Mehmet Metiner: O sosyoloji devletin gücüne dönüştürülecek
RûpelNews - RûpelNews’e verdiği röportajda AK Partili Mehmet Metiner, “Dağ bütünüyle boşaltılıp tehdit unsuru olmaktan çıkartılıyor. Süreç içerisinde bir bütün olarak o sosyoloji devletin gücüne dönüştürülecek” dedi.
“Türk-Kürt ittifakı yeni bir siyasi ve sosyal mimariye dönüşecek” diyen Metiner, “Türkiye’nin iç cephesi sarsılmaz bir biçimde güçlenecek. Silahlarla birlikte ayrılıkçı-bölücü düşünceler de toprağa gömülecek” değerlendirmesinde bulundu.
Çerçeve yasayı kalıcı çözüm için önemli bir ilk adım olarak değerlendiriyorsunuz. Meclis’teki geniş destek sizce kalıcı bir siyasi mutabakata dönüşebilir mi? Bunun için partilerin bundan sonra nasıl bir tutum alması gerekir?
"Yeni bir devrin kapılarını ardına kadar açan tarihî bir adım bu"
Süreç yasası Mecliste 467 gibi rekor bir oyla kabul edildi. İYİ Parti ve DP hariç Meclis’teki diğer partilerin tümü destek sundular. AK Parti-MHP-DEM Parti’nin yürüttüğü sürecin Meclis’teki destek oranı gerçekten tarihî önemine yakışır bir düzeyde. YENİ Parti kendi içinde ciddi bir yarılma yaşadı. Vekillerinin büyük bir kısmı “hayır” dedi. CHP kendi içinde iki “hayır”la birlikte katılmayanlarla birlikte fire veren partilerden diğeri oldu. Ama sonuçta kurumsal olarak CHP hem süreci desteklediğini hem de süreç yasasının arkasında durduğunu ilan etti. YENİ YOL grubunu oluşturan partilerimiz desteklerini sundular. HÜDA PAR ve DSP açık destek sundular.
Bu desteğin bize gösterdiği gerçeklik şu: Süreçle birlikte yeni bir siyasal ittifak sistemi oluştu. Bu yeni siyasal hizalanma kalıcı bir siyasi mutabakata dönüşebilir. Sürecin siyaseti doğru temelde ve kuşatıcı bir anlayışla yapılırsa bundan sonraki adımlarda, özellikle demokrasimizi derinleştirecek ve sosyal barışımızı kalıcı hâle getirecek adımlarda, kalıcı bir siyasi mutabakat pekâlâ oluşabilir. Bunun için dar partici tutumlardan veya daraltıcı ideolojik-siyasi tarafgirlikten kaçınan bir yeni siyasete ihtiyaç var. Bu süreç siyaseti, yasaya destek verenler arasında oluşturulacak bir demokratik diyalog ve müzakere mekanizmasıyla birlikte çok anlamlı ve faydalı bir güçlü mutabakata evrilebilir.
Kendi adıma şunu diyorum: AK Parti-MHP-DEM Parti asıl bundan sonra sürecin asıl yürütücü partileri olarak yeni bir ittifak sistemi oluşturmalıdırlar. Bu yasanın yürürlüğünden sonra başlayacak inşa sürecinde bu ittifak sistemiyle beraber destek sunanlarla güçlü bir ilişki ve iş birliği geliştirmek şart. Zira yeni bir anayasa yapma ihtiyacı var. Güvenlik dengelinin kalkmasıyla beraber demokrasimizi derinleştirmek için atılması gereken adımlar ve yapılması gereken demokratik reformlar var. Ben bu güçlü desteğin yeni dönemde kalıcı bir siyasi mutabakata dönüşeceği kanaatindeyim. Bence hiçbir şey artık eskisi gibi olmayacak. Yeni devrin siyaset anlayışı da siyasi ittifak sistemi de değişecek.
“Sorundan beslenenler çözüme direniyor”
Meclis’te çerçeve yasaya destek verenlerin yanı sıra karşı çıkan milletvekilleri ve partiler de oldu. Özellikle YENİ Parti milletvekillerinin tutumunu ve yasaya karşı çıkan kesimlerin itirazlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Sürece karşı çıkanların itirazlarını baştan beri hiç anlamlı ve içerikli bulmadım. Eski Türkiye’ye ait retoriklerin miadı doldu. Öcalan yalnızca PKK’yı feshetmedi, PKK’nın varlığından beslenenleri de feshetti, hükümsüz kıldı. Öcalan sadece PKK’nın elindeki silahları almadı, PKK karşıtlığı üzerinden siyaset yapan herkesin elindeki silahları da aldı. Sorundan beslenenler çözüme direniyorlar. Bütün mesele bu. Yoksa devletini ve ülkesini sahiden sevenler, devletine ve ülkesine kaybettiren yarım asırlık bir kanlı sorunun çözülmesinden herkesten çok memnuniyet duyarlar. Gerçek milliyetçilik budur. MHP’nin Bilge Lideri Sayın Bahçeli’nin yaptığı şeydir asıl milliyetçilik. Peki, karşı çıkanlar ne diyor? Hiçbir şey! Sadece “teröristler affediliyor!” diyorlar. Elinde silah olanlar devlet ve toplumla bütünleştirilmek isteniyor. Demokratik ve birlikçi bir entegrasyon sürecidir bu. Dağ bütünüyle boşaltılıp tehdit unsuru olmaktan çıkartılıyor. Süreç içerisinde bir bütün olarak o sosyoloji devletin gücüne dönüştürülecek. Bir büyük barış ve bütünleşme gerçekleşecek. Türk-Kürt ittifakı yeni bir siyasi ve sosyal mimariye dönüşecek. Türkiye’nin iç cephesi sarsılmaz bir biçimde güçlenecek. Silahlarla birlikte ayrılıkçı-bölücü düşünceler de toprağa gömülecek. Kazanan Türkiye olacak, kazanan hepimiz olacağız. Yaptıkları itiraz trajikomik bile değil! Silah yerine siyaset, ölüm yerine hayat ikame edilecek. Müthiş bir al-ver süreci bu. Ama onlar “teröristler affediliyor!” argümanı üzerinden yol yürüyorlar. Olacak şey değil! Dedikleri şu: “Silahlarını bırakıp gelenler cezaevlerinde çürüsünler!” Yahu, yeryüzünün neresinde böyle bir çözüm modeli var? Kimse cezaevinde çürümek için silahını bırakıp gelir mi? Bunun siyasetini yapmak, tam da dediğim şey işte: PKK silahlarını bırakmasın! PKK’nın bu şekildeki varlığı ve elindeki silahları bizim de siyaseten varlık nedeni! Bunun altındaki ırkçı ve faşist zihin ise bahsi diğerdir. Bu sesleri yüksek çıksa bile toplumsal karşılığı az olan kesimin çözüm için önerdiği hiçbir şey yok. Türkiye’nin yalnızca “terör” üzerinden şekillenen güvenlikçi aklına yaslanıyorlar. Oysa o inkârdan beslenen akıl zaten sorunun müsebbibi akıldır.
YENİ Parti sürecin geçmişte olduğu gibi bozulacağına inandığı için DEM Parti kitlesini kazanmaya dönük bir destekçi tutum içine girdi. Çünkü Erdoğan düşmanı bir siyasi cephe için DEM Parti’nin dinamik ve etkili gücü kendileri için hayati öneme sahipti. Sürecin başarılı olduğunu görünce derin bir yarılma içine girdiler. Sürecin başarıyla tamamlanması hâlinde yeni bir siyasi ittifak sisteminin oluşacağını ve kendilerinin de zihnen ve siyaseten boşa düşeceklerini gördüler. “Ne şiş yansın ne kebap” siyasetine yöneldiler. Hem şiş yandı hem kebap! Hem “evet” dediler hem “hayır” dediler. “Hayır” diyenlerin sayısı “evet” diyenlerden fazla çıktı. Bu da YENİ Parti’nin o ulusalcı genlerinin hâlâ ne kadar baskın olduğunu ortaya koydu. Bunun adına “yeni nesil siyaset” dediler. Oysa bu tam da bir siyasetsizlik hâlidir. Bence YENİ Parti siyaseten kaybetti ve artık eski gücünü de koruyamaz.
“Sonra başlayacak yeni süreç çok daha farklı olacak”
DEM Parti hukuki ve siyasi güvencelerin önemini vurgularken siz de bazı taleplerin süreci zorlaştırabileceğini söylemiştiniz. Farklı beklentiler arasında nasıl bir denge kurulabilir?
Hukuki ve siyasi güvenceler elbette gerekli. Bu olmadan süreç tamamlanamaz. Söz gelimi, Öcalan’ın yasal statüsü önemli. Bu konuda Sayın Bahçeli gibi düşünüyorum. Öcalan’ın süreçteki statüsü yasal bir güvenceye kavuşturulmalı. Sayın Bahçeli’nin “Barış sürecinde siyasi koordinatörlük” önerisi, çözümü yasal temelden kalıcılaştırmak için hayati öneme sahip. Tabii bu gelişmelerin bizi taşıyabileceği bir yer. Fiilen olan bu aslında. Sadece yasal adı konulmamış durumda. Çıkarılan yasadan sonra PKK’nın kendisini feshettiği ve silahlarını da bıraktığı tespit edildikten sonra başlayacak yeni süreç çok daha farklı olacak. Bu bir inşa süreci olacak. Bu sürecin uzamaması lazım. PKK’nın silahlarını ebediyen bıraktığını göstermesi şart. Sonraki adımlar gelecektir. Oluşacak güven ikliminde diğer adımlar peşi sıra gelecektir. O yüzden diyorum ki kendi doğal süreci içinde başarıyla devam eden süreci enfekte edecek veya süreç bozguncularının değirmenine su taşıyacak o eski Türkiye’ye özgü siyaset dilini de talepler setini de terk etmek lazım. Sürecin siyaseti 27 Şubat çağrısındaki amaç üzerine inşa edilmeli ve inşa sürecinde bu siyaset, yeni paradigma temelinde güveni derinleştirecek bir anlayış zemininde sürdürülmelidir. DEM Parti o eski diliyle sorun üretir. İnkârın dili nasıl çözümsüzlüğü derinleştiriyorsa isyanın dili de çözümsüzlüğü derinleştirir. Dediğim şu özcesi: Çözüme giden yolun önündeki engellerden biri olmamak, çözüm için gerekli olan güven iklimini bozacak ve yeni sorunlar oluşturacak talepleri seslendirmek yerine güven iklimini derinleştirecek bir talep setini yeni siyasetin kendisine dönüştürmek! Ya hep hiç radikalizmine saplanmamak! Adım adım süreci başarıya taşımak! Bunun için gerekli olan sabrı ve sağduyuyu kuşanmak!
Unutulmaması gereken hakikat şudur: En doğru sözü etkisizleştiren şey yanlış üslup ve dildir. Yarına dair şeyleri yarına bırakan, bugüne dair şeyleri de doğru bir dille seslendiren bir siyaset anlayışını salık veriyorum. Farklılaştığımız konu bu sanırım. Ama inanıyorum ki DEM Parti bu temelde kendini değiştirip dönüştürecek ve sürece çok daha anlamlı katkılar sağlayacaktır.
“Hiçbir şey artık eskisi gibi olmayacak”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Devlet Bahçeli ve Abdullah Öcalan’ın süreçte üstlendiği roller dikkate alındığında, bugün ortaya çıkan tablo geçici bir siyasi irade mi, yoksa Kürt meselesine yaklaşımda daha kalıcı bir değişimin işareti mi?
Hiç kuşkunuz olmasın: Bu geçici bir irade değil, kalıcı bir irade. Cumhurbaşkanımızı 1980 öncesinden tanıdığım için biliyorum. MHP’nin Bilge Lideri ile bu süreçte defalarca görüşüp derinlemesine konuştuğum için biliyorum. PKK Öcalan’ın talimatıyla kendini gerçekten feshettiğini ve silahlarını temelli bıraktığını gösterdiğinde artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.
