TR KU AR
FB X IG
Dünya

Berlin’de okul tartışması: 'Öğrenciler dinlerini başkalarına dayatıyor'

Haber Merkezi
Editor
📅 30 Haziran 2026 14:17
Berlin'de yayımlanan yeni okul araştırması dini baskı tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. Neukölln Belediye Başkanı Martin Hikel, bazı okullarda öğrencilerin dini kuralları okul kurallarının önüne koyduğunu, Alevi öğrencilerin inançlarını gizlemek zorunda kaldığını ve resmi namaz odalarına karşı olduğunu söyledi. Hikel, Almanya'nın hem ırkçılıkla hem de İslamcılıkla aynı anda mücadelede başarısız olduğunu savundu.

RûpelNews - Berlin Senatosu'nun geçen hafta kamuoyuna sunduğu okul şiddeti araştırması, başkentte okullarda dini baskı ve şiddet olaylarının boyutuna ilişkin dikkat çekici sonuçlar ortaya koydu. Araştırmanın ardından konuşan Berlin'in Neukölln İlçe Belediye Başkanı Martin Hikel, özellikle bazı okullarda dini baskının arttığını, öğrencilerin birbirlerine inançlarını dayattığını ve okulların dini talepler karşısında tarafsız kalması gerektiğini söyledi.

Öğretmenlerin yüzde 60'ı şiddeti büyük sorun olarak görüyor

Araştırmaya göre öğretmenlerin yaklaşık yüzde 60'ı öğrenciler arasındaki şiddeti büyük ya da çok büyük bir sorun olarak değerlendiriyor. Öğretmenlerin yaklaşık yüzde 30'u ise okullarında dini baskı yaşandığını belirtiyor. Ayrıca araştırmada yaklaşık her üç öğrenciden birinin dini kuralları okul kurallarından daha önemli gördüğü ortaya çıktı.

Martin Hikel, bu sonuçların Neukölln'de 2021 yılında yapılan ve "dini uyum baskısını" inceleyen araştırmayla örtüştüğünü söyledi. Hikel'e göre bazı öğrenciler yalnızca kendi inançlarını yaşamıyor, aynı zamanda dini anlayışlarını diğer öğrencilere de dayatıyor.

"Alevi öğrenciler inançlarını gizlemek zorunda kalıyor"

Hikel, dini baskının özellikle sosyal ve etnik yapının daha homojen olduğu okullarda daha belirgin görüldüğünü söyledi.

Buna örnek olarak Alevi öğrencileri gösteren Hikel, bazı Alevi öğrencilerin Sünni öğrencilerin yoğun olduğu okullarda inançlarını gizlemek zorunda kaldığını belirtti.

"Gençlerin kimliklerini saklamak zorunda kalması tüm okul topluluğu açısından bir sorundur" diyen Hikel, bunun okul iklimini olumsuz etkilediğini ifade etti.

"26 kişilik sınıfta çoğunluk aynı düşüncedeyse öğretmen zorlanıyor"

Hikel, Almanya'da federal düzeyde hazırlanan Motra Monitor araştırmasına atıfta bulunarak dindar genç Müslümanların önemli bir bölümünün İslamcı düşüncelere yakın durduğunu ya da bu görüşlere itiraz etmediğini söyledi.

Ona göre birkaç radikal öğrencinin etkili olabilmesi için sayıca fazla olmaları gerekmiyor.

"Bir sınıfta 26 öğrenciden 15 ya da 16'sı aynı düşünceleri paylaşıyorsa, öğretmenlerin buna karşı durması son derece güç hale geliyor" diyen Hikel, farklı dini ve kültürel geçmişe sahip öğrencilerin bulunduğu okullarda ise bu tür baskıların daha kolay dengelendiğini savundu.

Ramazan ayında tuvalet önünde su nöbeti

Araştırmada aktarılan dikkat çekici örneklerden biri de Ramazan ayında yaşanan olaylar oldu.

Bazı okul yöneticileri ve öğretmenler, öğrencilerin okul tuvaletlerinin önünde nöbet tutarak oruç tutmayan öğrencilerin su içmesini engellemeye çalıştığını anlattı.

Hikel, bu tür durumlarda öğrencilerle neden başkalarının özgürlüğünü kısıtladıkları üzerine konuşulması gerektiğini söyledi. Ancak aynı davranışı çok sayıda öğrencinin doğru bulduğu durumlarda sorunun bireysel olmaktan çıkıp tüm okulun çözmesi gereken kurumsal bir meseleye dönüştüğünü ifade etti.

"Başörtülü ilkokul öğrencilerinin sayısı artıyor"

Hikel, kendisine ulaşan bilgiler arasında üçüncü ve dördüncü sınıfa giden kız çocuklarının başörtüsü kullanmaya başlamasının da yer aldığını söyledi.

Yaklaşık 8-10 yaşındaki kız çocuklarının giderek daha fazla başörtüsü taktığını belirten Hikel, bunun bu yaş grubu için normalde öngörülmediğini ve "farklı bir İslam anlayışının göstergelerinden biri" olarak değerlendirilebileceğini ifade etti.

Ayrıca ilkokul çağındaki birçok çocuğun oruç tuttuğunu, bunun öğrencilerin derslerde yeterince enerjik olmamalarına neden olduğunu söyledi. Aynı durumun ortaokul ve lise öğrencileri için de geçerli olduğunu belirtti.

"Okullar ibadet edilen yerler değildir"

Okul yöneticilerinin bazı Müslüman öğrencilerin okul içinde resmi namaz odaları oluşturulmasını talep ettiklerini aktardığını söyleyen Hikel, bu talebe açıkça karşı çıktı.

"Ben ne Hristiyanlar ne Hindular ne Budistler ne de Müslümanlar için ibadet odalarından yanayım" diyen Hikel, dinin özel hayatın bir parçası olduğunu ve okulun temel olarak laik bir alan olması gerektiğini savundu.

"Bir okul ibadet edilen bir yer değildir" ifadelerini kullanan Hikel, bireysel olarak öğretmenlerin çok dindar öğrencilere anlayış göstermesini doğal karşılayabileceğini ancak okulun kurumsal olarak ibadet alanı oluşturmasının yanlış olduğunu söyledi.

"Bu talepler bugüne kadar hep Müslüman öğrencilerden geldi"

Araştırmada Hristiyan ve herhangi bir dine mensup olmayan öğrencilerin de dini kuralları okul kurallarından üstün gördüğüne dikkat çekilmesine rağmen Hikel, Neukölln'de bugüne kadar karşılaştığı namaz odası taleplerinin tamamının Müslüman öğrencilerden geldiğini söyledi.

Bu öğrencilerin bazılarının belirli camilerden, internet yayınlarından ve "Muslim Interaktiv" gibi oluşumlardan etkilendiğini öne sürdü.

"Hem ırkçılıkla hem İslamcılıkla mücadelede başarısız olduk"

Hikel'e göre okul yönetimleri dini talepleri reddettiklerinde zaman zaman "Müslüman olduğumuz için ayrımcılığa uğruyoruz." ya da "Bu antimüslüman ırkçılıktır." suçlamalarıyla karşı karşıya kalıyor.

Neukölln'de gençler arasında dindarlığın artmasının iki temel nedeni olduğunu söyleyen Hikel, bunlardan ilkinin Müslüman ailelerin uzun yıllardır iş ve konut arayışında ayrımcılığa maruz kalmaları olduğunu ifade etti. İkinci neden olarak ise siyasi İslam'ın Berlin'de ve Almanya genelinde etkisini artırmasını gösterdi.

Hikel, Almanya'nın bugüne kadar hem ırkçılıkla hem de İslamcılıkla aynı anda etkili biçimde mücadele edemediğini savundu. Başörtüsü yasağı ya da okullardaki dini baskıyı ortaya koyan araştırmaların zaman zaman "ırkçı" olmakla eleştirildiğini belirten Hikel, bunun sorunların açık biçimde tartışılmasını zorlaştırdığını söyledi.

Araştırmaların sürdürülmesi gerektiğini belirten Hikel, sorunların ne kadar ayrıntılı ortaya konulursa çözüm yollarının da o kadar somut geliştirilebileceğini ifade etti. Röportajın sonunda ise öğretmenliğe geri dönme ihtimali sorulan Hikel, mevcut tabloya rağmen bundan çekinmediğini belirterek, "Bunlar toplum olarak birlikte çözmemiz gereken sorunlardır" dedi. (Die Zeit)

Paylas: