Beşikçi’nin üniversiteden ihracı 55 yıl sonra tekrarlanıyor mu?
Boğaziçi Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü’nde doktora öğrencisi olan Metin Kiper, yeterlilik sınavında “ırkçı nefret söylemine maruz kaldığını” öne sürerek üniversite ile ilişiğinin kesildiğini açıkladı. Kiper, yaşananların akademik özgürlük ve bilimsel etik açısından ciddi sorunlara işaret ettiğini savundu.
RûpelNews - Boğaziçi Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü’nde doktora öğrencisi Metin Kiper, doktora yeterlilik sınavının yazılı bölümünü tek seferde geçtiğini, ancak 13 Haziran 2025 tarihinde girdiği sözlü sınavda ırkçı nefret söylemine maruz kaldığını söyledi.
Boğaziçi Üniversitesi ile ilişiğinin kesildiğini İsmail Beşikçi Vakfı’nda yaptığı basın açıklamasıyla kamuoyuna duyurmasının ardından ilk kez konuşan doktora öğrencisi Metin Kiper, yaşadıklarının perde arkasını Rûpel News’e anlattı.
Kiper, sürecin yalnızca bir sınav sonucu olarak okunamayacağını savunarak, “Bu bir akademik değerlendirme değil, başından itibaren politik bir süreçti” ifadelerini kullandı.
Metin Kiper’in anlatımı, tek bir sınav gününe değil, zamana yayılan bir kırılma hikâyesine işaret ediyor. Ona göre süreç, doktora yeterlilik sınavının sözlü aşamasında görünür hâle gelse de aslında üniversitelerde son yıllarda derinleşen yapısal değişimlerin bir sonucu.
İlk sözlü sınavda yaşananlar
13 Haziran’da girdiği ilk sözlü sınavı anlatan Kiper, ortamın kısa sürede akademik çerçevenin dışına çıktığını ifade etti. Tez konusunu açıklamasının ardından tartışmanın bilimsel zeminden uzaklaştığını öne süren Kiper, “Kürt hareketleri üzerine çalıştığımı söylediğim anda soruların yönü değişti” dedi.
Kiper, sınav sırasında kullanılan bazı ifadelerin kendisi açısından dışlayıcı ve hedef gösterici bir atmosfer yarattığını savundu.
Bu deneyimi tekil bir olay olarak görmediğini özellikle vurgulayan Kiper, Türkiye’de uzun süredir var olduğunu söylediği “anti-Kürdolojik yaklaşımın” akademide farklı biçimlerde varlığını sürdürdüğünü belirtti. “Bu sadece bana yönelmiş bir tutum değil,” diyen Kiper, “daha geniş bir zihniyetin yansıması” ifadelerini kullandı.
İkinci sözlü sınav ve akademik tartışma eksikliği
İlk sınavın ardından ikinci kez sözlüye giren Kiper, 24 Aralık 2025’te yapılan bu sınavın da akademik ölçütler açısından sorunlu geçtiğini söyledi. Geniş bir okuma listesiyle hazırlandığını belirten Kiper, buna rağmen beklediği türden analitik ve bilimsel sorularla karşılaşmadığını ifade etti.
Kiper, şöyle konuştu:
“19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başındaki Kürt hareketleri hakkındaki tez konumu açıklarken, enstitünün kayyum müdürü Sevtap Demirci tarafından Kürtlerin ve Ermenilerin emperyalizmin aparatı olduğuna ve bu konuyu neden çalıştığımı anlamadığına yönelik nefret söylemi, akademik seviyenin yok olmaya yüz tuttuğunu fark etmemi sağlamıştır.”
“Okuduğum literatür üzerinden derinlikli bir tartışma yürütülmedi” ifadelerini kullanan Kiper, sınavın daha çok ideolojik referanslar etrafında şekillendiğini ileri sürdü.
Danışmansız kalma ve ‘oto sansür’ vurgusu
Bu süreçte danışmanının emeklilik aşamasına gelmesiyle birlikte akademik olarak yalnız kaldığını dile getiren Kiper, bunun doktora sürecinde ciddi bir dezavantaj yarattığını belirtti. “Danışmansız kalmak, doktora öğrencisi için sadece teknik bir sorun değil, aynı zamanda akademik olarak savunmasız kalmak demektir” dedi.
Kiper, sözlü sınavlarda “oto sansür” uygulamak zorunda kaldığını söyledi.
