Analiz | ABD ve Rusya gövde gösterisinde mi, yoksa...
PeyamaKurd- Küresel aktörlerin en gözde coğrafyalarından biri olan Orta Doğu, geçmişten günümüze devam eden aktif imajını devam ettirmektedir. Gerek jeostratejik konumu gerekse de içinde barındırdığı ham maddelerden dolayı alıcısı her zaman hazır olan bu coğrafyanın, siyasal burjuvaya hizmet eder hale getirildiği de kaçınılmaz bir olguya dönüşmüştür. Bugün de Suriye’ye ılımlı demokrasi getirme adı altında süren politikalar, ABD ve Rusya’nın hakim olduğu jeostrateji nosyonuna dünüşmüştür.
“Ruslar ve Amerikalılar hep bölgenin peşinde idi”
Orta Doğu’nun hegemon güçlerinden biri olan Rusya, Çar 1. Petro’dan bu yana sıcak denizlere (Akdeniz) inme politikası ile hareket etmektedir. Bu politika Rusların Akdeniz yolu ile hem Batı’ya hem de Güney’in topraklarına sahip olması ve düvel-i muazzazma erişme isteğinden kaynaklı bir durumla ilişkilidir. Ruslar her zaman Akdeniz’ e hakim olmak istemiş ve dış ekonomi-politiğini Orta Doğu üzerinden şekillendirmekten geri durmamıştır.
ABD’nin Orta Doğu’ya ilgisi, kuruluşundan önce başlayan misyonerlik faaliyetleri ile bağdaşıktır. Bu faaliyetler, I. Dünya Savaşı’na kadar ticari ve kültürel alanda, fazla bir gelişme gösteremeden devam etmiştir. ABD, II. Dünya Savaşından sonra İngiltere’nin bölgeden çekilmesi ile tamamen bu bölgeye yerleşmiştir. Günümüzde ise Orta Doğu politikasını “terörizmle mücadele” adı altında meşru hale getiren ABD, bu bölgede kalıcılığını “şiddeti bölgeden uzaklaştırma metodu üzeriden oynadığı kartlar ile sağlam bir temele oturtarak pekiştirmek istemektedir.”
Birinci Dünya Paylaşım Savaşın’da da etkin bir rol oynayan Rusya, ABD ile beraber Orta Doğu’nun hakim devletlerinden biri olmayı başarmıştır. ABD ve Rusya arasındaki kapitalist rekabet zamanla küresel savaşa varacak derecede sözlü retoriğe dönüşerek, iki devlet arasında savaşı tetikleme notasına kadar getirmiştir.
“Suriye savaşı neleri beraberinde getirdi?”
Bugün Suriye’de patlak veren olayların birçoğu yerel problemler olarak yorumlansa da, bu durumun dış etkenlerinin de olduğu aşikardır. 2011 yılında başlayan Suriye iç savaşı, 2014 yılında terör örgütü IŞİD’in ortaya çıkması ile tamamen farrklı bir hale geldi ve savaşın boyutunu değiştirdi. IŞİD’in, Suriye’ye girmesi ile beraber dünya ülkeleri bu yeni türeyen terör örgütüne karşı bazı önlemler aldı ve ABD öncülüğünde “IŞİD ile mücadele için Koalisyon kuruldu.”
IŞİD üzerinden patlak veren savaş, Kürt güçleri sayesinde (Koaliston desteği de verildi) geri püskürtülek bölge bir nebze de olsa güvenli bir hale getirildi. Kürtlerin bu başarısı ABD ve Rusya’yı iki kutuba ayırırken, dünya ve bölge ülkelerinin de olayın içine girmeye başlamasıyla olası bir küresel savaşın sinyalleri verilmiş gibi hissetirildi.
Bağdat Hükümetinin IŞİD’in yenildi açıklaması yapmasıyla beraber –bir süre sonra- 2014’te Suriye savaşına dahil olan ABD, Demokratik Suriye Güçleri’ne (DSG) bağlı askeri bir birlik kurarak bölgeden ayrılacağını açıkladı. ABD’nin bölgeden çekilmesi olumlu karşılanırken, DSG’ye bağlı bir örgüt kuracağı ise eleştirilerin hedefi oldu.
Rusya ABD’ye göre daha ılımlı bir politak yürütmeyi seçti. Çünkü, Esad rejimi ile müttefik olan Rusya, sıcak denizlere inmek için birçok anlaşmaya da imza attı. Yerel güçler ve bölge devletleri ile depozitif ilişkiler kuran Putin, ABD’yi Orta Doğu’da saf dışı bırakmayı politik yollarla denedi.
“Savaş söylemi mi, blöf mü?”
Durumlar bu vaziyette iken, Trump’ın resmi twitter hesabından paylaştığı, “Hazır ol Rusya, füzelerimiz geilyor!” açıklaması gündemi tamamen değiştirdi. Birçok siyasetçi ve teorisyen olayı farklı açılardan analiz edip değerlendirirken, Trump, bir sonraki tweetinde, "Rusya ile ilişkilerimiz Soğuk Savaş da dahil en kötü dönemini yaşıyor. Bunun için bir sebep yok. Rusya ekonomisine yardım etmemize ihtiyaç duyuyor, ki bunu yapmak çok kolay olur ve tüm ulusların birlikte çalışmasına ihtiyacımız var. Silah yarışını durduralım mı?" ifadelerini kullandı.
Bu paylaşımlara karşı ise Rus cephesi yaptığı açıklamada, "Akıllı füzeler meşru hükümetlere değil, teröristlere doğru fırlatılmalı. ABD'nin Suriye'ye olası bir saldırısı Suriye'de kimyasal olduğu düşünülen saldırıya ilişkin kanıtları yok etme girişimi olabilir" yanıtını verdi.
Bu söylemlerden sonra birçok ülkeden de açıklamalar geldi. Almanya, “savaşa destek vermeyeceğini” belirtirken, İngiltere “ordu göndermeye hazırız” ifadelerini kullandı. Öte yandan İran, Suriye rejiminin yanında saf tutarken, İsrail ise farklı bir açıklamaya imza atarak, “Eğer İran, Suriye topraklarını kullanarak İsrail’e saldırırsa biz de Esad ve rejimini haritadan ve dünyadan sileriz!” dedi.
Esad ise yaptığı açıklamada, ”Sahada kazandığımız her zaferle birlikte, bazı Batılı devletlerin sesi yükseliyor ve olayların gidişatını değiştirme amaçlı faaliyetleri yoğunlaşıyor. Bu sesler veya herhangi bir müdahale, uluslararası barışı ve güvenliği tehdit edecek şekilde bölgesel istikrarsızlığı artırmaktan başka işe yaramaz” dedi.
Ülkelerin karşılıklı söylemleri akıllara, “Yoksa bir savaş mı çıkıyor?” sorusunu getirirken, Orta Doğu’nun kaygan zemininin nasıl şekil alacağına yönelikte soru işaretleri oluşturdu. Henüz birçok şey için erken gibi görünse de, siyaseti ticari faaliye olarak okuyan Trump ile, siyaseti politik iş olarak gören Putin arasındaki en ufak bir kıvılcım her an alevlere dönüşebilecek potansiyeli de bünyesinde barındırıyor.

Yorumlar (0)
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın!
Yorum Yazın