İlhami Işık: Kürtlerin birinci yüzyılı başlıyor
RûpelNews - Işık, sürecin yalnızca Türkiye’nin güvenlik kaygılarıyla başlamadığını belirterek, Kürtlerin de kendi güvenlikleri açısından bir muhasebe yaptığını söyledi. Ortadoğu’daki yeni dengelerin Kürtleri farklı bir stratejiye yönelttiğini savunan Işık, silah ve şiddetin devreden çıkması halinde Kürt meselesinin temel boyutlarının daha görünür hale geleceğini ifade etti.
Gazeteci-yazar İlhami Işık, RûpelNews muhabiri Hasan Kösen’e verdiği röportajda yeni çözüm sürecini, Türkiye ve PKK’nin yaklaşık 50 yıllık çatışmalı döneme ilişkin muhasebesini, 7 Ekim sonrası Ortadoğu’da değişen dengeleri ve silahların bırakılmasının ardından Kürt meselesinin geleceğini değerlendirdi.
“Muhasebenin tümüyle yapıldığını söylemek doğru olmaz”
Kösen: Son yazınızda “İki yıllık sürecin stratejik muhasebesi” başlığıyla bir değerlendirme yaptınız. Sizce devlet ve PKK, 50 yıllık çatışmalı dönemin muhasebesini yaptı mı? Böyle bir muhasebenin sonucunda mı yeni süreç başladı?
Işık: Hem devlet hem de PKK genel anlamda bir muhasebe yaptı. Ancak muhasebenin tümüyle yapıldığını söylemek doğru olmaz. Bu, zaman içerisinde daha da belirgin hale gelecek. Zaten adına “süreç” denilmesinin nedeni de bu.
Nelerin yaşandığı, nelerin yaşanmadığı ve nelerin yaşanmaması gerektiği konusunda bir muhasebeye ihtiyaç var. Bu süreç, yaşanan çatışmaların Türkiye’ye, bölgeye, Türklere ve Kürtlere kaybettirdiği yönündeki kanaati güçlendirdi.
Bunun arka planında bölgedeki jeopolitik, siyasal ve ekonomik değişimler var. Eğer 7 Ekim saldırısı olmasaydı, bölgenin en güçlü devletlerinden İran’ın durumu böylesine sarsılmasaydı ve on yıllardır var olan örgütler böylesine ağır darbeler almasaydı, bugün bu muhasebe yapılmayabilirdi.
Dolayısıyla muhasebenin tamamlandığını söylemek gerçekçi değil. Bu, biraz da zorunlulukların dayattığı bir duruş ve süreçtir.
“Süreç sadece Türkiye’nin güvenlik kaygılarından doğmadı”
Kamuoyunda eksik gördüğüm bir değerlendirme var. Bu süreç sadece Türkiye’nin güvenlik kaygılarıyla başlayan bir süreç değil. Aynı şekilde Kürtler, Abdullah Öcalan ve PKK de Kürtlerin güvenlik kaygıları üzerinden bu sürece cevap verdiler.
Ocak ayında Suriye’de yaşananları gördük. Kürtlere yönelik büyük bir kıyımın eşiğinden dönüldü. Güney Kürdistan’da ve Rojava’da Kürtler çatışmaların doğrudan tarafı olmamalarına rağmen en fazla yara alan ve sürekli saldırıya uğrayan taraflar oldu.
Dolayısıyla Kürtlerin de kendi güvenlikleri açısından bir muhasebe yaptığını görmek gerekiyor.
“Ortadoğu’da sorunları devletlerle çözme anlayışı öne çıkıyor”
Kösen: Bölgede dengeler nasıl değişiyor? Kürtleri ve Türkiye’yi ne bekliyor? Kürtler yeni dengelerde nasıl bir strateji izlemeli?
Işık: Şu anda dünyanın, özellikle de Ortadoğu’nun sorunlarına bakışında önemli bir değişim var. 7 Ekim bunun en önemli kırılma noktalarından biri. Artık sorunların silahlı örgütler üzerinden değil, mevcut devletlerle çözülmesi anlayışı öne çıkıyor.
Örgütler ne kadar haklı olursa olsun, dünyanın Ortadoğu’ya bakışı artık elinde silah olan örgütlerin durumuna göre şekillenmiyor. Devletlerin sorunlara sahip çıkması, kendi içerisinde sorunları eritmesi veya çözüm üretmesi bekleniyor.
İkinci olarak, 7 Ekim’den sonra bölgenin siyasal haritası değişti. Türkiye ve İran, bölgenin iki önemli ve kadim devletiydi. İran uzun süre hem oyun kurucu hem de oyun bozucu bir güç oldu. Ancak 7 Ekim sonrasında İran artık daha çok kendi güvenliğini korumaya çalışan bir pozisyona geldi.
Hizbullah ağır darbeler aldı, Hamas ağır darbeler aldı. Irak’taki Haşdi Şabi ve diğer silahlı yapılara yönelik de ciddi girişimler gündemde.
“Bu kaostan iki devlet kazançlı çıktı: İsrail ve Türkiye”
Bugün bu kaostan iki devletin kazançlı çıktığını düşünüyorum: İsrail ve Türkiye.
İsrail, Filistinlilere yönelik politikaları nedeniyle siyasal ve diplomatik anlamda ciddi bir izolasyon yaşasa da askeri ve stratejik anlamda büyük kazanım elde etti. Kendisine karşı direniş ekseni olarak tanımladığı yapılar ağır darbeler aldı.
Diğer kazanan ise Türkiye. Türkiye, Ortadoğu’daki kaos içerisinde en önemli merkezlerden birisinin amiri konumuna geldi. Esad düştü ve Suriye bugün büyük ölçüde Türkiye’nin etkisi altında.
Bu pozisyonu bozabilecek yegâne güç ise Kürtler. Kürtler Araplarla, Farslarla veya Türklerle çatışırsa, bu sadece Kürtlere değil, herkese kaybettirir.
Bu nedenle sürece yönelik ilgi ve teşvik hem bölgesel hem de uluslararası güçler açısından ciddi önem taşıyor. Suriye’nin istikrarı, Irak’ın istikrarı ve İran’ın izolasyonu isteniyor. Suriye ve Irak’taki istikrarı bozabilecek güç Türkiye, İran’ın izolasyonunda gedik açabilecek güç ise Kürtler.
“Silahların bırakılmasından sonra Kürt meselesi bütün çıplaklığıyla ortaya çıkacak”
Kösen: 7 Ekim sonrasında Hamas, Hizbullah ve PKK gibi örgütlerin silahlı yapılarının devreden çıkması ve sorunların devletlerle çözülmesi anlayışı öne çıkıyor. Bu durumda Türkiye’de Kürtler açısından PKK’nin silahsızlandırılmasının ardından hangi adımlar atılmalı? Kürtlerin temel hakları, statüsü ve dili konusunda nasıl bir süreç bekliyorsunuz?
Işık: Bir şeyler ortaya çıkacaktır. Ancak şu anda mesele silah ve şiddet ortadan kalkmayıncaya kadar herkes bu konuları konuşabilir. Herkes propaganda veya pozisyon alma adına birbirine bir şeyler söyleyebilir.
Fakat meselenin somut, gerçekçi ve uygulanabilir çözümü açısından ana engel, şiddet ve terörizm yaftasıdır.
Bu durum yaklaşık yarım yüzyıl sürdü. Devlet bunu Türkiye’nin iliklerine kadar işleyen ve zaman zaman en kirli şekline dönüşen bir anlayış haline getirerek topluma sundu. Türkiye’deki aşırı ırkçılığa ve milliyetçiliğe, basit olaylarda bile toplumsal tepkinin Kürtler üzerine yönlendirilmesine bakın.
Şiddet ve terörizm ortadan kalktığı zaman Kürt meselesi ortaya çıkacak. Bir yemeğin pişmesini beklemeden onun ne olduğunu anlayamazsınız. Bu da buna benziyor.
Milyonlarca Kürt kendi anadilinden, Kürt olarak siyasal tanımından ve özgürlüğünden yoksun. Ekonomik, kültürel ve sosyal sorunlarını, bu coğrafyada yaşayan diğer insanlarla birlikte konuşabilmeleri gerekiyor. Fakat böyle bir ortam oluşmadı.
Bu nedenle önce şiddet ve terörizmle Kürt meselesini boğma anlayışının ortadan kalkması gerekiyor. Birkaç yıl bu anlayış ortadan kalksın, Kürt meselesinin bütün çıplaklığı zaten ortaya çıkacaktır.
“Eski ideolojik kalıplarla geleceği tarif edemeyiz”
Kösen: Türkiye’de sürece yönelik milliyetçi çevrelerden destek gelirken, kendisini sol olarak tanımlayan bazı kesimlerden de ciddi itirazlar geliyor. Bunu Kemalizm ve mevcut ideolojik tanımlar açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?
Işık: Kemalizm tanımı Türkiye’de çok farklı şekillerde kullanıldı. Kenan Evren de kendisini Kemalist olarak tanımlıyordu, darbeciler de. Farklı dönemlerde farklı kesimler de kendi çıkarlarına uygun olduğu zaman Kemalizm tanımını kullandı.
Türkiye, bir imparatorluk bakiyesi olarak sürekli toprak kaybetmiş bir devlet. Bu korku toplumun bütün dokularına on yıllar boyunca işlendi. Bunun üzerine de farklı dönemlerde Kemalizm kisvesi altında tanımlar yapıldı.
Ama bugün meseleye sadece Kemalizm veya başka bir ideolojik tanım üzerinden bakmak yeterli değil.
Türkiye’de sürece en güçlü karşı çıkması beklenen kesimlerin aksine, MHP ve Sayın Bahçeli sürecin en aktif savunucuları arasında yer alıyor. Buna karşılık kendisini sol olarak tanımlayan bazı kesimlerde daha fazla itiraz görüyoruz.
Bu durum bize ideolojik kalıpların değiştiğini gösteriyor. Bölgedeki ve dünyadaki altüst oluş, Kürtlerin sürece yönelik olumlu duruşu ve devletin bütün kademeleriyle sürece sahip çıkması, geçmiş süreçlerden farklı bir tablo ortaya çıkarıyor.
Türkiye NATO üyesi ve ordusu NATO ordusu. Bütün bunları çok katmanlı değerlendirdiğiniz zaman geçmişteki ideolojik tanımlarla bugünkü sorunu tarif etmek yeterli değil.
“Kürtlerin yarını olmadı, şimdi yarına bakmak gerekiyor”
Artık yarına bakmak lazım. Bizler yarına ihtiyaç duyan bir toplumuz. Kürtler özellikle yarına ihtiyaç duyuyor. Bizim yarınımız olmadı.
Dünü dünde bırakıp yarına bakmamız gerekiyor. Çünkü dün hep kilitliydi. Çok farklı algılarla, güç dengeleriyle ve ilişkilerle hep kilitli kaldı. Şimdi o kilit açılıyor ve bizim buna bakmamız gerekiyor.
“Demirtaş bu süreçte önemli bir isim”
Kösen: DEM Parti’nin kongre sonrasında kendisini feshedeceği, Suriye’de PYD’nin de benzer şekilde yeni yapılanmalara gideceği, Türkiye ve Suriye’de yeni partilerin kurulacağı ifade ediliyor. Kandil’den, cezaevlerinden ve diasporadan gelen isimlerin de bu yapılarda rol alacağı belirtiliyor. Nasıl bir değişim bekliyorsunuz? Selahattin Demirtaş’ı bu gelecekte nasıl konumlandırıyorsunuz?
Işık: Sorunun son kısmından başlayayım. Selahattin Demirtaş bu süreçte önemli bir isim. Çünkü toplumun bazı insanlara karşı duygusal bağları vardır. Selahattin Demirtaş’a yönelik böyle bir toplumsal bağ bulunuyor. Bu sadece Kürtler arasında değil, diğer toplumsal kesimlerde de var.
Selahattin Demirtaş’ın cezaevinden çıkacağını düşünüyorum. En kötü ihtimalle ekim ayında çıkacağını düşünüyorum.
İkinci olarak yeni bir durumla karşı karşıyayız. Türkiye yeni bir durumu yaşıyor, Ortadoğu yeni bir durumu yaşıyor. Eski siyaset tarzıyla ve eski örgütlenme anlayışıyla bu yeni durumu yönetemezsiniz.
Buna uygun yeni bir siyaset tarzını hayata geçirmeniz gerekiyor. Yeni bir örgütlenme ve kadrolaşma gerekiyor. Yeni kadroların ortaya çıkması gerekiyor.
DEM Parti’nin eylül ayında bunun ilk başlangıcını yapacağını düşünüyorum. Daha sonra yeni bir kongre ihtiyacı da doğabilir. Çünkü ekimden sonra ortaya çıkabilecek yeni potansiyel kadrolar ve yeni yüzler böyle bir ihtiyacı beraberinde getirebilir.
“Suriye’de de silah değil siyaset belirleyici olmalı”
Suriye açısından da benzer bir durum var. Artık silahı olanların değil, elinde, yüreğinde ve aklında siyaset olanların Kürtlerin Suriye’deki sorunlarını siyasi duruşlarla ve örgütlenmelerle çözebilecek yapılara dönüşmesi gerekiyor.
Bunun da yakın zamanda gerçekleşebilecek bir gelişme olduğunu düşünüyorum.
“Türkiye’nin ikinci yüzyılı, Kürtlerin birinci yüzyılı”
Kösen: Türkiye’nin ikinci yüzyılı deniliyor. Aynı zamanda bunu Kürtlerin yeni yüzyılı olarak da değerlendirebilir miyiz?
Işık: Ben “Kürtlerin birinci yüzyılı” demenin daha doğru olduğunu düşünüyorum.