Konya'dan İsveç parlamentosuna: Bir Kürdün siyaset yolculuğu
RûpelNews - Konya Cihanbeyli doğumlu, 54 yaşındaki Baran Üçpınar, evli ve 5 çocuk babasi, 1991 yılında İsveç'e yerleşti ve son 20 yıldır yeminli muhasebeci olarak çalışıyor. İsveç'in en büyük merkez sağ partisi ve mevcut koalisyon hükümetinin lider partisi olan Moderaterna'dan Södra Skåne bölgesinde Riksdag adayı olan Üçpınar, siyasete girme nedenini küçük işletme sahiplerinin -özellikle göçmen kökenli girişimcilerin- yaşadığı sorunlara bağlıyor: "Restoran işleten, market açan, taksicilik yapan binlerce insanımız var; haftanın yedi günü çalışmalarına rağmen artan maliyetler ve bürokrasi yüzünden ay sonunu ancak denkleştirebiliyorlar.
"Gençlerin İsveç'teki konut krizi, çete suçları ve ekonomik belirsizlik nedeniyle aile kurmaktan çekindiğini belirten Üçpınar, çözüm için konut üretiminin artırılmasını, çalışan ailelere vergi kolaylığı sağlanmasını ve mahallelerin güvenli hale getirilmesini öneriyor.
Entegrasyon konusunda "iki uçtan da uzak durduğunu" söyleyen Üçpınar, dil, iş ve eğitimin öncelikli olduğunu ama ayrımcılığın da görmezden gelinemeyeceğini vurguluyor. Suriyeli ve Türkiyeli sığınmacıların İsveç'ten geri gönderilmesi tartışmalarında "Koruma ihtiyacı devam eden insan geri gönderilmemeli" diyen Üçpınar, seçilmesi halinde ilk gündeminin küçük işletmelerin bankacılık ve bürokrasi sorunları ile gerçek bir entegrasyon politikası olacağını söylüyor.
Baran Üçpınar, RûpelNews Koordinatörü Emin Aba'nın sorularını yanıtladı.
Aba: Sizi aktif siyaset sahnesine adım atmaya ve Moderaterna'da adaylık koymaya iten asıl kırılma noktası ne oldu? Size göre İsveç'in geleceğini tehdit eden en hayati sorun nedir?
Siyasete giriş gerekçesi: Küçük işletmenin sesi
Üçpınar: Benim aktif siyasete girmemdeki en önemli nedenlerden biri, küçük işletmelerin ve küçük işletme sahiplerinin yaşadığı sorunları yakından görmem oldu. Özellikle geçmişi başka ülkelerden gelen küçük işletmecilerin sesinin siyasette yeterince duyulmadığını düşünüyorum.
İsveç'te göçmen kökenli birçok insan kendi işini kurarak hem kendisine hem ailesine bir gelecek yaratmaya çalışıyor. Restoran işleten, market açan, taksicilik yapan, kuaför salonu kuran binlerce insanımız var. Bu insanlar sadece kendi geçimlerini sağlamıyor; istihdam yaratıyor, vergi ödüyor ve İsveç ekonomisine katkıda bulunuyorlar. Fakat çoğu sabah çok erken başlayıp gece geç saatlere, bazen haftanın yedi günü çalışıyor. Buna rağmen artan maliyetler, vergiler ve bürokrasi yüzünden ay sonunda hesabını ancak denkleştirebiliyor.
Bir insan bu kadar çalışıp, bu kadar risk alıp, istihdam ve değer yaratmasına rağmen ay sonunda geçimini sağlamakta zorlanıyorsa sistemde sorgulamamız gereken bir şeyler vardır. Küçük işletmeler için çalışmayı, yatırım yapmayı ve yeni bir çalışan işe almayı daha cazip hale getirmeliyiz; gereksiz bürokrasiyi azaltmalıyız. Girişimcilik aslında entegrasyonun en güçlü yollarından biridir ve bunu desteklememiz gerekir.
Ben insanların daha az çalışmasını değil, çalıştıklarının karşılığını daha fazla almasını istiyorum.
Aba: Gençlerin ekonomik belirsizlik, konut krizi ve çete suçları yüzünden aile kurmaktan çekindiğine dikkat çekiyorsunuz. 2020'lerin aile ve demografi politikasını inşa etmek için hangi somut adımları atmayı planlıyorsunuz?
Genç kuşağın aile kurma kaygısına çözüm arayışı
Üçpınar: Çocuk sahibi olmak siyasi bir görev değildir, devlet insanlara kaç çocuk yapacaklarını söylememelidir. Ama devlet, çocuk isteyen insanların ekonomik korkular yüzünden bundan vazgeçtiği bir sistem de yaratmamalıdır. Bugünün gençlerine 1970'lerin şartlarına göre hazırlanmış politikalar sunamayız.
Burada üç somut alan görüyorum. Birincisi konut: gençlerin ilk evlerine ulaşmasını kolaylaştırmalı, daha fazla konut üretmeli, gereksiz imar bürokrasisini azaltmalıyız. İkincisi çalışan ailelerin ekonomisi: çocuk sahibi olduğunuz için ekonomik olarak cezalandırılmamalısınız. Moderaterna'nın 2026 vaatleri arasında çalışan ebeveynlerin vergilerinin azaltılması, ebeveynlerin aynı anda kullanabildiği izin günlerinin 120 güne çıkarılması ve ücretsiz IVF denemelerinin artırılması var. Üçüncüsü güvenlik: bir anne-baba çocuğunun okula giderken çete ortamına girmesinden korkuyorsa yalnızca ekonomik destek yeterli değildir.
Modern aile politikasını üç kelimeyle özetlerim: ekonomik güven, konut ve güvenli mahalleler. Gençlere 'neden çocuk yapmıyorsunuz?' diye sormak yerine, 'çocuk sahibi olmayı neden bu kadar zorlaştırdık?' diye kendimize sormalıyız.
Aba: Türkiye kökenli bir Kürt siyasetçi olarak, Türklerin, Kürtlerin ve yabancı kökenli toplulukların günlük hayatta karşılaştığı en temel sorunları nasıl sıralarsınız?
Kürtlerin ve yabancı kökenlilerin entegrasyon sorunu
Üçpınar: Burada iki uç görüşten de uzak duruyorum. Bir tarafta entegrasyon konusunda her sorunu ayrımcılıkla açıklayan bir anlayış var. Diğer tarafta ise yabancı kökenli insanların karşılaştığı gerçek engelleri tamamen görmezden gelen bir yaklaşım var. İkisi de yanlış.
Ben sorunları öncelik sırasına koyarsam dil, iş, eğitim, toplumsal temas ve ayrımcılıkla mücadele derim. İsveççeyi yeterince bilmeyen bir insanın iyi bir işe girmesi çok zor. İşiniz yoksa sosyal çevreniz de daralıyor, çocuklarınız aynı dışlanmış ortamda büyüdüğünde paralel toplumlar oluşuyor.
Ama şunu da açıkça söylüyorum: İsveççe konuşan, eğitim almış, çalışan ve üzerine düşeni yapan bir kişi sırf adı, kökeni veya görünüşü nedeniyle ayrımcılığa uğruyorsa bunu da kabul edemeyiz. Benim istediğim entegrasyon tek taraflı bir süreç değil — yeni gelen insanın sorumluluğu İsveççe öğrenmek ve çalışmaktır, devletin sorumluluğu ise ona gerçek bir fırsat eşitliği sunmaktır. Entegrasyon benim için insanların aynı mahallede yaşaması değil, aynı toplumun geleceğinde pay sahibi olmasıdır.
Aba: Diasporadaki Kürtlerin kültürel değerlerini yaşatması, ana dilde eğitime erişmesi ve asimilasyon baskısıyla baş etmesi konusunda hangi somut projeleriniz var?
Kürt kimliği ve asimilasyona karşı duruş
Üçpınar: Burada önce önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. Ben Kürt kökenli olmaktan gurur duyuyorum ama siyasette görevim yalnızca Kürtlerin temsilcisi olmak değildir. Seçilirsem bana oy versin veya vermesin bütün vatandaşların temsilcisi olmak istiyorum.
Bugün Kürtçe İsveç'te ulusal azınlık dillerinden biri değil. Ancak şartları karşılayan çocukların, dili evde kullanması ve en az beş öğrencinin talepte bulunması gibi koşullarla, Kürtçe ana dil eğitimi alma hakkı bulunuyor. Benim yaklaşımım şu: İsveççeyi güçlendirmek ile ana dili düşman haline getirmemeliyiz. İyi İsveççe bu toplumda özgürlüğün anahtarıdır, ama bir çocuğun Kürtçe öğrenmesi de buna engel olmak zorunda değildir.
Kürt kültürünün yaşatılmasını desteklerim; fakat kamu desteği söz konusu olduğunda ölçüt etnik kimlik değil, şeffaflık ve toplumsal fayda olmalıdır. Ben asimilasyon değil entegrasyon istiyorum. Aradaki fark çok önemli: Entegrasyon 'bu toplumun parçası ol' der. Asimilasyon ise 'kendin olmaktan vazgeç' der."
Aba: Suriye'deki rejim değişikliği ışığında Suriyeli mültecilerin geri gönderilmesi tartışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiyeli sığınmacıların ve Kürtlerin de "güvenli ülke" algısıyla geri gönderilmesi ihtimaline karşı duruşunuz nedir?
Sığınmacıların geri gönderilmesi tartışması
Üçpınar: Bu konuda sloganlarla değil hukukla hareket etmek gerektiğine inanıyorum. Suriye'de Esad rejiminin devrilmesinden sonra koşullar değişti; İsveç Göç İdaresi, Aralık 2024'te Suriyelilere ilişkin iltica kararlarını durdurmuş, 11 Eylül 2025'te ise başvuruları yeniden incelemeye başlamıştı. Ama kurum açıkça her dosyanın bireysel olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor. Benim prensibim çok açık: Koruma ihtiyacı devam eden insan geri gönderilmemeli.
Aynı prensip Türkiye'den gelenler için de geçerli. Türkiye'nin tamamına tek bir etiket yapıştırıp 'herkes için güvenlidir' veya 'hiç kimse için güvenli değildir' demek hukuken de doğru değildir. Bir kişinin siyasi faaliyeti, etnik kimliği veya bireysel tehdit durumu varsa bunlar somut şekilde değerlendirilmelidir. Suç işleyen veya kalma hakkı bulunmayanlarla, gerçekten zulümden kaçan insanları aynı kategoriye koymamalıyız.
Ama son yıllarda gördüğümüz üzere İsveç'te çok fazla göç olması nedeniyle maalesef entegrasyon çalışmadı ve insanlarımız çok zor durumda kaldı. Yurt dışından gelen 250 bin kişi şu an işsiz. Bu, insanlarımız için çok zor bir durum.
Aba: Seçimleri kazanıp yetkiyi aldığınızda, ilk olarak masaya yatıracağınız öncelikli dosya ne olacak?
Öncelikli dosya: Bankacılık ve gerçek entegrasyon
Üçpınar: Yetki aldığımda ilk ele almak istediğim dosyalardan biri kesinlikle küçük işletmelerin yaşadığı sorunlar olacak. Bunlardan biri de küçük işletmelerin bankalarla yaşadığı sorunlar. Bir işletmenin banka hesabının yeterince açık ve anlaşılır gerekçeler sunulmadan kapatılması kabul edilebilir bir durum değildir. Elbette bankalar kara para aklama ve ekonomik suçlarla mücadele etmek zorundadır, ben bunun zayıflatılmasını savunmuyorum. Fakat suçla mücadele ederken dürüst işletmecileri sistemin dışına itmemeliyiz.
İkinci büyük önceliğim ise entegrasyon. Entegrasyonu sadece bir dil kursuna gidip diploma almak olarak görmemeliyiz. Gerçek ölçüsü, insanların İsveççe öğrenmesi, iş hayatına girmesi, kendi geçimini sağlayabilmesi ve toplumun bir parçası olduğunu hissetmesidir. Özellikle kadınların ve gençlerin iş hayatına daha hızlı girmesini sağlamamız gerekiyor.
Göçmen kökenli bir insan kendi işletmesini kuruyor, geçimini sağlıyor, başkalarına iş veriyor ve vergi ödüyorsa bu entegrasyonun başarısına çok güzel bir örnektir. İnsanlara sadece 'entegre olun' demek yetmez; çalışmak, üretmek ve kendi ayakları üzerinde durmak isteyen insanların önündeki engelleri de kaldırmamız gerekir.