TR KU AR
FB X IG
Göçmenler

Almanya'da Kürtlere yönelik ırkçılık: ‘Görmezden gelinen bir kör nokta’

Haber Merkezi
Editor
📅 24 Haziran 2026 19:29
Almanya’da mültecilere yönelik danışmanlık hizmeti veren Pena-Ger çalışanları, Kürtlerin günlük hayatta diğer göçmen grupları tarafından ırkçı yaklaşımlara maruz kaldığını belirtiyor.

RûpelNews - Almanya’da yayın yapan taz gazetesine konuşan Pena-Ger kurucuları Beybûn Şeker ve Soniya Alkış,  Almanya'da ırkçılık denince genellikle beyaz Almanların göçmenlere yönelik ayrımcılığının konuşulduğunu ancak göçmen topluluklarının kendi içinde de ırkçı ve ayrımcı yapıların bulunduğunu, özellikle Kürtlere, Ezidilere ve bazı diğer azınlıklara yönelik önyargıların Türk, Arap veya başka göçmen toplulukları içinde görülebildiğini belirtiyor.

taz’da yer alan röportaj şöyle:

taz: Bayan Şeker, kısa süre önce sokakta saldırıya uğradınız.

Beybûn Şeker: Evet, olay 21 Mayıs akşamı yaşandı. Arabamın yanında duruyordum ve arkadaşlarımla telefonda konuşuyordum. O sırada başörtülü, Arap kökenli oldukları düşünülen üç kadın yanıma geldi ve önümde durdu. Muhtemelen uzaktan Kürtçe konuştuğumu duymuşlardı. Bana Arapça, “Kürt müsün?” diye sordular. Ben de “Neden?” diye karşılık verdim. Kadınlar Arapça olarak Kürtlerin “domuz” olduğunu ve hepimizin “Siyonist” olduğunu söylediler. Ben de bunun ırkçı söylemler olduğunu söyledim. Her şey çok hızlı gelişti: İlk kadın başıma vurdu, diğer ikisi de katılarak sırtıma vurmaya başladı. Kendimi savundum ve bu sırada elim yaralandı.

taz: Bu ilk kez mi oldu?

Şeker: Hayır. Daha önce de birçok kez ırkçı saldırıya uğradım. Sık sık “topraksız” ya da “huzur bozucu” olarak damgalandım. Anti Kürt ırkçılığı göçmen toplulukları içinde oldukça yaygın. Bu, beyaz çoğunluk toplumunun görmediği bir kör nokta.

Soniya Alkış: Almanya’da zaten ırkçılık hakkında konuşmak başlı başına bir mücadele. Ancak yalnızca beyaz çoğunluk toplumundan kaynaklanan ırkçılık yok; göçmenler arasında da ırkçı yapılar mevcut. Bunların görünür hâle gelmesi gerekiyor. Fakat bu yapıların tarihsel arka planı ve dinamikleri Almanya’da çoğu zaman bilinmiyor.

“Dil, kültür ve tarihin inkâr edilmesi”

taz: Anti Kürt ırkçılığı tam olarak nedir?

Alkış: Anti Kürt ırkçılığı, değersizleştirme mekanizmaları üzerinden işliyor. Kürtlerin varlığının inkâr edilmesi, yok sayılması ve onlar hakkında düşman imajı yaratılması bunun temel unsurları. Kürtlerin dilinin, kültürünün ve tarihinin reddedilmesi söz konusu. Bu da beraberinde bir tür yok etme pratiğini getiriyor.

Şeker: Burada amacımız Arap ya da Türk kökenli olduğu düşünülen insanları toptan suçlamak değil. Çünkü bizler de ırkçı düşünce kalıpları içinde sosyalleştirilmiş insanlarız. Örneğin Ezidi azınlıklara yönelik önyargılarla karşılaşıyoruz. Bu önyargılar evlerimizin içine kadar giriyor; bazıları onları “şeytana tapanlar” ya da “kâfirler” olarak yaftalıyor. Bu tür anlatılara kararlı şekilde karşı çıkmalı, önyargıları azaltmalı ve birbirimize yönelik farkındalık ile duyarlılığı güçlendirmeliyiz.

Pena-Ger’in kuruluşunda anti Kürt ırkçılığı etkili oldu

taz: Göçmenler arasındaki bu ırkçılık, Pena-Ger’in kurulmasında nasıl bir rol oynadı?

Şeker: En önemli neden, Kusel’deki bir mülteci yurdunda hayatını kaybeden Kürt mülteci Hogir Alay’ın ölümüydü. Resmî olarak olay intihar olarak değerlendirildi. Ancak Alay ölümünden önce yurttaki insanlık dışı koşulları eleştirmiş, fakat çalışanlar tarafından ciddiye alınmamıştı. Kendisi anti Kürt ırkçılığıyla da karşılaşmıştı. Bize başvuran çok sayıda kişi anti Kürt ya da anti Ezidi ırkçılıktan etkilenmiş durumda. Örneğin Hozan Roj, Leipzig’de Kürtçe konuştuğu için bıçaklı saldırıya uğradı. Pek çok kişi “Siz Kürt’sünüz, sizinle işimiz olmaz” ya da “Siz aslında zulüm görmüyorsunuz, Türkiye’ye geri dönmelisiniz” gibi sözler duyuyor.

Kurumlarda da ırkçılık yaşanıyor mu?

taz: Resmî kurumlarda da ırkçılık görüyor musunuz?

Şeker: Bazı örneklerde evet. Bir olayda, sosyal hizmet alanında çalışan ve Türk kökenli olduğu düşünülen bir kişi, Federal Göç ve Mülteciler Dairesi’nin (Bamf) gönderdiği kararları ya zamanında teslim etmedi ya da çöpe attı. Başka bir olayda ise bir Ezidi mültecinin Bamf’taki mülakatında, Kürtçe tercüman kişinin ifadelerini yanlış çevirdi. Bunun nedeni olarak, mültecinin Kürdistan Bölgesi Yönetimi tarafından yeterince korunmadığını eleştirmesi gösterildi.

“Üç yılda 4.600’den fazla kişiye danışmanlık verdik”

taz: Sadece Kürt ve Ezidi kişilere mi danışmanlık veriyorsunuz?

Şeker: Hayır. Biz mültecilere yönelik Almanya çapında faaliyet gösteren çevrim içi bir danışmanlık merkezimiz. Kürtçenin yanı sıra birçok dilde hizmet veriyoruz. Başvuruların çoğu İran, Türkiye, Suriye ve Irak’tan gelen Kürt ve Ezidi mültecilerden geliyor. Ancak Ukrayna, Afganistan ve başka birçok ülkeden insanlara da danışmanlık sağlıyoruz. Yaklaşık üç yılda 4.600’den fazla kişiye danışmanlık hizmeti verdik. Bazen günde 30 başvuru alıyoruz, bazen ise beş. Üç hafta önce Oldenburg’daki ofisimizi açtık. Bunun yanında kamuoyu çalışmaları yürütüyor ve siyasi süreçlere katkı sunuyoruz. Kısa süre önce Bundestag’da, Ezidilerin oturum hakkına ilişkin yasa tasarıları konusunda uzman görüşü vermek üzere davet edildik.

Pena-Ger nasıl finanse ediliyor?

taz: Pena-Ger’in finansmanı nasıl sağlanıyor?

Şeker: İkimiz de gönüllü olarak çalışıyoruz. Almanya genelindeki tercüman ağımızı bağışlar ve proje fonlarıyla finanse ediyoruz.

“Devlet mültecilere danışmanlık hizmeti sağlamalı”

taz: Mültecilere yeterli danışmanlık hizmeti vermek devletin görevi değil mi?

Alkış: Elbette öyle. Ancak devlet, insan haklarını giderek daha fazla aşındırma konusunda oldukça iyi örgütlenmiş durumda. Tarihsel ve güncel gelişmelere baktığımızda, buna karşı alternatif ve sürekli bir dayanışma hattı kurmadan ilerlemek mümkün görünmüyor. Pena-Ger’i kurduğumuz dönemde, 2024’ten itibaren göç danışmanlığı alanında bütçe kesintileri planlanıyordu. Şimdi ise benzer kesintiler 2027’den itibaren bağımsız iltica danışmanlığı alanında gündemde.

Mültecileri bugün en çok ne endişelendiriyor?

taz: Şu sıralar danışanlarınızı en çok hangi konular meşgul ediyor?

Şeker: Sınır dışı edilme tehlikesi ve Bamf’taki mülakatlar hâlâ önemli konular. Bunun yanında, 12 Haziran’da yürürlüğe giren Ortak Avrupa İltica Sistemi’nin getirdiği yeni sıkılaştırmalar da mülteciler arasında büyük endişe yaratıyor.

Paylas: