TR KU AR
FB X IG
Röportaj

Prof. Akyeşilmen: İran, Kürtleri stratejik tehdit olarak görüyor

Hasan Kosen
Editor
📅 27 Mart 2026 14:33
Selçuk Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Nezir Akyeşilmen, İran’ın savaşta temel hedefinin rejimi korumak olduğunu, Kürtleri hem iç muhalefet hem de bölgesel güvenlik bağlamında tehdit olarak gördüğünü ve çatışmanın askeri yanı kadar bilgi ve algı boyutunun da öne çıktığını belirtti.

RûpelNews - Selçuk Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Nezir Akyeşilmen, İran’ın mevcut çatışmada öncelikli hedefinin rejimin ayakta kalması olduğu vurguladı. Akyeşilmen, Tahran yönetiminin iç isyan riskini özellikle Kürt nüfusu üzerinden takip ettiğini, Kürtlerin hem etnik hem mezhepsel farklılıkları nedeniyle güçlü muhalif unsurlar olarak görüldüğünü ifade etti. İran’ın bu bağlamda Kürdistan Bölgesi’ni de stratejik açıdan tehdit olarak değerlendirdiğini belirten Akyeşilmen, savaşın sadece askeri değil, aynı zamanda algı ve bilgi alanında yürütülen çok boyutlu bir mücadeleye dönüştüğünü sözlerine ekledi.

Prof. Dr. Akyeşilmen, RûpelNews muhabiri Hasan Kösen’in sorularını yanıtladı:

H. Kösen: İran savaşını değerlendirirken hangi unsurları dikkate almak gerekiyor?

N. Akyeşilmen: İran savaşını değerlendirirken hem genel strateji hem de özel olarak Kürdistan Bölgesi’nin hedef alınmasını birlikte ele almak gerekiyor. İran açısından bu savaşta birinci öncelik, rejimin ayakta kalmasıdır. Bu tür rejimlerde ulusal çıkar ya da toplumun genel menfaati çoğu zaman ikinci planda kalır. Öncelikli olan, rejimin varlığını sürdürmesidir. Ekonomik krizler ya da toplumsal sorunlar önemli olsa da, nihayetinde rejimin yıkılmamış olması başlı başına bir başarı olarak görülür ve bu durum aynı zamanda bir propaganda aracına da dönüşebilir.

İran, Kürdistan Bölgesi’ne saldırarak ABD’ye mesaj veriyor

Kürdistan Bölgesi İran için birçok açıdan önem taşıyor. İran, bu bölgeyi ABD ve Batı ile ilişkileri nedeniyle bir tehdit olarak algılıyor. Doğrudan ABD’ye saldırma imkânı olmadığı için, daha kolay ve dolaylı bir hedef olarak bu bölgeye yönelerek aynı zamanda Washington’a da mesaj vermeye çalışıyor.

H. Kösen: İran rejiminin zayıf noktaları nelerdir?

N. Akyeşilmen: İran rejiminin en zayıf noktalarından biri ise iç isyan ihtimalidir. Bu bağlamda, Kürtler hem etnik hem de mezhepsel farklılıkları nedeniyle en güçlü muhalif unsurlardan biri olarak görülüyor. Bunun bölgesel yansıması da Kürdistan Bölgesi’dir. Bölgede bulunan silahlı yapılar, özellikle Peşmerge güçleri, İran tarafından güvenlik tehdidi olarak değerlendiriliyor.

‘İran Kürdistan Bölgesi’ne saldırarak Rojhilat Kürtlerine de mesaj veriyor’

H. Kösen: Kürdistan Bölgesel Yönetimi çatışmalardan nasıl etkileniyor?

N. Akyeşilmen: Kürdistan Bölgesel Yönetimi kendisini çatışmaların dışında konumlandırsa da, İran bu bölgede bulunan Kürt silahlı unsurları doğrudan tehdit olarak algılıyor. Bu nedenle yapılan saldırılar yalnızca dışa yönelik değil, aynı zamanda iç kamuoyuna yönelik bir mesaj da içeriyor. İran, Rojhilat ve genel anlamda Kürtleri “güvenlik meselesi” haline getirerek, içerdeki Kürt nüfusu da bu çerçevede konumlandırıyor ve bunu Batı ile ilişkilendirerek bir meşruiyet üretmeye çalışıyor.

İran, ABD’ye ‘sahadayım ve saldırı kapasitem var’ mesajı vermek istiyor

H. Kösen: İran ABD’ye karşı nasıl bir strateji izliyor?

N. Akyeşilmen: Öte yandan İran’ın bir diğer hedefi de ABD’nin bölgedeki etkisini zayıflatmaktır. Doğrudan ABD’ye saldırmak yerine, onun etkili olduğu alanları hedef alarak dolaylı bir strateji izliyor. Bu aynı zamanda ABD’ye “sahadayım ve saldırı kapasitem var” mesajı vermek anlamına geliyor. Bu mesaj yalnızca ABD’ye değil, Körfez ülkelerine de yöneliktir. İran, pasif bir savunma aktörü olmadığını, gerektiğinde saldırı kapasitesine sahip olduğunu göstermek istiyor.


ABD ve İsrail’in stratejik hedefleri tam olarak örtüşmüyor

H. Kösen: İran genel stratejisini nasıl şekillendiriyor?

N. Akyeşilmen: Genel stratejiye bakıldığında İran’ın amacı, savaşı hem zaman hem de coğrafya açısından genişletmek ve uzatmaktır. Çünkü savaşın uzaması, İran’ın lehine sonuçlar doğurabilir. Buna karşılık ABD ve İsrail’in stratejik hedefleri tam olarak örtüşmüyor. ABD’nin daha kısa sürede sonuç almak istediği görülüyor. Ancak Washington’ın net bir strateji ortaya koyduğunu söylemek zor. Özellikle Donald Trump döneminde yapılan çelişkili açıklamalar, hem uluslararası kamuoyunda hem de ABD-İsrail ilişkilerinde bazı belirsizlikler ve kırılmalar yaratıyor.


Rejim değişikliği ve askeri operasyonlar

H. Kösen: Askeri operasyonlarla rejim değişikliği mümkün mü?

N. Akyeşilmen: Askeri operasyonlar yoluyla rejim değişikliği sağlamak oldukça zor görünüyor. Hatta hava operasyonlarının çoğu zaman rejimi zayıflatmak yerine güçlendirdiği de söylenebilir. Bu tür saldırılar, mevcut kadroların tasfiye edilmesine yol açarken, yerlerine daha genç ve dinamik unsurların gelmesini sağlayarak rejime adeta “taze kan” kazandırabiliyor. Rejim içindeki elit sayısı arttıkça, bu gruplar arasında iktidar mücadelesi de derinleşebiliyor. Ancak dış müdahaleler, bu iç rekabeti zayıflatmak yerine çoğu zaman ortadan kaldırarak rejimin kendi içinde yeniden konsolide olmasına neden oluyor. Bu da sistemin ömrünü uzatan bir etki yaratıyor.

H. Kösen: Rejim değişikliği için ne gereklidir?

N. Akyeşilmen: Eğer gerçekten bir rejim değişikliği hedefleniyorsa, yalnızca lider kadroların hedef alınması yeterli değildir. Bunun yanında devlet kurumlarının ve özellikle başkentin kontrol altına alınması gerekir. Bu da fiilen bir kara harekâtını gündeme getirir. Aksi durumda, sınırlı askeri operasyonlarla kalıcı bir rejim değişikliği sağlamak oldukça güçtür. Nitekim İran gibi kalabalık ve örgütlü bir yapıda, kaybedilen kadroların yerine yenilerinin gelmesi kaçınılmazdır.


