hedefler etrafında birleşmesi, Şam karşısında çok daha güçlü bir siyasi muhatap ortaya çıkaracaktır. Çünkü Kürtlerin en büyük zayıflığı yalnızca dışarıdaki aktörlerin politikaları değildir; kendi aralarındaki parçalanmışlık da ellerindeki imkanları küçültmektedir. ABD desteği, askeri güç veya geniş bir coğrafyanın kontrolü geçici olabilir; fakat örgütlü, bilinçli ve birbirine kenetlenmiş bir toplumun siyasi ağırlığı çok daha kalıcıdır. Bu nedenle bugün yapılması gereken ne her tavizi zafer ilan etmek ne de her kaybı felaket olarak görmektir. Suriye Kürtleri mümkün olduğunca birlikte hareket eder, ortak bir siyasi dil geliştirir ve mevcut devlet yapısı içerisinde haklarını hukuki ve anayasal güvencelere bağlayabilirlerse, bugün kaybedilen bazı fiili kazanımlar gelecekte daha kalıcı siyasi kazanımlarla telafi edilebilir."
“Kürt meselesi bitmedi yalnızca mücadele alanı değişti”
Ortaya çıkan tabloyu tamamen Kürtlerin kaybı olarak nitelemenin doğru olmayacağını savunan Sindi, “Evet, Kürtler önemli askeri ve stratejik imkanlarını kaybetmiştir; ancak mücadele tamamen bitmiş değildir. Şimdi esas sınav, ellerinde kalan siyasi alanı ne kadar akıllı, ortak ve kurumsal biçimde kullanabilecekleridir. Kürt meselesi bitmedi, yalnızca mücadele alanı değişti. Bundan sonra belirleyici olan haritaların büyüklüğü değil, nüfusun siyasî ağırlığı, birliktelik, kurumlaşma ve kazanılan hakların ne ölçüde güvence altına alınacağıdır” dedi.