İkinci sınav sırasında tez konusunu anlatırken kendisini sınırlamak zorunda hissettiğini belirten Kiper, “Bazı şeyleri söylememem gerektiğini düşündüğüm bir ortamdaydım. Buna rağmen başarısız sayıldım” dedi.
Bu durumun, sürecin sonucunun en baştan belirlenmiş olabileceği yönündeki kuşkularını artırdığını ifade etti.
‘Kayyum politikaları akademiyi etkiliyor’
Kiper’e göre yaşananlar yalnızca bireysel bir akademik ihtilaf değil. Son yıllarda üniversitelerde uygulandığını öne sürdüğü yönetim anlayışıyla doğrudan bağlantılı.
“Kayyum politikaları sadece idari bir mesele değil,” diyen Kiper, “aynı zamanda akademik alanın nasıl işleyeceğini belirleyen bir müdahale biçimi” ifadelerini kullandı.
Boğaziçi Üniversitesi özelinde yaşananların Türkiye’deki daha geniş bir dönüşümün parçası olduğunu savunan Kiper, bilimsel üretim ortamının giderek daraldığını ve farklı düşüncelerin ifade edilmesinin zorlaştığını ileri sürdü. Ona göre bu durum yalnızca öğrencileri değil, akademisyenleri ve bilimin kendisini de etkiliyor.
‘Kürtler, devletsiz halklar arasında en büyük ulus’
Kürtçe dilinin B1 seviyesinde olduğunu belirten Türk akademisyen Metin Kiper, Kürt çalışmalarına yönelme nedenlerini ise şu sözlerle ifade etti:
“Orta Doğu coğrafyasında ve dünyada devletsiz halklar meselesi üzerine düşünmek, bu alana yönelmemde belirleyici oldu. Kürtlerin, devletsiz halklar arasında en büyük uluslardan biri olması ve özellikle tarih yazımı alanında seslerinin kısılmaya çalışıldığını düşünmem, bu konuya odaklanmamı sağladı.
Amacım, Kürt ulusunun yaşamını ve varlığını daha iyi anlayabilmek; devletsizlikten kaynaklanan güçlükleri, tarihsel süreçte yaşanan görünmez kılınma ve bastırılma pratiklerini inceleyebilmekti. Bu çalışmalarla, söz konusu alanın daha iyi anlaşılmasına katkı sunmayı ve bir anlamda bu tartışmalara ses olabilmeyi hedefledim.”
Akademik özgürlük tartışmasına tarihsel örnek
Konuşmasının bir bölümünde Türkiye akademi tarihine atıfta bulunan Kiper, sosyolog İsmail Beşikçi örneğini hatırlattı.
Beşikçi’nin Kürt meselesine ilişkin çalışmaları nedeniyle akademiden uzaklaştırıldığını anımsatan Kiper, “Aradan 50 yılı aşkın süre geçti ama bazı reflekslerin değişmediğini görüyoruz” dedi.
Bu benzerliğin tesadüf olmadığını savunan Kiper, akademik özgürlük meselesinin Türkiye’de hâlâ temel bir sorun olduğunu dile getirdi.
‘Bu sadece kişisel bir mücadele değil’
Kiper, kendisine yöneltildiğini iddia ettiği nefret söylemini kesin bir dille reddederken, Kürtler ve Ermenilerin Orta Doğu’nun kadim halkları olduğunu vurguladı.
Akademik çalışmaların ideolojik kalıplarla sınırlandırılmasının bilime zarar verdiğini belirten Kiper, “Bilim, sorgulama alanıdır; sınır çizme alanı değil” dedi.
Yaşananların ardından hukuki süreci başlattığını açıklayan Kiper, üniversite ile ilişiğinin kesilmesine karşı yargı yoluna başvurduğunu ve sürecin sonuna kadar takipçisi olacağını söyledi.
“Bu sadece kişisel bir hak arayışı değil” diyen Metin Kiper, “Bu, üniversitelerin nasıl bir yer olacağıyla ilgili bir mücadele” ifadelerini kullandı.
Konuyla ilgili bilgi almak için Boğaziçi Üniversitesi Kurumsal İletişim Birimi’ne e-posta gönderildi. Ancak haberin yayın aşamasına kadar yanıt verilmedi.
Metin Kiper’in yaşadıkları, Türkiye’de akademik özgürlük, üniversite özerkliği ve Kürt çalışmaları ve ifade alanları üzerine süren tartışmaları yeniden gündeme taşıyacak nitelikte görülüyor.