İran’ın sistem yapısı ve dayanıklılığı

H. Kösen: İran’ın sistem yapısı nasıl bir dayanıklılık sağlıyor?

N. Akyeşilmen: İran’daki sistem, tek bir lider etrafında dönen bir yapıdan ziyade, daha geniş bir güç ağına dayanmaktadır. Bu nedenle sınırlı sayıda aktörün ortadan kaldırılması, sistemin çökmesine yol açmamaktadır. Bu yapı, kendini yenileyebilme kapasitesine sahiptir. Bu noktada ABD ve İsrail’in hedefleri arasında da tam bir uyum olduğu söylenemez. Her iki aktörün İran konusunda rejim değişikliği söylemini dile getirdiği görülse de, yöntem ve öncelikler konusunda farklılıklar bulunmaktadır. Bu stratejik farklılıklar, İran açısından bir fırsat olarak değerlendirilebilir.


Rejim değişiklikleri her zaman demokratikleşmeyi getirmiyor

H. Kösen: Rejim değişikliği bölgedeki toplumsal ve siyasal dengeleri nasıl etkiler?

N. Akyeşilmen: Rejim değişikliği gerçekleşse bile, bunun bölgedeki toplumsal ve siyasal dengeleri köklü biçimde değiştireceği kesin değildir. Orta Doğu’daki geçmiş örnekler, rejim değişikliklerinin her zaman demokratikleşme ya da toplumsal hakların genişlemesiyle sonuçlanmadığını göstermektedir. Özellikle Kürtler, Beluçlar ve diğer etnik gruplar açısından bakıldığında, rejim değişikliğinin otomatik olarak hakların genişlemesine yol açmayabileceği ifade ediliyor. Bölgedeki yönetim anlayışlarının büyük ölçüde merkeziyetçi ve devletçi bir karakter taşıdığı, bu nedenle zihniyet değişiminin rejim değişiminden daha belirleyici olduğu vurgulanıyor.

H. Kösen:  Uluslararası konjonktürün rolü nedir?

N. Akyeşilmen: Bu bağlamda asıl belirleyici unsurun uluslararası konjonktür olduğu belirtiliyor. Eğer ortaya çıkacak yeni düzen daha federal ya da adem-i merkeziyetçi bir yapı öngörürse, farklı etnik grupların daha fazla hak elde etmesi mümkün olabilir. Ancak merkeziyetçi bir modelin devam etmesi durumunda, mevcut sorunların büyük ölçüde süreceği öngörülüyor.

H. Kösen: Batı medyasındaki yorumlar İran’ı ne kadar yansıtıyor?

N. Akyeşilmen: Batı medyasında farklı analizler ve yorumlar öne çıkabiliyor. Ancak burada belirleyici olan, İran’ın bu süreci ne kadar sağlıklı analiz ettiği ve nasıl yönettiğidir. Çünkü kamuoyunun, gazetecilerin ya da toplumun beklentileri ile karar alıcıların ve stratejistlerin beklentileri çoğu zaman birbirinden farklıdır.

İran, Venezuela gibi değildir

H. Kösen: İran rejimi birkaç liderin hedef alınmasıyla çökebilir mi?

N. Akyeşilmen: İran, Venezuela gibi sınırlı bir yönetici kadroya dayanan bir sistem değildir. Bu nedenle birkaç üst düzey ismin hedef alınmasıyla sistemin çökeceği yönündeki beklentiler gerçekçi bulunmuyor. Buna rağmen bu tür beklentilerin oluşması, İran açısından bir avantaj da yaratıyor. Zira bu beklentiler aynı zamanda bir propaganda aracına dönüşebiliyor.


Rusya ve Çin gibi aktörler de bilgi alanında etkilidir

H. Kösen: Mevcut çatışma hangi boyutları içeriyor?

N. Akyeşilmen: İran’ın propaganda kapasitesinin güçlü olduğu, buna ek olarak Rusya ve Çin gibi aktörlerin de bilgi alanında çeşitli etkiler yarattığı değerlendiriliyor. Bu süreçte savaşın yalnızca askeri değil, aynı zamanda algı ve bilgi alanında yürütülen çok boyutlu bir mücadeleye dönüştüğü ifade ediliyor. Nitekim mevcut çatışma, klasik bir konvansiyonel savaşın ötesinde, yoğun bir dezenformasyon savaşı niteliği de taşıyor.

H. Kösen: Modern savaşlar hangi alanlarda yürütülüyor?

N. Akyeşilmen: Modern savaşların yalnızca sahadaki askeri gelişmelerle değil; siber, ekonomik ve bilgi alanındaki mücadelelerle şekillendiği de vurgulanıyor. Bu bağlamda taraflar, kendi başarılarını abartırken karşı tarafın kayıplarını büyüten bir söylem dili kullanıyor. Örneğin, ABD Başkanı Donald Trump döneminde yapılan bazı açıklamalarda İran’ın askeri kapasitesinin tamamen etkisiz hale getirildiği yönünde ifadeler kullanılırken, sahadaki gelişmeler bunun daha karmaşık bir tablo olduğunu gösteriyor.

İran’da çok katmanlı bir yönetim yapısı var

H. Kösen: İran’ın güvenlik yapısı nasıl bir dayanıklılık sağlıyor?

N. Akyeşilmen: İran’ın askeri ve kurumsal yapısının çok katmanlı olması, dış müdahalelerle kısa sürede çökmesini zorlaştırıyor. İran’da ordu, Devrim Muhafızları, milis yapılar ve istihbarat kurumları gibi farklı güvenlik katmanlarının bulunması, sistemin dayanıklılığını artırıyor. Bu çok katmanlı yapı, herhangi bir unsurun zayıflatılması durumunda diğerlerinin devreye girmesine olanak tanıyor.


Washington’un daha sert adımlar atabilir

H. Kösen:  Kara harekâtı ihtimali nedir?

N. Akyeşilmen: ABD’nin bu süreçte görece daha temkinli olduğu değerlendiriliyor. Ancak eğer doğrudan rejim değişikliği hedeflenirse, Washington’un daha sert adımlar atabileceği öngörülüyor. Bu çerçevede kara harekâtı ihtimali tamamen dışlanmıyor. Uzmanlara göre günümüzde kara harekâtları artık tek başına yürütülen operasyonlar değil; hava gücü, istihbarat ve teknolojik kapasiteyle desteklenen çok boyutlu askeri süreçlerdir. Bu nedenle İran’a yönelik olası bir kara harekâtı, geçmişteki örneklere kıyasla daha farklı bir yapıda gerçekleşebilir. Nitekim mevcut tartışmalarda kara harekâtı ihtimalinin tamamen gündem dışı olmadığı ifade ediliyor.

H. Kösen: İran’ın askeri gücü algı ve dayanıklılık açısından nasıl değerlendiriliyor?

N. Akyeşilmen: Bununla birlikte İran’ın askeri kapasitesine ilişkin farklı değerlendirmeler de bulunuyor. Bazı analizlere göre, otoriter ve kapalı sistemlerde askeri güç büyük ölçüde rejime olan bağlılığa dayanır. Bu bağlılık zayıfladığında, askeri yapıların çözülme ihtimali de artabilir. Bu çerçevede İran’ın askeri gücünün büyük ölçüde algı ve propaganda ile desteklendiği, ancak sahadaki dayanıklılığın bu algı kadar güçlü olmayabileceği yönünde görüşler dile getiriliyor. Buna rağmen İran’ın çok katmanlı güvenlik yapısı ve geniş insan kaynağı, olası bir dış müdahaleyi yine de zorlaştıran unsurlar arasında yer alıyor.

İran, savaşı uzatmak istiyor

H. Kösen:  Genel tablo nedir?

N. Akyeşilmen: Genel tabloya bakıldığında, İran’ın savaş kapasitesinden ziyade dayanma kapasitesinin öne çıktığı değerlendiriliyor. Bu da çatışmanın kısa sürede sonuçlanmasından ziyade, uzayan ve yıpratıcı bir sürece dönüşme ihtimalini güçlendiriyor. Öte yandan ABD ile İsrail arasında İran’a yönelik nihai hedef konusunda tam bir uyum bulunmadığı da dikkat çekiyor. ABD’nin belirli şartlar altında müzakereye açık olabileceği değerlendirilirken, İsrail’in İran’ın tehdit kapasitesini kalıcı biçimde sınırlandırmayı hedeflediği belirtiliyor.

Paylas: