TR KU AR
FB X IG
Kültür & Sanat

ÖZEL - Nizamettin Ariç: Bir sanatçı ya halkının sesi olur, ya da sessizliğin suçuna ortak olur

Dilovan Ali
Editor
📅 02 Nisan 2026 09:00
Nizamettin Ariç, Kürt sanatı alanında ulusal ve Kürt duruşuyla halk arasında tanınan ve eserlerini ulusal bir çerçeve içinde sunan tanınmış sanatçılardan biridir.

RûpelNews - Nizamettin Ariç, Kürt sanatı alanında ulusal ve Kürt duruşuyla halk arasında tanınan ve eserlerini ulusal bir çerçeve içinde sunan tanınmış sanatçılardan biridir.

Nizamettin Ariç kimdir?

1956 yılında Kuzey Kürdistan'ın Agirî şehrinde doğdu. “Feqiyê Teyran” sifatıyle tanınır. Sanat kariyerine 1976 yılında başladı. 1979 yılında, komünist propaganda ve ayrılıkçılık suçlamalarıyla Kürt şarkısı “Ehmedo Ronî” gerekçe gösterilerek hapis cezasına çarptırılmıştır. 12 Eylül askeri darbesinden sonra yurtdışına çıkmış ve Almanya'ya yerleşmiştir. 

1980'lerde Bêrîvan, Dîlan ve Diyarbekir adlı ilk albümlerini çıkardı. Sinema alanında da aktif olan Ariç, birçok filmde yönetmen ve oyuncu olarak çalıştı.  Ayrıca Kürt sinema tarihinin ilk uzun metrajlı filminin yönetmeni, oyuncusu ve bestecisidir.

Rûpelnews editörü Dilovan Ali ile yaptığı bu özel röportajda Nizamettin Ariç, çalışmaları ve resimleri ile Kürdistan'daki sanatsal ve siyasi durum hakkında soruları yanıtlıyor.

''Bir insanın vicdanı sessiz olduğunda, sanat da sessizdir''

D. Ali: Sanat sizin için ne ifade ediyor? Kürd sanatının mevcut durumu nedir?

N. Ariç: Sanat benim için bir meslek değil, bir yaşam biçimidir. Dolayısıyla sanat benim için bir tercih değil, bir zorunluluktur. Gerçek bir sanatçı üretmeden duramaz. Bazen yorulursunuz, bazen susmak istersiniz ama içinizdeki o güçlü dürtü sizi yeniden üretmeye zorlar. Çünkü sanat, insanın iç dünyasından gelen bir ihtiyaç ve kaçınılmaz bir zorunluluktur.

Belki de sanatçı olmanın en temel özelliği budur: insanın vicdanı sustuğunda sanat da susar. Ama vicdan konuşmaya devam ettiği sürece sanat üretmeye devam eder.
Sanat benim için hiçbir zaman yalnızca estetik bir uğraş olmadı. Sanat aynı zamanda bir tanıklık ve direniş biçimidir. Özellikle inkâr ve baskı politikalarının yaşandığı toplumlarda, bir halkın hafızasını koruyan en önemli alanlardan biri de sanattır.

Kürt sanatı bugün büyük bir potansiyele sahip olmasına rağmen ağır baskılar ve parçalanmışlık içinde gelişiyor. Kürt ulusu dört devlet arasında bölünmüş olduğu için Kürt sanatı da parçalanmış bir coğrafyada var olmaya çalışıyor. Buna rağmen Kürt sanatının güçlü bir ruhu vardır. Çünkü bu sanat bir halkın acısından, direncinden ve özgürlük arzusundan beslenmektedir. Ve bu ruh, tüm parçalanmışlığa rağmen hâlâ ayaktadır.