Cumhurbaşkanımızın Türkiye Yüzyılı’nı birlikte inşa çağrısı tarihî bir çağrıdır. Anlayan için her şeyi içkindir. Sayın Bahçeli’nin bu kanlı sorun çözüldükten sonra atılacak demokratik hamlelere “Hepimiz eşitiz Türkiye” mottosu üzerinden yaptığı vurgu tarihî önemdedir. O yüzden diyorum ki PKK elini çabuk tutmalı ve elindeki silahları bıraktığını somut olarak göstermelidir. Bu kalıcı iradeyi ortaklaştırmak ve bu iradeye en ufak bir kuşku gölgesinin düşmesine izin vermeyecek bir duruş sergilemek gerek.
“Acılarımızı ortaklaştırıp yeni bir gelecek kurmalıyız”
“Acılarımızı yarıştırmayalım, helalleşelim, kucaklaşalım” mesajını sık sık veriyorsunuz. Silahların susmasının ardından toplumsal barışın kurulması için hangi adımlar atılmalı?
Bugün yapılması gerekenleri yaparsak diğerleri kendiliğinden gelir.
Silah sorunu çözüldükten ve güven iklimi kökleştiğinde sorunların bir bir nasıl kolaylıkla çözüldüğü görülecektir. Her sözün bir vakti vardır. Her adımın da yeşereceği bir zemine ihtiyacı vardır. Şimdiden maddeler hâlinde yarına dair atılması gereken adımları sıralamanın bence yararı yok. Evvela o zemini birlikte oluşturalım. Acılarımızı ortaklaştırıp ortak bir yeni gelecek adına helalleştiğimizde zaten atılması gereken adımlar ardı sıra gelir. Düğmeyi doğru ilikleyerek yol yürümesini bilelim yeter ki. Toplum mühendisliğine soyunmamıza bence hiç gerek yok.
“Sorunu çözecek iradeyle ittifak ve iş birliği içinde olmak gerek”
Hem Kürt siyasi hareketini hem de AK Parti’yi yakından tanıyan deneyimli bir siyasetçi olarak, geçmiş çözüm girişimlerinden bugünkü sürece taşınması gereken en önemli ders nedir? Bu kez sürecin kalıcı olması için neyin farklı yapılması gerekiyor?
Birinci çözüm sürecinde dış konjonktür tamamen aleyhimizdeydi. Şimdi lehimizde.
Çözümü sabote etmek isteyen paralel devlet unsurları en kilit makamlardaydılar. Hatta görünen devlet bizdik ama asıl devlet onlardı. Birbirleriyle çatışma hâlinde olsalar bile çözümü boşa çıkarmak için ortaklaştıkları da artık biliniyor. 15 Temmuz’dan sonra seçilmiş cumhurbaşkanımızın iradesi, yani millet iradesi, tek geçerli irade hâline geldi, paralel devlet unsurlarıyla beraber askerî vesayet sistemi de tasfiye oldu. Devlet ve hükümet ayrımı da ortadan kalktı. Yani kendilerini sizin üstünüzde devlet olarak gören asker-bürokrasi sınıfının vesayet rejimi sonlandırıldı. Bu da iç şartların artık tamamen kalıcı bir çözüm için hazır olduğu anlamına geliyor.
Bu gerçeklik artık Öcalan tarafından biliniyor. DEM Parti de bunun ayırdında.
Öcalan yakalandığında devlet askerdi. Öcalan devlet derken onları kastediyordu. Çünkü devlet adına Öcalan’la onlar hep temas hâlindeydi, hep müzakere hâlindeydi. Birinci çözüm sürecinde bile Öcalan’ın söylemlerine baktığınızda Öcalan’ın hâlâ AK Parti Hükümetini devlet olarak görmediğini görürsünüz. İmralı Notları’nda Öcalan, kendisiyle görüşen o zamanki HDP siyasetçilerine hep şunu deyip dururdu: “Benim muhatabım devlettir, ben burada devletle görüşüyorum, siz hükümetle görüşün!”
Şimdi yeni yönetim sistemimizle birlikte bu ikilik ortadan kalkmış oldu.
Çıkarılması gereken tek ders şu olmalı: Sorunu çözecek olan iradeyi ideolojik-siyasi gerekçelerle düşmanlaştırmak yerine o iradeyle ittifak ve işbirliği içinde olmak gerek!
Geçmişte bu hata yapıldı. Erdoğan ve partisi düşmanlaştırıldı. CHP’nin başını çektiği o cephenin yedeğine düşülen, hatta onun siyasi mühimmatına dönüşülen bir yol izlendi. AK Parti’nin elini kolunu bağlayan koşullar dikkate alınmadı. Paralel devlet unsurlarının oyun bozucu atakları AK Parti’den bilindi. İlk denemeydi. AK Parti henüz devletin sahibi ve hâkimi değildi, PKK ve HDP ise “Ya hep ya hiç radikalizmi”nden ve o soğuk savaş döneminin artık anlam yoksunluğuna uğramış ideolojik sekterliğinden kendisini arındırabilmiş değildi. Şayet o dönemde Erdoğan’ın devlet içindeki engellemeleri ve direnci aşma konusunda PKK ve HDP işlevsel bir katkı sağlamış olsaydı tarih farklı akabilirdi. Bunu tek yanlı bir eleştiri veya yalnızca bir eleştiri olarak görmemek lazım. Bir tespit benimkisi. Çünkü Cumhurbaşkanımız Erdoğan Başbakan iken herkesin karşısına dikildiği o en zor zamanlarda inkârı sonlandırma cesareti göstermişti. Cumhurbaşkanımızın eli güçlendirilmiş olsaydı o dönemde tarih farklı akabilirdi. Tabii ki ilk deneme olduğu için güvensizlikler herkese hatalar yaptırdı. Geçmişi suçlama gerekçesi olarak kullanmamak gerek. Tersine herkesin/hepimizin yeni bir gelecek için bir deneyim örneği olarak ders çıkartılacak bir dönem olarak okuması lazım.
Şimdi herkes çıkardığı derslerle çok daha çözüm odaklı çalışıyor.
Devlet iradesinde hiçbir sorun yok ama toplumsal düzeyde kökleşen bir güvensizlik, kalıcı çözümde herkesi daha ihtiyatlı ve daha ikna edici bir yol yürümeye zorlamış görünüyor. O yüzden cesaret ne kadar gerekliyse toplumsal güven inşası da o kadar gerekli.
O nedenle sürecin en başından itibaren herkesin hem diline çok dikkat etmesi gerektiğine vurgu yaptım hem de güvenilebilir olduğunu somut olarak göstermesi gerektiğine dikkat çektim.
Erdoğan sorunu çözecek iradenin sahibi. Bahçeli bu iradenin en güçlü öncüsü. DEM Parti bu iradeyi kalıcılaştırmak için hayati öneme sahip bir parti. O yüzden sürecin başarıyla tamamlanması ve toplumsal güven ikliminin oluşması için bu üç süreç yürütücüsü partinin yeni bir ittifak ve iş birliği içinde olmaları şart.
Şayet bu yapılmazsa birinci çözüm sürecinden ders çıkartılmadığını söylemek hiç de yanlış olmaz. Sürece destek veren diğer partilerle de yeni bir siyasi hat üzerinden işbirliği içinde olmak çok önemli.
Sayın Cumhurbaşkanımızın böyle bir siyasi ittifak ve işbirliği hattının oluşmasına öncülük yapmasını, DEM Parti’nin de bu inşa sürecinde kendini bu anlayış temelinde konumlandırmasını olmazsa olmaz önemde görüyorum. İnşa sürecinin siyaseti de, siyasi ittifak sistemi de sürecin ruhuna uygun olmak zorundadır. Yalnızca süreç ve çözüm odaklı bir yeni siyaset ve siyaset tarzı. Önerim budur benim.