Kürtlere karşı yeni ırkçı dalga: Almanya’da sokak ortasında linç girişimi
RûpelNews - Özellikle Kürt diaspora üyelerini hedef alan ve "göçmenler arası ırkçılık" olarak tanımlanan bu şiddet eğilimi, özgürlükler ülkesi Almanya'da Kürtler için hiç beklenmedik bir güvenlik riski doğuruyor.
Sokakta Kürtçe konuşmanın bedeli
Bu tehlikeli atmosferin son kurbanlarından biri olan Beybûn, yaşadığı şiddet dolu anları ve maruz kaldığı nefret söylemini, RûpelNews koordinatörü Emin Aba’ya anlattı. Saldırı sonrası oluşan yoğun güvenlik endişesi nedeniyle soyadını ve yüzünün göründüğü fotoğrafların paylaşılmasını istemeyen Beybûn, 21 Mayıs Perşembe günü Oldenburg’da yaşadığı olayı şöyle aktardı:
"Perşembe günü, 21 Mayıs'ta, sokak ortasında saldırıya uğradım. Bu olayı antisemitik ve antikürt bir ırkçılık olarak nitelendiriyorum. Akşam saatlerinde Oldenburg’da, ağaçlıklı ve çok az insanın olduğu tenha bir caddede, park halindeki arabamdan inmiş arkadaşımı bekliyordum. Bu esnada Kürtçe telefon görüşmesi yapıyordum. Henüz uzaktayken bana doğru koşan üç kadın fark ettim; başörtüsü, Filistin atkıları takmışlardı ve ellerinde rulo yapılmış bayraklar tutuyorlardı. Muhtemelen bir Filistin yanlısı gösteriden dönüyor olabilirlerdi; bir gün önce Oldenburg’da, aynı gün ise Bremen’de benzer gösteriler olmuştu. Kesin olarak bilmiyorum ama bu sadece bir tahminim."
Sözlü tacizden fiziksel şiddete
Beybûn, saldırganların tavrını ve olayın tırmanışını şu sözlerle detaylandırdı: "Üç kadın, son derece gürültülü ve kendinden emin bir tavırla bana doğru geldiler. Yaklaştıklarında Kürtçe konuştuğumu açıkça fark etmişlerdi. Arabama zarar gelmesini önlemek için telefonda konuşmayı bırakıp araçtan biraz uzaklaştım. İçimde içgüdüsel olarak çok kötü bir his vardı. Yıllar önce Bremen'de de benzer bir durum yaşamıştım; sadece Kürtçe konuştuğum için Türk faşistleri tarafından köşeye sıkıştırılıp darp edilmiştim.
'Domuz (Xenzir) diye aşağıladılar'
Kadınlar durup bana baktılar. 'Ne oluyor?' diye sordum. Bunun üzerine bana Arapça olarak, 'Sen Kürt müsün?' diye sordular. Ben 'Neden?' diye karşılık verdim. Ardından, TikTok’ta gördükleri bazı içerikleri gerekçe göstererek, Kürtlerin İsrail’i desteklediğini, 'Siyonist' olduklarını iddia edip, bizleri 'domuz' (Arapça: Xanzîr) diyerek en ağır şekilde aşağılamaya başladılar."
"Kendimi savunurken yaralandım"
Saldırının fiziksel boyutunu anlatan Beybûn, yaşadığı travmayı şu cümlelerle özetledi: "Sözel olarak kendimi savunmaya çalıştım ve neden böyle davrandıklarını, bu söylemlerinin ne kadar ırkçı ve milliyetçi olduğunu sordum. Çok geçmeden fiziksel saldırı başladı. Önce içlerinden biri saldırdı, ardından diğer ikisi de dahil oldu. Baş bölgeme ve sırtıma darbeler aldım. Kendimi savunmaya çalıştım ancak elimden yaralandım. Çok kısa bir süre sonra kadınlar olay yerinden kaçıp gittiler. Her şey çok hızlı gerçekleşti. Bir an için peşlerinden gitmeyi düşündüm ancak neyle karşılaşabileceğimi bilmediğim için vazgeçtim.
Hukuki süreci başlatıldı
Arabasıyla olay yerinden uzaklaşarak bir doktora gidip yaralarımı raporlattığını belirten Beybun şöyle devam ediyor: "Ayrıca, antisemitik ve antikürt şiddete karşı uzmanlaşmış bir danışma merkezine başvurdum ve hukuki süreci başlattık. Olaydan sonraki günlerde psikolojik olarak kendimi hiç iyi hissetmedim. Saldırı sürekli aklımdaydı ve üzerinde çok düşündüm."
Leipzig'de de bıçaklı saldırı: Hozan Roj vakası
Almanya’daki Kürtlere yönelik nefret suçları sadece sözlü hakaret veya basit darplarla sınırlı kalmıyor; fiziksel bütünlüğü hedef alan bıçaklı saldırılar da artık bir gerçeklik olarak karşımızda duruyor. Bu durumun en somut örneklerinden biri, 2026 yılının Ocak ayında Leipzig’de yaşandı. Hozan Roj isimli bir Kürt mülteci, şehir içi tramvayında sadece Kürtçe konuştuğu için iki saldırganın hedefi oldu.
Saldırganlar, Roj'a yönelik ağır cinsiyetçi ve ırkçı söylemlerde bulunduktan sonra yanlarında taşıdıkları bıçakları çekerek dehşet saçtılar. Aldığı darbeler sonucu ağır yaralanan ve hastane raporlarına göre "eklem bütünlüğü ciddi oranda bozulan" Hozan Roj, saldırıdan sonra yaşadığı travma nedeniyle artık yüzünü gizlemeden sokağa çıkamaz hale geldi. Polis soruşturmasının ağır ilerlemesi ve şüphelilerin hızla serbest bırakılması, Kürt diaspora üyelerinin adalete olan güvenini sarsarken, Almanya'daki "antikürt ırkçılığın" ne denli organize ve tehlikeli bir boyuta ulaştığını da acı bir şekilde gözler önüne serdi.