''Sanat bazen toplumun görmek istemediği gerçekleri gün yüzüne çıkarır''

D. Ali: Son zamanlarda çok sayıda resminizi yayınladınız. Bu resimlerle ne mesaj vermek istiyorsunuz?

N. Ariç: Benim resimlerim propaganda yapmak için değil, gerçeği görünür kılmak için vardır.
Bazen bir resim, uzun makalelerin anlatamadığı şeyleri birkaç sembolle anlatabilir.
Sanatın görevi insanları rahatlatmak değildir. Sanat bazen toplumun görmek istemediği gerçekleri de ortaya çıkarır. 
Bu nedenle sanat çoğu zaman rahatsız edici olabilir. Ama gerçek sanat zaten biraz rahatsız edicidir. Çünkü sanat insanı düşünmeye zorlar. Benim amacım insanlara hazır cevaplar vermek değil. Amacım onları düşünmeye, tartışmaya ve sorgulamaya davet etmektir.
Çünkü sorgulamayan toplum, kendi kaderini başkalarının eline bırakır.

''Sanatsal ve estetik birikimimden ödün vermeden eleştirilerimi dile getiriyorum. Ancak diğer yandan, bu sadece hakaretler ve tehditlerle karşılanıyor''

D. Ali: Resimlerinize sert tepkiler geldi. Bu sizi etkiledi mi?

N. Ariç: Öncelikle bu tepkilerin nerede ve kim tarafından organize edildiğini bilmek gerekiyor.
Saldırılar Apo-PKK-Dem ve bileşenleri ile bunların kurumları ve özel dijital medya kesimlerinden yönlendiriliyor.

Kürdistan tarihinde görülmemiş bir saldırı, karalama, hakaret ve tehditle karşı karşıyayım.
Bir yıldır müzik olsun, resim olsun her paylaşımım asaletten, edepten ve Kürtlükten uzak saldırılara maruz kalıyor. Beni etkilemedi dersem yalan söylemiş olurum.
45 yıldır sürgünde yaşayan, halkımın, ülkemin, dilimin ve kültürümün özgürlük mücadelesinin her zaman ön saflarında yer alan bir sanatçıyım. Yapılan bu saygısız ve düşmanca saldırılar beni derinden yaralamıştır.

Ama bir yandan da bu tepkiler bana sanatımın bir yere dokunduğunu gösteriyor.

Bir sanatçı herkesi memnun edecek yapıtlar üretmek zorunda değildir. Sanatçı bazen toplumun görmek istemediği gerçekleri dile getirmek zorundadır. Ben eleştirimi sanat ve sanatçı terbiyemden kopmadan yapıyorum. Karşı taraf ise ne sanatıma ne de eleştirdiğim noktalara dair bir tartışma yürütüyor; yalnızca küfür ve tehdit üretiyor.

Şunu açıkça söylemek gerekir: Hakaretleriniz ve tehditleriniz beni daha sert, daha radikal sanatsal eleştirilere yöneltiyor. Aksi halde sanatın estetiğine, tekniğine, kullanılan renklerine ve kurgusuna yönelik eleştiriler sanatın doğal bir parçasıdır. Benim için önemli olan alkış almak değil; vicdanıma, sanatıma ve halkıma karşı dürüst olmaktır.

''Kürt sorunu, Kürt halkının gerçek iradesine aykırı olarak, sıklıkla siyasi pazarlık konusu haline gelmiştir''

D. Ali: Son resimleriniz Bahçeli ve Öcalan arasında konuşulan süreçle ilgili. Bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

N. Ariç: Kürt meselesi en az yüz yıldır Ortadoğu’nun en temel meselelerinden biri olmuştur.
Ancak tarih boyunca bu mesele çoğu zaman Kürt halkının gerçek iradesi dışında yürütülen siyasi pazarlıkların konusu haline getirilmiştir.
Bugün tartışılan süreçlere bakıldığında bazı görüş ve değerlendirmeleri sorgulamak gerekiyor.
Eğer bir yerde Kürt meselesini savunmak “aşırı milliyetçilik” olarak tanımlanıyorsa ve aynı zamanda Kürtlerin devlet, federasyon, idari özerklik ve hatta kültürel haklar gibi taleplerinin bile tarihsel toplum sosyolojisine cevap olmadığı söyleniyorsa, o zaman elbette bazı sorular ortaya çıkar.
Kürt halkı on yıllardır ne için mücadele etti? On binlerce gencimize ne vadetmiştiniz? Hangi umutla dağlara çıktılar ve neden hayatlarını kaybettiler? Yakılan, yok edilen bu genç canların sorumlusu kimdir? Büyük yalanlar ve hileler üzerine kurulu bu sözde mücadelenin anlamı nasıl açıklanacaktır? Ben bu soruları bir politikacı olarak değil, bir sanatçı olarak soruyorum.
Çünkü sanatçı olmak aynı zamanda vicdani sorular sormak demektir.

Beni asıl düşündüren, Kürt sanat dünyasında bu tür soruların yeterince tartışılmamasıdır. Öcalan’ın “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” başlıklı mektubu Kürtçe ve Türkçe okunduğunda, Kürt sanatçı ve aydınları ne düşündü? Sanatsal bir refleks ya da eleştirel sorgulama hiç mi uyanmadı? Sanatçı olmak sadece üretmek değil; aynı zamanda toplumun vicdanını canlı tutmaktır.

Günümüzde ideolojik, partizan ve fırsatçı yaklaşımlar sanatın önüne geçmiştir

D. Ali: Kürd sanatçılar ve entelektüeller neden sessiz? 

N. Ariç: Bu sorunun tek bir cevabı yoktur. Bazıları korktuğu için susuyor.
Bazıları konfor alanını kaybetmek istemediği için konuşmamayı tercih ediyor.
Kimisi de sanatı sorumluluktan uzak, sadece eğlence ve geçim aracı olarak görüp toplumsal gelişmelerden uzak durmayı kendisi için daha güvenli buluyor.

Ama bugün, tüm dünyanın gözü önünde yaşananlar karşısında asıl sorulması gereken soru şudur: Kürt sanatı bugün nerede duruyor? Ülkemizin, insanımızın ve kültürümüzün yok edilmesi karşısında seyirci kalmak bir sanatçıya yakışır mı? Yoksa bu sessizlik, aslında bir tür onay mıdır? Gelmekte olan büyük tehlikeleri görebilen tek sanatçı ben miyim? Yoksa susmayı tercih edenler gerçekten daha mı akıllı? Ve en önemlisi: Bu sessizliği gelecekte halkımıza nasıl açıklayacaksınız?

Bugün çok az sayıda sanatçı ve aydının eleştirel ve mesafeli bir duruş sergilediğini görüyoruz.
Halkımız onları görüyor, tanıyor ve saygı duyuyor. Ama asıl acı olan şudur: Kürt sanat dünyasında siyaset üstü bir sanatçı dayanışması neredeyse yoktur.

Oysa sanatçılar, özellikle düşünce özgürlüğü ve vicdani cesaret söz konusu olduğunda, birbirlerine sahip çıkmak zorundadır. Ne yazık ki bugün ideolojik, partizan ve fırsatçı yaklaşımlar sanatın önüne geçmiştir. Duruşun yerini hesap, cesaretin yerini suskunluk almıştır.
Bu durum sadece bireysel bir zafiyet değildir - Kürt sanatının geleceği açısından büyük bir kayıp ve utançtır.

Kürdistan, dünyanın en güçlü seslerine, en derin ritimlerine ve en yetenekli insanlarına sahip coğrafyalardan biridir. Ama yetenek, eğer hakikatin yanında durmuyorsa, sadece bir gürültüye dönüşür. Sanatın gücü siyasetten daha büyüktür, ama yalnızca özgürlük için kullanıldığında.

Bugün geldiğimiz noktada sadece Kürtçe konuşmak, Kürtçe şarkı söylemek kimseyi gerçek anlamda Kürt yapmaz. Dil bir araçtır; belirleyici olan duruştur. Gerçek Kürtlük; sorumluluk almaktır, Kürdistanî bir bilinçle hareket etmektir, halkının acısına ve geleceğine sahip çıkmaktır.
Gerçek sanatçılık ise; risk almaktır, yalnız kalmayı göze almaktır, alkışa değil hakikate sadık kalmaktır. Sanatçı ya halkının sesi olur ya da sessizliğin suç ortağı.

Ortası yoktur. Bugün bize gereken sanatçı; iktidarın gölgesinde duran değil, halkın yanında duran, rahatı değil gerçeği seçen, susmanın değil konuşmanın bedelini ödemeye hazır olandır.
Çünkü tarih, susanları değil konuşanları yazar. Ve yarın, bugün susanlar değil, bugün risk alanlar hatırlanacaktır. Bu yüzden bu konular konuşulmalıdır.
Ve konuşulacaktır.

''Toplumumuz, eleştirel sanatçıdan korkmak yerine, orta yolcu sanatçıya karşı temkinli davranmalıdır''

D. Ali: Kürd milletine ve Kürdistan halkına mesajınız nedir?

N. Ariç: Bir halkın özgürlüğü yalnızca siyasi mücadeleyle kazanılmaz.
Aynı zamanda kültürle, sanatla ve bilinçle korunur. Dilini kaybeden bir insan aynı zamanda hafızasını da kaybeder. Hafızasını kaybeden bir ulus ise geleceğini ve varlığını kaybeder.
Toplumumuzun öğrenmesi gereken önemli bir şey de şudur: Eleştiren sanatçıdan korkulmamalıdır. Tam tersine eleştiren sanatçı bir toplum için çok değerlidir. Çünkü eleştiri, toplumun vicdanını canlı tutar.
Toplumumuz eleştiren sanatçıdan korkmak yerine; orta yolcu, vasat ve fırsatçı sanatçılara karşı daha duyarlı olmalıdır. Çünkü gerçek sanatçı, vicdanını ve sanatsal bakış açısını ideolojik kalıpların dışında tutabilendir. Eleştiren sanatçı aslında toplumu uyanık tutan vicdandır.

''En büyük ihtiyacımız ulusal birlik, sağduyu ve stratejik bir duruş''

D. Ali: Orta Doğu’daki gelişmeler ve Doğu Kürdistan’ın geleceği hakkında ne düşünüyorsunuz?

N. Ariç: Ortadoğu şu anda büyük bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Bölgedeki dengeler hızla değişiyor. Bu dönemler hem fırsatları hem de büyük riskleri barındırıyor. Kürdistan bugün büyük güçlerin ve büyük siyasi oyunların tam ortasında bulunuyor. Bu nedenle Kürt siyasetine her zamankinden daha fazla bilgelik, sorumluluk ve stratejik düşünme gerekiyor. En önemlisi Doğu Kürdistan’daki siyasetçilerin, son yüz yılda yaşanan iyi ve kötü deneyimlerden ders çıkarmasıdır. Beş partinin birlikte mücadele etme kararı değerlidir. Ancak bu birliklerin niteliği ve yönü her zaman sorgulanmalıdır.
Gerçek şu ki herkes gibi ben de bunların arasında PKK ile bağlantılı PJAK'ın olmasından endişeleniyorum.  Ama diğer dört partimizin de bu konuyu iyice düşünüp, olası Apoist-TC oyunlarına karşı önlem aldıklarını düşünüyorum. Önümüze çıkan tarihsel fırsatları doğru değerlendirmek hayati önem taşımaktadır. Her zaman Rojhilatlı kardeşlerimin yanında olduğumu ifade etmek isterim. Bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey; ulusal birlik, akıl ve stratejik bir duruştur. Çünkü artık zaman daralıyor. Ve bu parçalanmışlık daha fazla sürdürülemez.

Korkmayın, her türlü ideolojik kalıplardan uzak durun

D. Ali: Genç Kürd sanatçılara tavsiyeniz nedir?

N. Ariç: Genç sanatçılara en önemli tavsiyem şudur: Korkmayın.
Sanat cesaret ister.
Her türlü ideolojik kalıptan uzak durun.
Kendi kültürünüzden ve tarihinizden beslenin ama aynı zamanda dünyaya da açık olun.
Çünkü güçlü sanat; hem köklerinden beslenir hem de evrensel bir dil kurar.
Ve unutmayın: Sanatçı olmak, sadece üretmek değil—gerektiğinde yalnız kalmayı göze almaktır.

Paylas: