TR KU AR
FB X IG
Röportaj

RÖPORTAJ - Rojhat Amedi  - Orta Doğu yeniden Şekillenirken Kürt Siyaseti

Emin Aba
Koordinatör
📅 13 Mart 2026 18:34
Orta Doğu, tarihinin en kritik eşiklerinden birinden geçiyor. İsrail, İran ve ABD hattındaki gerilim, sadece devletler arası bir çatışma değil; bölgenin tüm statükosunu kökten değiştirebilecek bir fırtınanın habercisi. Bu fırtınanın tam merkezinde ise jeopolitik konumuyla Kürdistan coğrafyası yer alıyor. Peki, bu tırmanan savaşın Kürdistan Bölgesi’ne maliyeti ne olacak? Kürt aktörler, küresel güçlerin bu satranç tahtasında nasıl bir pozisyon almalı?

RûpelNews - Sadece sınırlar değil, aynı zamanda bölgesel ittifakların mahiyeti ve yüzyıllık statükoların direnci de bu süreçte test ediliyor. Kürt siyaseti, bir yandan Bağdat ve Erbil arasındaki anayasal dengeleri korumaya çalışırken, diğer yandan küresel güçlerin yerel vekil unsurlar üzerinden yürüttüğü yüksek riskli stratejilerin hedefi haline gelme tehlikesiyle karşı karşıya. Bugün atılacak her adım, sadece mevcut kazanımların muhafazasını değil, önümüzdeki yüzyılın siyasi haritasında Kürtlerin nasıl bir yer tutacağını da tayin edecek niteliktedir.

Bölgedeki son gelişmeleri, Rojhilat’taki yeni denklemleri ve Tom Barrack’ın dikkat çeken ziyaretlerinin perde arkasını konuşuyoruz.

Siyasi gözlemci ve deneyimli isim Rojhat Amedî RûpelNews Koordinatörü Emin Aba‘nın sorularini yanıtladı

Aba: İsrail ve İran arasındaki doğrudan çatışma riski, bölgedeki tüm dengeleri sarsıyor. Busavaşın olası bir tırmanma senaryosunda Kürdistan Bölgesi bir "güvenli liman" olarak kalabilir mi, yoksa çatışmanın kaçınılmaz bir cephesi haline mi gelir?

Amedi: İsrail ile İran arasındaki çatışma, Kürtler de dahil olmak üzere tüm bölgeyi etkiliyor. Bu durum, tüm Kürtleri, özellikle de şimdiye kadar Ortadoğu'nun en güvenli limanı olarak kabul edilen Kürdistan Bölgesi'ni derinden etkiliyor. Kürdistan, Irak'ta yer alıyor ve Irak, şimdiye kadar İran'ın en güvenilir limanıydı ve bu savaşın patlak vermesinin nedenlerinden biri de İran'ın Irak üzerinden bölgedeki ülkelerin iç işlerine müdahalesiydi.

Bu savaş Kürtleri içine çekmeden önce daha çok Irak'ta iç çatışmalara yol açacaktır.

İran, Irak'ta yaklaşık 500.000 üyesi olan silahlı milis gücü Haşdi Sabi'yi tek başına kurdu. Bu milis gücü aracılığıyla Irak'ta istikrarsızlığı körükledi ve aynı zamanda Irak’in en güvenli limani olan Kürdistan Bölgesi'ni istikrarsızlaştırmaya çalıştı. Haşdi Şabi ayrıca Lübnan'daki Hamas ve Hizbullah'a her türlü yardımı ulaştırmak için bir köprü görevi gördü.

Bu gerçek göz önüne alındığında, başlayan savaşın Kürtleri ve Kürdistan Bölgesi'ni de etkilediği açıkça görülmektedir. Ancak Kürtlerin bu savaşın ön saflarında yer alacağına inanmıyorum; çünkü bu savaş Kürtleri içine çekmeden önce daha çok Irak'ta iç çatışmalara yol açacaktır. Bulabilecekleri tek güvenli sığınak ise her zaman olduğu gibi Kürdistan Bölgesi olacaktır. Kürdistan bölgesi, daha doğrusu Barzaniler bu konuda oldukça deneyimli bir siyaset izliyor.

Kürtler ve partileri savaşın yıkıcı sonuçlarının farkındadır

Aba: Mevcut gerilimde Kürt partileri arasında ortak bir ulusal strateji eksikliği gözlemliyor musunuz? Bir "beklegör" politikasından bahsedilebilir mi, yoksa bir dağınıklık mı mevcut? bu süreçte nasıl bir ortak tavır takınmalı?

Amedi: Başlatılan savaş doğal olarak Kürtleri, özellikle de güney ve güneydoğu Kürtlerini etkiliyor. Bu nedenle, partiler arasındaki birlik ve iş birliği hayati önem taşıyor. Yakın zamana kadar söz konusu olan Kürt birliğini baltalayan eleştirel sesler sustu, çünkü tüm Kürtler ve partileri savaşın yıkıcı sonuçlarının farkındadır – ve Kürtleri bir arada tutan da tam olarak budur.

Diğer taraftan, son on yılda Bağdat yanlısı bir politika izleyen, hatta Kürdistan Bölgesini tamamen Bağdat’a teslim etme isteyen bazı Kürt çevrelerin çabaları bile sonuçsuz kaldı, silindi. Gelecekteki gelişmelerin Kürtlerin aleyhine dönmesini önlemek için KDP ve YNK’nin duruşu ve ittifakı çok önemli, Başkan Mesud Barzani'nin yapıcı tutumu büyük önem taşıyor ve bu konuda gerekli adımlar zaten atılıyor.

Aba: Başkan Barzani‘nin Rojava’daki kazanımların koruması adına sergilediği tavra nazaran bu süreçte sergilediği liderliği nasıl yorumluyorsunuz? Ondan beklenenler nelerdir?

Amedi: Öncelikle belirteyim, Başkan Barzani ve genel olarak Barzanilerin Kürt halkının kazanımlarını korumada bir kale görevi gördüğünü kabul etmek gerek. Başkan Barzani'nin Rojava'daki kazanımları koruma konusundaki rolünü de bu çerçevede görmek gerek ve bu misyon yaklaşık 100 yıldır devam etmektedir. Zaten bundan dolayı, Kürt ulusunun özgürlük mücadelesine saldıranlar, Kürt toplumu içinde Barzanileri sürekli itibarsızlaştırmaya çalıştılar. Bu karalama kampanyası eskisi kadar etkili olmasa da hala çok çirkin bir şekilde devam etmektedir ve Güney bile bunun farkında değil.

Başkan Barzani’den beklentilere gelince;

ABD ve müttefikleri, Kürt planını Barzaniler üzerinden gerçekleştirmek istiyor.

Kürt sorunu, özellikle IŞİD'e karşı mücadeleden sonra, çok önemli bir küresel mesele haline geldi ancak Kürtler söz konusu olan bu büyümeye ayak uyduramıyor ve hala diplomasi de çok yetersiz kalıyorlar.

Tüm Kürtlerin gözü Başkan Barzani de. ABD, Avrupa, Rusya ve Asya'nın en güçlü ülkeleri de dahil olmak üzere dünya çapında, onu çözümün kilit ismi olarak görüyorlar. ABD ve müttefikleri, Kürt planını Barzaniler üzerinden gerçekleştirmek istiyor. Bu, Barzanilerin üzerinde ağır bir yük oluşturuyor, ancak kader tarafından kendilerine bahşedilen bu tarihi görevi yerine getirmenin yollarını kendileri bulmak zorundalar. Tarih boyunca, sürekli ihanete uğrayan Barzanilerin işi kolay değil ve olmayacak, ancak büyümenin ve verilen tarihi misyonun hakkından gelebilmenin ilk yolu, kendi partileri olan KDP’nin büyümesini sağlamak. KDP’nin, Diplomasi ve Kürt diasporasının merkezi olan Avrupa’da ne kadar yetersiz kaldığını bilmeyen yok. Barzanilerin buna acilen çare bulması gerekiyor.

Saldırılara savunma amaçlı karşılık veriliyor

Aba: Kürdistan Bölgesi Hükümeti’nin, Bağdat-Tahran-Washington üçgeninde yürüttüğü denge siyaseti bu büyük savaşı göğüslemeye yeterli mi? Kürdistan Hükümeti‘nin diplomatik ve askeri olarak izlemesi gereken en güvenli yol nedir?

Amedi: Kürdistan Bölgesi'nin egemenliğini ihlal eden saldırılar, savaşın başlangıcından önce de vardı, ancak savaşın başlamasıyla beraber, özellikle de son günlerde daha da yoğunlaştı. Bu gerçeğe rağmen Barzaniler alışagelmiş misyonları gereğince savunma bazında kalmaya devam edecekler. Yani saldırılara savunma amaçlı karşılık vermek. Saldırıların Failleri biliniyor, Haşdi Şaabi olduğu biliniyor ancak zaten yok edilmekle karşı karşıyalar; bu nedenle Kürtlerin endişelenmesi için bir neden yok.

İttifaka dahil edilen PJAK kontrol edilebilmeli

Aba: Rojhilatlı Kürt partilerinin son dönemde birlik ve ortak hareket etme yönündeki adımlarını nasıl okuyorsunuz? Bu birlik, İran’ın gelecekteki yapılanmasında Kürtlerin elini ne kadar güçlendirir?

Amedi: Rojhilat'taki Kürt partilerini çok iyi tanıyorum ve neredeyse tüm gelişimlerine şahit oldum. 40 yıldır Güney Kürdistan'da mülteci olarak yaşadılar ve Güney'in kazanımlarını tehlikeye atmamak için sessiz kaldılar. İran'a karşı mücadelelerini bıraktılar. Şimdi koşullar daha elverişli hale geldiği için sürece katılmak üzere gerekli hazırlıkları yapıyorlar ve en önemlisi, tüm partiler bir ittifak gerçekleştirdi. Ancak dikkat etmeleri gereken bir husus var, o da ittifaklarına dahil ettikleri PJAK'ı kontrol edebilmeleridir.

Eğer PJAK'ı görmezden gelirlerse, bu tüm Kürtler için yıkıcı sonuçlar doğuracaktır; çünkü PJAK Kürtleri, Kürtlerin doğal müttefikleri haline gelen ABD ve İsrail'e karşı mobilize etmeyi hedfliyor. İttifak içindeki neredeyse tüm partiler ve örgütler bunun farkında, ancak PJAK Kürtlerin geleceği için zararlı olan Türk-İran politikasını izlemeye devam ediyor. Rojhilat'ta KDP ve Komala gibi güçlü partiler olduğu için PJAK'ın Suriye'deki kadar etkili olabileceğine inanmıyorum. Yine de PJAK'a dikkat etmeleri gerekiyor.

İran'daki tek örgütlü muhalefet Kürtlerden oluşuyor

Aba: İran’daki olası bir rejim dağılması durumunda Rojhilat’ta (Doğu Kürdistan) oluşabilecek defacto bir Kürt yönetimi, Tahran veya bölgesel güçler için Kürdistan Bölgesi’ne yönelik yeni saldırı bahaneleri üretir mi?

Amedi: İran'da rejimin olası bir çöküşü durumunda, Kürtler doğal olarak kendi bölgelerini kendileri yönetmeye çalışacaklardır. İran'daki tek örgütlü muhalefetin Kürtlerden oluştuğunu bilmek gerek. Kürt hareketinin dışında ya ciddi bir muhalefet yoktur, var olanlar da bir arada hareket edemiyor. Bu durum, Kürtleri öne çıkarıyor ve bölgelerinde yaratabilecekleri ortamı diğer bölgelere kıyasla daha çekici hale getirebilir. Böyle bir durumda, Tahran veya bölgesel güçler -örneğin Türkiye- saldırmaya cesaret edemezler. Bunun yerine, bu güçler Kürtler arasında anlaşmazlık yaratarak iç çatışmaları körüklemeye çalışacaklardı. Örneğin, Kürt-Azeri çatışmasının zeminini hazırlayabilirler veya PJAK'ı Kürtlere karşı konuşlandırabilirler. Ben şahsen, dış müdahalelerden ziyade bu iç çatışmalardan korkuyorum.

Rojhilat'ta bir Kürt olusumuna müsamaha göstermeyeceğine dair güçlü işaretler va

Aba: Türkiye’nin bu süreçteki tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Henüz çok net biraçıklama gelmiş değil. Sizce Türkiye bu kaosta bölgedeki Kürt dinamiklerine mi yoğunlaşacak, yoksa İran’ın gelecekteki genel gidişatına ve bölgesel statükonun korunmasınamı odaklanacak?

Amedi: Türkiye'den gelen açıklamalara bakarsak, Türkiye'nin Rojhilat'ta bir Kürt olusumuna müsamaha göstermeyeceğine dair güçlü işaretler var. Ancak Rojhilat kesinlikle Rojava ile kıyaslanamaz. Birincisi, coğrafi yapısı farklı; ikincisi, Rojhilat'ta kolayca alt edilemeyecek bir Kürt ve Kürdistani pozisyonu var. 80 yıllık mücadele tecrübesine sahip KDP orada aktif. 50 yıllık savaş geçmişine sahip KOMALA örgütü mevcut ve en önemlisi, Güney ve Güneybatı Kürdistan'da 30 yıllık deneyime sahipler. Dolayısıyla, Türkiye istese de istemese de, Rojava'da elde ettiklerini Rojhilat'ta elde edemeyecektir. Dahası, İran'daki rejim değişikliği Ortadoğu genelinde derin değişikliklere yol açacak ve Türkiye ya bu değişikliklere uyum sağlayacak ya da tasfiye olacaktır. Bu kadar açık.

 Rojava ve Kürdistan Bölgesi arasında bir askeri koordinasyon mümkün değil.

Aba: Barrack’ın temasları, Rojava ve Kürdistan Bölgesi arasındaki askeri bir koordinasyona işaret ediyor olabilir mi? ABD bu iki yapıyı tek bir "Kürt Cephesi" altında birleştirmek mi istiyor?

Amedi: Erbil ve Süleymaniye arasında askeri koordinasyon henüz kurulmazken, Rojava ve Kürdistan Bölgesi arasında da askeri koordinasyon mümkün değil. Bu Kürtlerin elinde olmayan ama Kürtleri müthiş derecede etkileyen bir faktördür. Bölgede İran ve Türkiye'nin etkisi belirleyici olmaya devam etmektedir. Ancak İran rejiminin yıkılmasının ardından beklenmedik gelişmeler yaşanabilir.

Dünya enerji kaynaklarının yüzde yetmişi Şii ve Sünni radikalizmine bırakılmaz

Aba: Bölgedeki enerji koridorları ve Kürdistan Bölgesi’nin petrol/gaz potansiyeli, bu savaş senaryolarında bir avantaj mı yoksa doğrudan hedef olma sebebi mi?

Amedi:  Bölgenin enerji kaynakları sadece Kürtleri veya bölge ülkelerini ilgilendirmiyor. Dünyanın enerji kaynaklarının yüzde yetmişi Orta Doğu'da elde ediliyor ve bu da küresel bir sorun teşkil ediyor. Bu konuda öncü rol oynayan ABD, İsrail ve Batı dünyası, bir "enerji konseptine" odaklanmış durumda. Bu konsepte uymayan her kes, ister Kürt olsun ister başka ülkeler, tasfiye edilir veya ciddiye alınmaz. Kimse dünyanın enerji kaynaklarının yüzde yetmişini Şii ve Sünni radikalizme bırakmaz. Ben soruna bu bakış açısından yaklaşıyorum.

Kürt hareketini bu konseptten uzak tutmak için Türkiye ve İran, taşeron yapılar üzerinden Kürtleri ABD, İsrail ve Batı dünyasına karşı mobilize etmeye çalıştılar. 70'lerden itibaren, bu gerçeğin farkında olan Barzanilere karşı da karalama kampanyası yürüttüler. Ancak az da olsa bu çirkin politika eskisi kadar etkili degil.

O tutum etkili olursa, Barzanilerin de etki alanı daralır.

Aba: Kürtler 21. yüzyılın bu büyük kaosundan bir statü kazanımıyla mı çıkacak, yoksa mevcut kazanımları koruma savaşı mı verecek? Tarihsel tecrübeleriniz ışığında genelöngörünüz nedir?

Amedi: Dünyanın her yerinde ekonomik ve ulusal çıkarlar öncelik kazanır. Bu durum ABD, İsrail ve tüm Batı dünyası için de geçerlidir. Kürtler bu ülkelerin çıkarlarıyla çelişen politikalar izlerlerse, 21. yüzyılın dönüşümlerine katılamayacaklardır.

"İsrail'den uzak durun", "Kültüralist taleplerden uzak durun" ve son zamanlarda tekrarlanan "Kürtler kimsenin paralı askeri değildir" gibi sömürgeci düşünceye dayanan absürt sloganlara bağlı kalan Kürtlerin olduğu biliniyor.

İşte tam da bu, Kürtleri bu dönüşümlere katılmalarını engelleyen şeydir. Bunun dışında hareketet Barzanilerin oluşu bütün Kürtler için büyük bir avantajdır, ancak bahsettiğim tutum etkili olursa, Barzanilerin de etki alanı daralır.

 

Paylas: